• "Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş,
    Kor kor ateşler yanıyor içimde, aşk beni kül ediyor..."🎶
  • Birbirine zıt yaratmış Yaradan... Biri artı biri eksi; gönül ile nefsin mücadelesi... İnsanoğlu bedeninde taşır ikisini de ne elle tutulur ne gözle görülür. İkisinin emrindedir akıl. Anahtar ne tarafa dönerse insan o tarafa yönelir.

    Gönül çırpınır durur kulun hayırda yürümesi için. Geldiği yeri verdiği sözleri gideceği zamanı bilir. Bu yolun sabır yolu olduğunu çileli olduğunu canının yanacağının bilincindedir. Hep fısıldar gönül haydi gayret pes etme! Sakın örtme üstümü benliklerinle. Dikenlerin içinden gül dermeyi öğreneceksin sonunda başaracaksın der demesine de, Nefs bırakır mı meydanı gönüle?

    Acımasızdır ki sarar da sarar insanoğlunu. Başlar fısıldamaya dünya güzel yaşamak güzel hazlar arzular var. Yaşamak için geldin dünyaya gez eğlen ne işin olur senin maneviyatla. Boş ver fırsat elindeyken kaçar mı hiç. Yaşamana eğlenmene bak der de der bıkmadan usanmadan...

    Akıl şaşırmış bir durumda hür irade elinde iki yol var önünde.

    İkisi de gel diyor.

    Dünyaya bakıyor bütün cazibesini kullanmış madde gel bana kul ol ben buradayım elle tutulur gözle görünürüm. Gel bana hayatını yaşa diyor. Yöneliyor kişi ona doğru.

    Ama ya öteki yol ona da bakmalıyım sonra karar vermeliyim diyerek dönüyor yönünü Hakk yoluna. Gönül sevgiyle sesleniyor akıla... “Bende hayırlar var bende sevgi var bende şükür var. Rahmet bende sabır bende aşk bende. Yolum dikenli yolum taşlı. Yolum zor ama bu yolda iman var, inanç var. Sonunda okyanusa ulaşmak, Yaradana kavuşmak var.
    Seç yolunu insanoğlu akıl denen anahtarı hayra doğru döndür. İradeni hayırda kullan ki Yüce Yaradan senden razı olsun. Yalan olan dünyaya aldanma hepsi emanet. Sen bile senin değilsin daha ne düşünürsün.

    Kır nefsinin zincirini aç gönül kapısını gir çiçek bahçesine güllerden bir demet yap. Öylesine güzel çiçekler yetiştir ki her birisi diğerinden güzel olsun. Ne bakmaya doy ne de koklamaya. Eline aldığında çiçek demetini Yüce Yaradanın huzurunda; “Rabbim senin rızanı kazanmak için yetiştirdim. Çileli yollardan sabrederek şükrederek yetiştirip getirdim. İstediğim senin sevgin Ya Rabbim istediğim senin rızanı kazanmak. "
  • 301 syf.
    ·12 günde·Beğendi·9/10
    Eserin ismine bakıldığında, sanki konusu 16. ve 17. yy.'da geçiyor hissi verse de; konu, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında yani 1925'de geçiyor. Elimizdeki bu roman, günümüzde de hala tartışılan ve Türk insanını ikiye bölen bir Cumhuriyet devrimi üzerine inşa edilmiş bir konu çerçevesinde inşa edilmiştir. Bahse konu olan devrim ise 30 Kasım 1925'te gerçekleştirilen "Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması"dır.

    Kahramanımız eski bir Mevlevî Dedesi olan Âli Bey'dir. Mevlevî kültürü ile yetişmiş olan Âli Bey aynı zamanda Türkçü ve sıkı bir Türk Ocağı müdavimidir. Çanakkale Savaşı ve akabinde İstiklâl Harbi'nde de bilfiil mücadele eden Âli Dede'nin en yakın dostu ve silah arkadaşı ise Yüzbaşı Nejat'tır. Yüzbaşı ise kabına sığmayan bir Türkçüdür. Âli Bey'e göre Yüzbaşı'nın tek sıkıntısı ise rakı müptelası olmasıdır. Yine de O, yetişmiş olduğu Mevlevî geleneğinin hoşgörüsünü barındırdığı yüreğine dostuna yer açmasını bilmiştir. Bununla birlikte, Âli Dede'nin hayatındaki en büyük destekçisi ve aynı zamanda eşi Mehpâre Hanım, Mevlevî bir babanın kızıdır. Tekkelerin kapanmasının üzerine ise Âli Bey'in düştüğü girdaptan çıkaran kişi Mehpâre Hanım olacaktır.

    Genel itibari ile romanda tekkelerin kapatılmasının ardından uygulama sahası kalmayan Mevlevî Âli Dede'nin iç dünyasında yaşadığı sorgulamaları ve çelişkileri ile birlikte dönemin havasını teneffüs ettirme çabası hakimdir, diyebiliriz. Türkçü olan ve Cumhuriyet rejimini destekleyen Âli Bey kendisini bulduğu dergahının kapatılmasından dolayı Gazi Paşa'ya kızgın değildir. Aksine olarak suçu kendisinde ve Mevlevî müritlerinde buluyor; Allah'ın rızasının bu şekilde tecelli ettiğine inanıyordu: "Asla hocam asla, açan da Hak'dı kapatan da, demek ki ömürleri tamam oldu, değilse hak kapısını kul kapatabilir mi?" (s. 65) "Hak belki de farklı biçimde tecelli edecek, yol başka bir hânede, başka bir meydanda, başka kitaplarla gönüllere ulaşacaktı; tekkeler artık yoktu ama mektepler vardı; şeyhler, mürşitler gayrı mevcut değildiler fakat hocalar duruyordu yerlerinde; dervişler de yoktular lâkin talebeler vardı. Bak Mevlevîhâne mektep olmuştu, değişen neydi ki ikisinde de insan yetiştirilirdi. Üstelik Rabbim, babasından aldığı eğitim hilatini kızına giydirmişti. Aşk-ı Hak nesillerden nesillere böyle akıp gidecekti artık." (s. 51) Eserde sadece tekkelerin kapatılması işlenmemiş; aynı zamanda uygulamaya geçmiş veya geçecek olan devrimlerinin topluma yansımaları işlenmeye çalışılmıştır. Özellikle de Harf Devrimi konusunda Latin ve Orhun alfabeleri münakaşası eserde sık sık yer bulmuştur.

