• Her insan rabblaştırdıklarından (tanrılaştırdıklarından) arınarak Rabb'ini bulmak ve kulluğunu hatırlamak için bir yolculuğa çıkmalı. Kah kalbinin derinliklerine olmalı bu yolculuk, kah Rabb'inin bereketli kıldığı şehre... İnsan, kah ufukla raks eden deryanın taşkın ve serin sularına atmalı kendini, kah kızgın çöllere...
  • Müslümanların bu teslimiyetine ve imanına hayran kalmamak mümkün değildi. Bizim toplumumuz için din haftanın bir günü kiliseye gelmekten ibaretti, bu Müslüman insanlar için ise "din" hayatın kendisiydi. Din ile hayatı ayırmış değillerdi bizler gibi çünkü dinleri onların hayatlarındaki her şeye yön veriyordu.
  • 224 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Saksonya’dan İskenderiye’ye – Bir Faytoncunun Serüvenleri

    Kalp Yurdundan

    Tarih boylu boyuna uzanan bir yol misali. İnsan bu yolun seyyahı, arayanı... Gözler başka başka farklılıklar zenginlik bahçesi. Gözler, arar, ayaklar gider böylece bir seyyah yol alır. Bir günün doğuşunda, ıssız yağmur havasında gâh ıssızlık, gâh kalabalık bütün bunların varlığında seyyah yalnızdır ve aradığının peşindedir.

    Göç mevsiminde turnaların, uğrak bahçeleri nasıl hanlar olmuş ise; tarih boyunca var olan insanda göç etmiştir. Gün geldi kitle halinde; savaş, kıtlık, doğa afet vesaire nedenlerle... Ama seyyahların göç etmelerinde saklı olan nedenleri; merak, ilim arayışları, macera gibi... Bir de kalp yurdunda, bir diyarı ruh içinde, bir diğer diyarı ruha su misali akan göçler vardır. Bir kalbi fethetmeye gittiğimizde bu bir göçtür. Göç ile bütün her şey arkada bırakır, ileriye doğru yani güzele doğru yol alınır. Empati yapmak, kendi hatamızı görmek ile yapılan göçlerle; yapılan hatalardan dolayı özür dilemek, hediyeleşmek gönülleri fethetmek, bütün bunların sonucunda güzel diyarlarda yeşermektir.

    Her yürek bir gurbettedir. Kendi yolun, yolcusudur. Bir çiftçinin oğlu olan Alman Ernst Christoph Döbel’in aklı yaramaz, yürekten cesaret dolu serüvenleri; “Saksonya’dan İskenderiye’ye - Bir Faytoncunun Serüvenleri” adıyla SAY Yayınlarından, Almancadan Cristina Schnettger’in güzel çevirisiyle okurunu büyülemeye hazırlanıyor. Sevgili okur, gurbet diyarlarında kendi yolunun yolcusu olan; Döbel’in izlenimleriyle 1830 ile 1836 yılları arasında batı/doğu medeniyetinin ücra köşeleri ile tarihin; an/mekân birleşimini hissedecekler.

    Çocukluk ve Gençlik Yılları

    Döbel, Saksonya-Weimar-Eisenach Büyük Dukalığı o dönemin sınırları içindeki Thüringen Eyaleti’nde bulunan Eisenach şehrine bağlı Berterode köyünde doğar. 22 Eylül 1805 senesinde fakir ve alçakgönüllü köylü ebeveynlerin ikinci erkek çocukları olarak dünyaya gelir. Yaşadığı dönemin şartlarındandır ki iyi bir eğitim alamayarak büyüyen Döbel, on iki yaşından itibaren kalfalıkla uğraşmıştır. On sekiz ay dermansız/amansız ancak kurtuluşu ölümle olan annesinin ölümü Döbel’in küçük yaşta derin hayat acısını tatmasına neden olmuştu. Çok geçmeden iki yıl sonra üvey anne zulmüne sinesi çocuk yaşta kanayarak maruz kalır. Acıyı kanayan sinesinden yüreğine basar erkekçe uzun sürmeden komşu bir köye gidip çalışır. Ayaklarının üzerinde durmayı, sağlam adım atmayı erken yaşlarda öğrenir. Bilinmez ama olur ki bu yaşta hayattaki en yakını/varlığı olan annesinin kaybetmesi; babasının onu sahiplenmemesindeki umutlarının yıkılışıyla; yalnızlaşması onu hayatta beklentisiz yapmıştır. Bir başıboşluk girdabında gecen yıllar... Hayatta kalması için tek yapması gereken fayton imalathanelerinde kalfalık yaparak geçimini sağlamaktır. Bir esinti rüzgârıyla aklına Kudüs’ü ziyaret etmek, doğu medeniyetini gezmek, İstanbul’u görmek eser ve bu esinti ile kararını verir: Saksonya’dan İskenderiye’ye doğru Bir Faytoncunun Serüvenleri başlar.

