• -İmam Hatip(li)lere dil uzatanlara cevabımızdır.-

    “Biz İmam-Hatipliyiz...

    Bu ülkenin geçmişinde, geleceğinde, gerçeğinde, geleneğinde, genetiğinde biz varız. Ülke bizimle çiçeklendi; umutlar bizimle filizlendi.

    Biz İmam-Hatipliyiz...

    Rehberimiz, önderimiz, mürşidimiz, bize çok düşkün olan, bizi bizden daha çok seven, bize karşı çok merhametli ve müşfik olan, müjdeleyen, uyaran, peygamberler halkasının sonuncusu Hz. Muhammed’dir(s.a);

    O en güzel örnek ve önderdir...

    Biz, bu Çağın Musa’ları, İsa’ları, İbrahim’leri olmaya adayız...

    Biz, bütün peygamberlere iman eden, onları kendilerine model alan, onların Tevhid mücadelesini ve örnekliğini bu çağa taşıma azmindeki İmam-Hatip nesliyiz.

    İnsanların zihinlerine çöreklenen putları, elindeki “Tevhid baltası” ile bir bir kıran Hz. İbrahim (a.s) gibi, çağdaş putperestliklere ve sapkınlıklara karşı Tevhid mücadelesi veren “çağın İbrahim’leri” olmaya aday İmam-Hatipliler bizleriz.

    Çağın Firavun’larına, Karun’larına, Haman’larına ve Be’am’larına karşı, bu çağın Musaları, Harun’ları ve Asiyeleri olmaya aday İmam-Hatip nesli biziz!

    Romalı zalimlerin ve Yahudilerin baskıları karşısında Hz. İsa (a.s):

    -“Allah’a giden yolda bana yardımcı olacak kimdir?” dediğinde;

    -“Biz Allah’ın (dininin ve davasının) yardımcılarıyız” diyen Havariler gibi, bu çağın havarileri olmaya aday İmam-Hatipliler bizleriz.

    Vurgun, soygun ve talanı bir yaşam biçimi haline getiren Medyen ve Eyke zalimlerine karşı, cemaatiyle birlikte kıldığı namazından güç alarak mücadele eden Hz. Şuayb (a.s) gibi sosyal hayata namazla müdahale eden İmam-Hatip nesli biziz.

    Biz, alemlerin Rabbine râm olmuş rabbanileriz...

    İmam-Hatip, bu halkın hazinesi, hafızası ve hasılasıdır...

    Allah katında tek din ve tek hayat tarzı İslam’dır.

    Allah Teâlâ “Din” olarak ancak İslâm’dan razı olmuştur. İslâm’dan başka bir din, nizam ve sistem arayan Hak’tan sapıtmıştır. Biz rab olarak Allah’tan, peygamber olarak Hz. Muhammed’den (s.a) ve din olarak İslam’dan razı olanlarız.

    Biz İmam Hatip nesli; yalnız Allah’a kulluk için yaratıldığımıza iman edenleriz. Biricik varlık sebebimiz, yegâne yaratılış gayemiz Allah’a kulluk, ibadet ve itaat olduğu için, yalnız Allah’a kulluk eder yalnız O’ndan yardım dileriz.

    Biz Allah’tan başkasına yönelmez, O’ndan başkasından medet beklemeyiz.

    Biz paraya-pula, mala-mülke, şeytana, nefse, maddeye, markaya, modaya ve popüler kültüre kulluk etmeyiz.

    Ve biz, bizim gibi aciz kullara da kul olmayız!

    Biz insanları kula kul olmaktan kurtarıp sadece Allah’a kulluğa davet etmek için varız!

    Biz Allah için adanmış nesilleriz...

    İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak hayat ilkemizdir. Bir kötülük gördüğümüzde elimizle, olmazsa dilimizle düzeltiriz, o da olmazsa kötülüğe karşı buğzederiz.

