• 176 syf.
    ·2 günde·6/10
    Kitabın kökeni Santa Clara Manastırı'nın boşaltılması haberidir.Yazar buradan esinlenip,babaannesinin gizemli öykülerine eklemleyince bu kitap çıkmış ortaya.

    Kazı sırasında bulunan mezarda taşan yirmi iki metre on bir santimetre uzunluğunda bakır rengi saçlar.Konusu Marquez romanlarının genelindeki gibi bolca mistik öğe içeriyor bu roman da.

    Rahiplerin otorite olduğu,skolastik felsefenin hüküm sürdüğü bir dönemde ilgisiz bir öz baba ve üvey annenin çiftliğin derinlerine,Afrikalı kölelerin eğitimine ittiği bir kız Sierva Maria.
    Kızın kuduz olma şüphesi ile çağımızın da hastalığı olan tıbbi tedavi yerine,manastırın seçilmesi cehaleti ve babanın pişmanlıkları yüzünden kızın hayatının karartılmasıdır konunu özü.Asıl ruh hastalarının, Maria'yı ruh hastası,cin çarpması,içine şeytan girmesi gibi suçlamalarla suçlayıp kızı taştan bir kafese koymaları ve bu sırada bir rahip ile olan aşkı onu biraz olsun güldürse de kötüler finalde kazanıyor elbette.

    Bazı bölümlerinin gereksiz detaylandırıldığını ve Yüzyıllık Yalnızlık kadar etkilemediğini düşündürse de bana,okunmayacak bir kitap değil.
  • kitap ehli dinleri konusunda 72 gruba bölündüler bu ümmet de 73 gruba bölünecektir biri dışında bu grupların tümünün yeri cehennemdir bu kurtulmuş grup cemaat grubudur benim Ümmetimden öyleleri çıkacaktır ki Kuduz hastalığı nasıl bir vücudu sararsa bu ayrılıkçı görüşler tarafından öyle sarılacaklar bu hastalığın girmediği hiçbir damarları hiçbir eklemleri kalmayacaktır

    Peygamberimiz sav
  • Birkaç gündür akışta gördüğünüz tartışmalara şahit olmuşsunuzdur. 1k'da ara sıra kendini gösteren tartışmalar, klavye başında samuray kılıcını göstermek isteyenler tarafından "atışma" haline dönüştü. Pek doğal sistematik desteklerini esirgemeyen pohpohcular da bir güzel katkıda bulundular bu ucuzluğa. 1k'yı hep beraber aydınlara, bilginlere, tarihçilere ve entellere çevirdik. Sıradan bir şeye karşı çıkmak isteyen biri kendisine güzellemeleri düzenlerin desteğiyle akamedik cevap verme zorunluluğunu hissetti, engin bilgileriyle.


    "kesinlikle öyle değildir, x kişisi gereğini yapmıştır" veya, o ilelebet yaşayacak ve gelecek nesillere anlatılacaktır!" tarzında uçuş moduna geçen kişilere prim yüklediniz fazlasıyla... Oysa, o durum ve olay hakkında Google'a girip çok daha içtimai ve detaylı görüşleri tercih edebilir, kendi fikir havuzunuzu genişletebilirdiniz. Ama ısrarla kin-nefret-ideoloji pompalamayı tercih ettiniz ve bunu daha kötüsü olmayacak, yerlerde bir üslupla dile getirdiniz.

    Kişisel mesafenin sınırları, popülerliğin (olsa da) vıcık vıcık göze girmemiş hali, ideoloji militanlığını perdeleyecek kültür ve nezaket hususlarının kırıntılanmış hali çok açık bir şekilde belli oldu. Oysa başlangıçta bu yönleriyle diğer platformlardan ayrılan bir ortam vardı.


    Ne değişti?


    Düşüncesini münasip bir dille tahkir etmek yerine kuduz itler gibi sağa sola köpüren profiller türedi.


    Popülerlik ve tepede kalma hastalığı nedeniyle birçok kişiyle yapay etkileşimler sağlandı.


    İyimser gözüken, takdir edici sözler bile egolarıyla kendini ön plana çıkarma gâyesinde bulundu.


    İnceleme paylaşma zorunluluğu netincesinde en köşesiz tahliller sayfaları işgal etti; olgunluğun uzağında espriler, beğeni için ağlayan cümleler, gerçekçilikten uzak, bir cümleyi 9 sayfaya yayarak aslında hiçbir şey söylemeyen satırlar, en çok okunanlar arasına girdi. Sorun değildi elbette.


    Daha fazla şey olduğu muhakkak, ama burada kalsın, fazlasıyla sıkıcı oldu çünkü.