    Doğu Yolculuğu

    15 Mart 1830 günün tarihe geçtiği vakitlerde Döbel; yarı neşeli, yarı kederli, anavatan göğünün altında, zarif bir şafak kırmızılığının, ışıldayan bir güneşin, parlak bir ay ışığının ve sayısız yıldızların aydınlattığı güzel vadilerden geçerek yürür. İnanç dolu kendisine güveniyle, sağlıklı bir ruh ve vücut ile zinde adımlarını tamamlıyordu. Tuna Nehri üstünden Macaristan, Belgrad, Bükreş, Eflak, İstanbul, Edirne, İzmir ve İskenderiye. Sırasıyla yapılan bu şehir yolculuklarında bir gidişi olduğu gibi bir dönüşü de vardır. Lakin Döbel yaptığı bu seyahatinden sonra kendisinden haber alınamaz. Vebadan ya da başka bir nedenden ötürü öldüğü düşünülen Döbel sararmış bir sonbahar ağacının yaprağı gibi unutulup gitmiştir, zihinlerde. Yazdığı son mektubu da kutsal topraklarda gördüğü izlenimleridir ve uzun uzun yazar. Döbel’in “varlık” adına kalan tek şey elimizdeki “Saksonya’dan İskenderiye’ye – Bir Faytoncunun Serüvenleri” adlı gezi kitabıdır.

    Bir Dönem İstanbul Masalının Resmedilmiş Portresi

    Döbel’in 1830-1836 yılları arasında yaptığı gezilerinde Osmanlı’ya baktığımızda Tahtta II. Mahmud’ün hükümdarlık yaptığı dönemlerdir. Balkanlarda Sırp, Yunan İsyanları ile Ruslarla peş peşe savaşlar, yenilgiler... Büyük toprak sahipleri olan Ayanlarla Sened-i İttifak’ın imzalanması, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanı... Yeniçeri Ocağının kaldırılması gibi nice vahim olaylar. Böyle bir dönem ve manzaranın içinde Ernst Christoph Döbel, İstanbul’u şöyle betimler: “Ertesi sabahın erken saatlerinde uyanıp hemen güverteye fırladığımda, hayranlıkla etrafı seyreden diğerleri ile beraber, her tarafın mukayese kabul etmez bir muhteşemlikte olan manzarası karşısında, şaşkınlığımdan ve hayranlığımdan söyleyecek bir söz bulamadım. Gözlerime inanamadım ve geceleyin Binbir Gece Masalları diyarına geçtiğimizi zannettim. Mamafih, hakikatin tam ortasında, Avrupa ile Asya arasındaki sınırda bulunuyordum ve zaman geçtikçe gözüm, seyrettiği bu muhteşemliğe yavaş yavaş alışmaya ve kalbimin sessiz hayranlığı kendini sesli bir coşkuya bırakmaya başladı...

    Sonsuz bolluk ve güzellikte ışıldayan tabiatın bitmeyen büyüsü yakın uzak her yerde görülürken kalbime hâkim olan tek bir düşüncem vardı; dünyanın hiçbir yerinde ikinci bir İstanbul yoktur.”

    Seyahatlerle dolu maceraların anlatıldığı bu kitap, o dönemin toplumsal olaylardan, gündelik hayata ışık veren yıldızlar gibi doyumsuz bir merakla beraber sürükleyici bir özelliği de vardır. Dil ile okur birer yoldaştır; sıkılma, boğulma yoktur; yardımlaşma vardır.

    Ernst Christoph DÖBEL
    Saksonya’dan İskenderiye’ye
    Bir Faytoncunun Serüvenleri
    SAY Yayınları 2015 İstanbul.
    Gezi
    Sayfa: 224.

    Yunus Özdemir.
  • Dervişlik hırkada tacda değildir. Hararet nardadır sacda değildir. Her ne arar işen kendinde ara Kudüs 'te, Mekke'de,hac'da değildir (Hacı Bektaş)
  • 170 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Aradığını bulmak için yola çıkmak gerek.. Aradığın burnunun dibinde olsa da.. Simyacı tadında çok güzel bir kitap.. Genç kardeşimizin eline diline yüreğine sağlık..