    Rabbimizin; “Kâfirlere boyun eğme ve onlara karşı Kur’ân’a dayanarak büyük cihad yap!” emrine uyarak, yeryüzündeki inkârcılara karşı özümüzle ve sözümüzle, bileğimizle ve yüreğimizle, aklımızla ve fikrimizle, malımızla ve canımızla topyekûn cihad ederiz...

    Bizler, “işleri vakitlerinden çok” olan “vaktin çocukları”yız.

    Biz dinlenmeyi Ahiret’e bırakan; bu dünyada ise sadece Allah için bıkmadan yorulanlarız.

    “Kudüs’ü haçlılardan kurtarmadan gülmek bana haram olsun” diyen Selahaddin Eyyubi gibi, gülüp eğlenmeyi ve dinlenmeyi, inşaallah Rabbimizin lûtfedeceği Cennet’e tehir edenleriz.

    Biz hedefi, gayesi, misyonu Allah ve Rasûlü tarafından belirlenmiş olan, aktif, aksiyoner, mücadeleci, azimli ve kararlı nesilleriz.

    Pasif, edilgen, gündemi başkaları tarafından belirlenen değil, gündemi belirleyen nesilleriz.

    Akıp giden hayatın nesnesi değil öznesi olan; esen rüzgârlara göre şekillenen değil rüzgâr estiren, değiştiren, dönüştüren öncüleriz...

    Biz izzeti güçlünün yanında değil, Hakk’ın ve haklının yanında arayanlarız.

    Kendimizi “insanlar için çıkarılmış hayırlı ümmet” kılmaktır derdimiz.

    Biz, “bana gel” diyenler değil, “bize gel” diyenleriz; biz başkasına değil, yalnızca Allah’a çağıranlarız.

    Hz. Ebu Bekir’in imanı, Hz. Ömer’in adaleti, Hz. Osman’ın hayası ve edebi, Hz. Ali’nin ilmi ve irfanı, Hz. Mus’ab’ın daveti ve gayreti, Hz. Hatice’nin sadakati ve teslimiyeti, Hz. Aişe’nin ilmi ve dirayeti, Hz. Fatıma’nın edebi ve zerafeti ve daha nicelerinin (Allah onlardan razı olsun) nice güzel özellikleri bizim örneklerimiz ve rol modellerimizdir.

    Gayemiz zamanın sahabeleri olmak, onların ahlakıyla ahlâklanmaktır.

    Biz, “takva elbisesini” kuşanan, “Allah’ın boyası” ile boyanan, vefâkâr ve cefâkar, kadir kıymet bilir hayırlı nesilleriz. Nice çetin süreçlerden, soğuk Şubat’lardan geçerek bugünlere geldik...

    En zorlu şartlarda İmam Hatip okullarının kurulmasına öncülük eden ve öncü nesillerin yetişmesine vesile olan Mahmut Celaleddin Ökten Hocamız başta olmak üzere, bu okulları madden ve manen ilmek ilmek dokuyan bütün büyüklerimize dualar ederiz.

    “Kur’ân şairi” Mehmet Akif’in özlediği “Asım’ın nesli” ve ‘doğrudan Kur’an’dan ilham alıp, asrın idrakine İslam’ı söyletenler’ bizleriz.

    Necip Fazıl’ın hasretle beklediği ve -“Kim var?” denince, sağına ve soluna bakmadan fert fert -“Ben varım!” cevabını verebilen gençlik; İmam-Hatip gençliği biziz!

    Sezai Karakoç’un “Diriliş Nesli” olarak tanımladığı, yarınların kurucu nesliyiz.

    Biz, kökü mazîde olan âtîyiz.

    Bir ayağı Kur’ân’da, diğer ayağı ise tüm cihanı kuşatan pergel gibi yeryüzüne vahyi yayanlar; bir avucunu Kur’ân ve Sünnet’e daldırıp diğer avucuyla bütün insanlığa can suyu sunanlarız biz.