    Eserin müellifi A. Yılmaz Soyyer, özellikle de akademik mana da yıllarca Bektaşilik ve Mevlevîlik üzerine çalışmıştır. Bu ise romanın ortaya çıkışında ve Mevlevîlik hakkında yorucu ve derin bilgilere sahip olmasında birinci etken olmuştur. Soyyer'in kendine has üslubu gayet akıcı ve sadedir. Aynı zamanda Türkçe'ye olan vukufiyeti ise romanın her satırında kendisini belli etmektedir.

    Buraya kadar yazdıklarımdan sonra Cumhuriyet'in ilk yılları ve devrimlerinin akislerini edebiyat vasıtasıyla anlamak isteyen herkese bu eseri şiddetle öneriyorum. "Mevlevî" romanının okumama vesile olan Oğuzhan Saygılı Hocam'a çok teşekkür ediyor ve A. Yılmaz Soyyer Hocam'ın da ilmine ve kalemine sağlık diyorum.
  • Çoook sonraları kalp göze diyecektir ki,
    "Beni bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlerine itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emîr, ben esir. Melik iken memlûk (kul) ettin beni."
  • Hürmetli nesnedir aşk
    Dağa düşer kül eyler
    Gönüllere yol eyler
    Sultanları kul eyler
  • 224 syf.
    ·Puan vermedi
    Aşk'a kul için değil aşk'a aşk için varmalı.Aşktan önce aşkı aramalı.Yusuf gibi edebe ,nefse kör olmalı.Züleyha gibi aşkın ateşinde tövbe etmeli aşka.Yakup gibi sabır etmeli gözleri kör edecek kadar hasretten...Kuyulara , çıkmazlara düştüğünü zanneden dostlara selam olsun , gönlünüzü verin mevlaya , kuyularda dahi olsanız ip kendini atar utangaç karanlığa nur niyetine..
  • 💙✒️️Otur karşıma göynü güzelim,
    kelimen değsin kelimeme.
    Bir suâl edeyim şimdi.
    Hazır demli de çayımız varken.
    Neydi sence aşk ?
    Geçilmesi mümkün olmayan bir م durağı mıydı senin için?
    Merak ediyorum kaçırma gözlerini anlat ; sözlerinle olmazsa gözlerinle , bekliyorum.
    De ki "A Ş K" ;İnsanın ilk önce O nu vâr edene hissettiği manevi duygudur.
    Sonra insanın huzur bulduğu, nefeslendigi yer, hatta ve hatta bazen nefes almayı bile unuttuğu hallere bürünmesidir.
    Birlikte ağlayıp birlikte gülmesidir.
    ALLAH için O ‘nun yarattığı kul'a emanet gözü ile bakıp, tırnağının ucunu incitmemek için dokunmadan ,uzaktan seyreylemektir onu .
    Haram diye için de tutup dualarını bir tek ALLAH a anlatıp onu en güzelden istemektir.
    Sesini duymadan , yüzünü görmeden yaşayamam diyecek kadar ALLAH ı unutmak değil aksine sesini duymak ve yüzünü görmek için ALLAH a duâ da bulunmaktır .
    Birlikte yaşlanmayı hayal edip , edeple ve hâyâ ile vakti geldiğin de tuttuğun o eli bırakmamaktır!
    Sebepsiz yere gülmek, hiç yok yere can sıkıntısı sahip olmaktır.
    Çay içmeyi sevmek kadar elzem önemli ve değerli birseydir.
    Şekerlisi başka şekersizi başka nasıl oluyorsa insandan insana farklıdır aşk.
    Misal şimdi ALLAH ın delisi bi kıza denk gelsen , haram diye korkup bakmasa sana , elini tutmasa , böyle dışarda ki kızlar gibi giyinmese , delikanlı bi kız olsa hanım hanımcık olmak yerine , dertli olsa dertli olmayı sevse hatta , ama hayatın hep olumlu yanını göstermek istese insanlara , gökyüzünde bulut olmadığın de gökyüzüne bakmayı sevmese , inançları başka olsa , er kişiye hürmeti başka, aşk a hürmeti bambaşka olsa bu kadına aşık olunmaz mı ?
    Aşk dediğiniz şey sokak ortasında insanların birbirini öpmesi yahut sarılması değildir.
    Aksine biri size aşıksa size bakmaya da dokunmaya da kıyamaz.
    Böyle Bi duygu varsa eğer yüreğiniz de temizse , saf ise bırakın öyle kalsın. Aşkın en güzel hali temiz halidir.
    Birbirine Cân-ı Gönül'den ALLAH için aşık olan güzel insanlar iyiki varsınız… 🖋💙

    🌿🌹💙☕️📚☕️💙🌹🌿

    —*ALINTI*–