    Emeği geçen herkese teşekkürler.
  • kuduz bir hayvanın ısırığı, kurbanı
    hastalığa yakalanıp yakalanmadığını öğrenene kadar haftalarca süren acı dolu
    bir bekleyişe mahkûm ediyordu. Eğer kurban şansızsa, kuduzun ilk belirtileri
    yüksek ateş ve genel bir hâlsizlik oluyordu. Çok geçmeden bunları kas
    ağrıları, kusma ve boğaz şişliği takip ediyordu. Yüksek ateş 40 °C’ye kadar
    yükselince kurbanda şiddetli kasılmalar, felç, halüsinasyon ile
    sersemleşmenin yanı sıra parlak ışık, ses ve dokunmaya karşı aşırı hassasiyet
    görülüyordu. En sonunda, hastalığın sinir sistemindeki hayati bölgeleri
    yıkıma uğratmasıyla birlikte, soluk alma ve yutkunma fazlasıyla güçleşiyordu. Vücudun artık yutulamayan kanlı tükürük ve balgamı dışarı
    çıkarmak istemesi sonucu ağızda görülen tipik köpürme başlıyordu.
    Kurbanlar çaresizce susamış olsalar da hidrofobik bir dehşetle kendilerine
    sunulan bütün sıvılardan ürküyorlardı. Kısa bir süre sonra, ne yapacaklarım
    bilmez, saldırgan ve korkmuş bir hâlde komaya giriyorlar ve saatler içinde
    nefes alamaz hale geliyorlardı. Belki de en korkuncu bütün bunların ta
    hastalığın başından beri bilinmesiydi. Kuduz kurbanları için ölüm gerçekten
    kaçınılmazdı.
  • 176 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #mavişapkaayınetkinliği ile Nisan ayında Büyülü Gerçekçilik Akımı ile ilgili kitaplar okuyoruz. Benim kitabım Gabriel G. Marquez in Aşk ve Öbür Cinler kitabı.
    Büyülü Gerçekçilik, akılla çözemediğimiz, büyülü olarak geçiştirdiğimiz olayları kurgusal bir dille anlatan bir tür. Hikayede fantastik unsurlar var, doğal ve doğaüstü olan okuru şaşırtmadan kaynaştırılmış. Karakterlerin ruhsal ve psikolojik durumlarından çok eylemlere yer verilmiş. Daha detaylı bilgiye @mavisapka.bookclub instagram sayfasından ulaşabilrsiniz.
    Marquez de bu kitabında gazetede haber yapacağı bir olay ile anneannesinin anlattığı bir hikayeyi birleştirip doğal ve doğaüstü olanı önümüze seriyor. Din, engizisyon, aşk, kölelik, bilim..herşey kusursuzca harmanlanıp kurgulanmış. Anne baba sergisinden yoksun büyüyen romanın kahramanı bu ilgisizliğe karşı kendine bir savunma mekanızması geliştiriyor, bence hırçınlığının, öfkesinin sebebi bu sevgisizlik. Sevgiyi bulup, ona doyamadan kaybedince de sevgisizlikten ölen biri O..ne cin çarpması, ne işkence, ne de kuduz hastalığı onu öldüren..ve okur hiçbir zaman bu tuhaf kızın hislerini bilemedi. Çünkü Onun yaşadığı tüm eylemlerin hissini bize yaşattı Marquez, hırçınlığını, sevgisini, öfkesini, suskunluğunu, çığlığını okur hissetti, okur yaşadı....
  • "Diyelim ki sabah uykunuzdan ayrılamadınız ve 9’daki toplantı-ya 9:20 gibi varabildiniz.
    Toplantı odasına geç girdiğinizde, sadece patronunuz ve rakipleriniz değil, geçen ay acıyıp işe aldığınız, fotokopi makinesini bile tam olarak çözememiş asistan dahi, size sinirli ve ukala bakışlar atma hakkını kendinde bulur!
    Benim tavsiyem, bu durumlarda klasik bahanelerden kaçınmaktır.
    Yakınların hastalığı, trafik, hafif soğuk algınlığı, çocuklarınızla ilgili bahaneler, unutmayın ki, 1800’lerden beri kullanılmaktadır.
    Size tavsiyem, uydurma olamayacak kadar imkânsız bir açıklama bulmanızdır!
    Ekmekten zehirlenmek, bir sokak kedisi tarafından ısırılıp kuduz aşısı yaptırmak, bindiğiniz taksinin bir mafya babasının cipiyle çar-pışması gibi, hikâyesinin enteresanlığı gecikmeyi unutturacak bahaneler, her zaman en iyileridir."