Müminlere karşı duyulan sevgi, saygı, samimiyet ve sadakat imanın sağlamasıdır. Belki bundan sebep Peygamberimiz dini tek kelimeyle tanımladı: "Din samimiyettir." buyurdu. Ama ekledi, sadece Allah için değil; O'nun gönderdiği Peygamberine, indirdiği kitabına, O'na iman eden din kardeşlerine hasılı bütün yaratılmışlara, Yaratan aşkına samimi olacaksın.
Onun toplum inşası ruhi ve ahlaki erdemlerle örülüdür. Bu çağda ilhamını ve motivasyonunu Hz. Peygamber' den alan bir inşa sistemi ortaya koymadan insanlığın bir arpa boyu yol alması imkansızdır. Feyzimizi Ondan almamız lazım. Onu yanı başımızda, evimizde, içimizde hissetmemiz lazım. Bir ayette Allah şöyle buyuruyor: "Sen onların içlerinde olduğun müddetçe Allah onlara azap etmeyecek." (Enfal/33) Ayette aslında Peygamberimizin ashabın arasında bulunmasının, onlara azap edilmemesi için bir gerekçe olduğu ifade ediliyor. Bazı alimlerin yorumuyla "Aramızda olsa ama içimizde olmasa nafile." Yani asıl olan Peygamberimizin aramızda değil içimizde olmasıdır. İçimizde nasıl olacak? İçimizde sevgisi, ilgisi, muhabbeti olacak. Peygamberimizle aramızdaki harabeye dönmüş köprüyü yeniden onarmamız gerekiyor. Bu köprünün onarılmasında en güçlü unsur imandır. İman bütün hayırların başıdır.
Manevi bir mahiyete sahip olan iman, tabiatı gereği kendisini madde âleminde somutlaştırmak ister. Yani güçlü bir iman öncelikle ve özellikle güçlü bir ibadet hayatını doğurur.
Muhammed İkbal diyor ki: "Bir peygamberin Allah katındaki üstünlüğü, yaşadığı manevi tecrübeden o manevi tecrübenin büyüklüğü de o peygamberin toplumu nereden aldığından ve nereye yükselttiğinden anlaşılır."