    Ve biz, varlığımızı sadece Türkiye’nin değil, bütün İslâm ümmetinin ve hatta tüm insanlığın hidayetine ve kurtuluşuna adamış nesilleriz... Sadece bu toprakların değil, tüm dünyanın geleceğine ve yönetimine talibiz!”
    Değerli gönül dostlarım. Kıymetli kardeşlerim.

    Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Bir Kurban Bayramını daha geride bıraktık. Aslında Kurban, bir ömür beklenen ve ömrünün son demlerinde verilen İsmail'ini, Allah yoluna gözünü kırpmadan feda edebilmektir. Ne var ki, Allah celle celâlühü “almak için” istemez; “vermek için” ister. Nitekim İbrahim’den İsmail’i almadığı gibi, mükâfat olarak bir de İshak'ı verdi. Kurban ibadetiyle ilgili ayette şöyle buyrulmaktadır: “Kestiğiniz hayvanların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Sizden Allah'a ulaşan ancak takvanız, yani kulluk şuurunuzdur.” (Hac,37) O halde, kulluk şuurunu yaşamaya devam… Hem de gönülden dualarla… Bunun için de bize yaşantı ve kişilikleriyle örnek gösterilen peygamberlerin ahlakî özelliklerini dileyerek Rabbimizden… “Onlar peygamberdi biz kimiz?” demeden… Çünkü Allah Teâlâ bu peygamberlerin ahlakıyla donanmaya çalışmamızı istiyor bizlerden. Geliniz Rabbimize yalvaralım şöylece tâ yüreğimizin derinlerinden…

    Allah’ım bize Hz.Adem’in tevbesini, Hz.Nuh’un direncini ver. Hz.İbrahim’in imanını, Hz.İsmail’in teslimiyetini ver. Hz.Yakub’un dirayetini, Hz.Yusuf’un iffetini ver. Hz.Musa’nın celâdetini, Hz.Harun’un sadakatini ver. Hz.Davud’un sadâsını, Hz.Süleyman’ın gayretini ver. Hz.Eyyûb’un sabrını, Hz.Lokman’ın hikmetini ver. Hz.Zekeriyya’nın hizmetini, Hz.Yahya’nın şehadetini ver. Hz.Meryem’in adanmışlığını, Hz.İsa’nın safiyetini ver; ve bizlere Hz.Muhammed’in sana olan eşsiz muhabbetini ver Allah’ım. Sana hamd ve bütün Peygamberlerine salât ve selâm olsun. Amin…
    -Arif Arslan Kaynar -
    (A.A.K.105)
  • Fâtiha'daki bu ruhu, bu manevî inceliği ve bu denklemi, şu kudsî hadis ne güzel açıklamıştır: "Ben namaz sûresi olan Fâtiha'yı kendim ile kulum arasında yarı yarıya taksim ettim; yarısı benim ve yarısı kulumundur. Kuluma istediğini veririm." Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de bu hadisi şöyle açıklıyor: Kul der; Allah da; "kulum bana hamdetti" der; kul der. Allah da "kulum beni övdü" der; kul der, Allah da der ki; "kulum beni ululadı". Ve buraya kadar benimdir. kulumla benim aramda, sûrenin sonu ise yalnız kuluma aittir ve kulumun istediği kendi hakkıdır, diyor.
  • Bir gün, bir adam Peygamber Efendimiz’ in yanına gelerek;
    “Size dünya ve âhiret ile ilgili soracak sorularım var.” der.
    Bunun üzerine Peygamberimiz o kimseye;
    “Ne istiyorsan sor!” buyurur.
    Adam, peş peşe sorularını sorar ve cevabını da alır:
    “İnsanların en zengini olmak istiyorum.”
    “Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.”
    “İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.”
    “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.”
    “İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.”
    “Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.”
    “İnsanlar içinde Allah’a en yakın, O’nun en has kullarından olmak istiyorum.”
    “Allah’ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah’ın en has kullarından olursun.”
    “Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.”
    “Allah’a, O’nu görüyor gibi ibadet et; her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görüyor.”
    “İmanımı kemâle erdirmek istiyorum.”
    “Güzel ahlâklı olursan imanın kemâle erer.”
    “Kıyamet günü nûr içinde haşrolmak istiyorum.”
    “Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nûr içinde haşrolursun.”
    “İnsanların en merhametlisi olmak istiyorum.”
    “Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.”
    “Günahlarımın azalmasını istiyorum.”
    “İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah’a yalvarırsan günahların azalır.”
    “İnsanların en kerîmi olmak istiyorum.”
    “Allah’a kullarını şikayet etmezsen insanların kerîmi olursun.”
    “Rızkımın bol olmasını istiyorum.”
    “Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.”
    “Allah ve Resûlü tarafından sevilmek istiyorum.”
    “O zaman Allah ve Resulü’nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme!”
    “Allah’ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.”
    “Kimseye kızmazsan Allah’ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.”
    “Duâmın kabul edilmesini istiyorum.”
    “Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.”
    “Allah’ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.”
    “Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.”
    “Allah’ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.”
    “Kardeşlerinin ayıplarını örtersen, Allah da senin ayıplarını örter.”
    “Benim günahlarımı ne siler?”
    “Allah için döktüğün gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah’a kulluğun) ve hastalıkların.”
    “Allah yanında hangi iyilik daha faziletlidir?”
    “Güzel ahlâk, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.”
    “Allah yanında en büyük günah hangisidir?”
    “Kötü ahlâk ve Allah’ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.”
    “Rahman olan Allah'ın gazâbını ne dindirir?”
    “Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).”
    İşte iyi bir insan olmak istiyorsak tablo ortada.
    Gelin birbirimize destek verelim erdemliler topluluğu
    olarak yaşayalım, erdemli bir kul olarak rabbimize kavuşalım.
    Emr olunduğun gibi dosdoğru ol(unuz) (Hud/112)
  • İslam'da öncelikle peygamber'in bizim gibi bir insan olduğu vurgulanmaktadır."Onun kul oluşu, resul oluşunun önündedir"
    Ali Şeriati
    Sayfa 492
  • Şeytan'ın kurduğu düzenden İlahi düzene

    Bilindiği üzere, Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve sellem) Risalet görevi verilmeden önce, Mekke ve diğer Arap yerleşimlerinde "Cahiliye" hayatı yaşanıyordu. Cahiliye döneminde güçlü olan güçsüz olana zulüm ederdi.
    Faizin, fuhuşun, kumarın, içkinin ve tefeciliğin had safhada olduğu bir dönemdi "Cahiliye" dönemi... Şimdi ki yaşadığımız döneme "çok ama çok benziyordu."
    Bütün bunlara rağmen Cahiliye döneminde yaşayanlar "Allah"ı (celle celaluhu) bilirlerdi... Ancak bu, onların
    "Put"lara tapmalarına, onlara sevgi beslemelerine bir engel teşkil etmiyordu, çünkü Allah'ı (C.C.) yeterince tanımıyorlar ve O'nun (Celle celaluhu) bilinen "bütün" emirlerine riayet etmiyorlardı.
    Onlar için "Allah'ın (C.C.) hükmü" değil, sadece ve sadece kendi elleriyle yapmış oldukları "Put"ları ve kendilerinin hazırlayıp "yasa" haline getirdikleri "Hükümleri" vardı; Cahiliye Hükümleri...
    Allah-u Teala'ya kulluk etme şuurunda hiç bir zaman olamadılar, yalnızca "kabilecilik, ırkçılık, milliyetçilikti" onlar için önemli olan.
    Aralarında az da olsa putlara tapmayan, onlara sevgi beslemeyen ve Allah'a (C.C.) ibadet ile meşgul olan ve Ilahi düzen için canlarını feda etmeye hazır bir grup vardı.
    Ve "o" an geldi, Rasulullah'ın (S.A.V) Risalet görevi Hz. Cebrail (aleyhisselam) aracılığı ile kendisine bildirildi. Ahir zaman Peygamber'i (S.A.V) hiç yılmadan, usanmadan insanları Hakka çağırıyor ve "Put"lara tapmamalarını söylüyordu. Kimisi kendisine "Deli" dedi, kimisi "büyülü" dedi, kimisi şöyle, kimisi böyle dedi... Fakat Rasulullah (S.A.V) hiç bir zaman pes etmedi.
    Rasulullah (S.A.V) Mekkeli müşriklere, Allah'ın (C.C.) "Şeriat"ını anlatıyor ve Islam'a davet ediyordu.Ancak Cenab-ı Hak'kın "Şeriat"ından ve "Hükmünden" başka, diğer hükümlere rıza gösteren Cahiliye döneminin müşrikleri, Cenab-ı Hak'kın hükümleri ile ilgili apaçık ayetleri görmezden geliyorlar, (Haşa) "Muhammed'in (S.A.V) uydurması" ve yahut "eskilerin hikayeleri" diyorlardı.
    Onlara göre Kuran; "Gökten indiği *sanılan** kitaptı ve Hz. Muhammed (S.A.V) uydurmuştu" (HAŞA VE KELLA)
    Çünkü onlar "ATA"larının yolundan gitmek ile doğru yolda olduklarını zannediyorlardı. Oysa Hz. Muhammed (S.A.V) Bakara Suresi'nin 170. Ayetini gösteriyordu o "Cahillere"; "«Allah'ın indirdiğine uyun.» dendiği vakit de: «Yok, ATAlarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız.» dediler. Ya ATAları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar?"
    Hamd olsun, aralarında "hakikatin" farkına varan insanlar az da olsa ortaya çıkıyordu. Hiç "şüphe" ve "tereddüt" etmeden iman eden bir Hz. Ebu Bekir Sıddık (radıyallahu anh) vardı mesela...
    Müslümanlar, sayıca az oldukları için Hz. Erkam'ın (R.A.) evinde buluşuyorlar, burada Islam dinini öğreniyor ve ibadetlerini gizlice yapıyorlardı.
    Bu arada Cahiliye müşrikleri, müslümanları olmadık işkenceler ile "Rabbin Ayetlerinden ve Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinden" yüz çevirtmeye çalışıyorlardı. Fedakar ve cefakar müslümanların herşeye rağmen imanlarını muhafaza etmeleri kendilerini tedirgin ediyordu.
    Artık radikal önlemler alınması gerektiğinin farkına vardılar ve gecikmeden gerekli gördükleri adımları attılar... Ve, Kuran okunması yasaklandı.
    Kendi "Put"larının sorgulanamaması için önlemler alıyorlardı... Zaten her "çağ"da "Put"a tapanların aldığı önlemlerdi bunlar.
    Kendi "Put"larını "reddedenlere", "kutsallığını tanımayanlara" "ceza" verdiler, "Allah'ın (C.C.) Hükmü" diyen insanlara, "Hayır, ATA'larımızın dinine uyacaksınız" diyerek türlü türlü işkenceler yaptılar. Dinlerini yaşamalarına izin vermediler.
    Nihayet müslümanlar Hz. Ömer (R.A.) Efendimiz ile 40 kişi oldular ve Hz. Ömer'in (R.A.) teklifi ile hep beraber açıkça Namaz kılmak üzere Kabe'ye (o dönemin siyasi kararların alındığı yere) doğru yola çıktılar.
    Hz. Ömer (R.A.) müşrikleri görünce:
    - "Beni bilen bilsin, bilmeyen öğrensin, Ben Hattab oğlu Ömer'im. Işte müslüman oldum. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen yerinden kıpırdasın! Kımıldayanı, kılıcımla doğrayıp yere sererim!"
    diyerek "Tağuti düzenin" savunucularına, Allah'ın (C.C.) düzenini "red" eden, kendi "kul yapımı" hükümlerini müslümanlara kabul ettirmeye ve dayatmaya çalışanlara meydan okudu ve Şehadet getirdi. - "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve rasulüh!".