• Daha önce başkalarını sömürmeyen ve ezmeyen insanlar niçin birdenbire böyle davranmaya başlamışlardı ve toplumun geri kalan kısmı niçin bu yeni sömürü ve baskıya tahammül ediyordu? Avcıtoplayıcı topluma ait yüz binlerce yıllık ve erken tarım toplumlarına ait binlerce yıllık kayıtlar, ‘insan doğası’nın bu tür bir davranışa otomatik olarak yönelmediğini göstermektedir.

    Bu değişikliğe uyum sağlayan toplumların tek izahı 1840 ve 1850’lerde Karl Marx tarafından ana çizgileriyle ortaya konmuş ve Friedrich Engels tarafından geliştirilmişti. Marx ‘üretim ilişkileri’ ile ‘üretim güçleri’ arasındaki etkileşimin gelişmesine vurgu yapıyordu. İnsanlar yaşam için gerekli olan şeyleri üretmek için yeni yollar, maddi sorunları kolaylaştırır gibi görünen yollar buluyorlardı. Ancak bu yeni üretim tarzları grup üyeleri arasında yeni ilişkiler yaratmaya başladı. Belirli bir noktaya gelindiğinde ya birbirleriyle olan yeni ilişki biçimlerini kabul etmek ya da yeni hayatı kazanmanın yeni yollarını reddetmek zorunda kalıyorlardı.

    Sınıflar, hayatı kazanma yollarındaki bu yeni değişikliklerden ortaya çıktı. Üretim yöntemleri, yaşamak için gerekli olandan fazla ürün üretebilecek olan gruplara açıktı. Ama yeni yöntemler, bazı insanların grubun faaliyetlerini koordine edebilmeleri için tarlalarda çalışma yükümlülüğünden azat edilmelerini ve artığın hemen tüketilmeyip gelecek için ambarlarda depo edilmesini gerektiriyordu.

    Üretim koşulları hâlâ istikrarsızdı. Kuraklık, güçlü bir fırtına ya da çekirge felaketi ürünleri mahvedebilir ve artığı açığa dönüştürerek, genel açlık tehdidi karşısında insanları ambarlarda saklanan ürünü tüketmeye yöneltebilirdi. Bu gibi koşullarda üretimi denetlemek için bedensel çalışmadan azat edilmiş olanlar, bu işi başarabilmenin tek yolu olarak başka herkesi yorulduklarında ve aç olduklarında çalışmaya ve açken bile bir kenara yiyecek stoklamaya zorladılar. Artık “liderler”, kaynaklar üzerindeki kontrollerini toplumun bütününün çıkarı gibi gören “yöneticilere” dönüşebilirlerdi. Başkalarına eziyet etmek pahasına da olsa, toplumsal gelişmeyi kendi zindelik ve refahlarına bağlı görmeye ve kendilerini dönem dönem tüm toplumu tehdit eden açlık ve yoksulluktan korumaları gerektiğine inanmaya başladılar. Kısaca, bir şekilde toplumun geniş kesiminin çıkarı için hareket etmekten, sanki kendi çıkarları değişmez bir şekilde toplumun bütünün çıkarıymış gibi hareket etmeye başladılar.
    Chris Harman
    Sayfa 37 - Yordam Kitap
  • Biz güven çağına gelmiş olmalıydık, artık!
  • Uzun günler, aşkın ince kemiği düş ağacında asılıydı.
  • Ben kimim'in arayışı kaç adım gider öz-tanıma? Engin bir su izinde yanıta vardığında, ne kadar bilebiliriz Kimiz'i?
  • Hayırlı olsun! 2018’de dünyada karbon dioksit seviyesinde rekor kırmışız, modern zamanlar içinde ve ayrıca 800.000 senedir.
    Karbon dioksit salımının artması konusunda şaşırtıcı gelen bir bilgi ise şu: karbon dioksit arttıkça (deneylerde, iki katına çıktığında) bitkilerin büyümesinde büyük bir artış gözlemleniyor. Örneğin, 1993’te yapılan bir deneyde, CO2 iki katına çıkarıldığında, 156 farklı bitkinin ortalama büyüme hızı %37 imiş. 1979’daki bir deneyde ise, yine iki katına çıkarıldığında, 40 günlük pamuğun ağırlığı iki katına çıkmış.
    https://en.m.wikipedia.org/...Earth%27s_atmosphere
    Bunun arkasında yatan bilim ise şu: Eğer bir ortamda CO2 düzeyi arttırılırsa, fotosentez hızlanır -ki bitki büyümesinin ana faktörü. Fakat, Richard Norby’ye göre, labaratuvarda yapılan bu deneyler, pratik sonuçlardan farklı olmalı. Kapalı ortamda yapılan bu deneylerin sonuçlarını kabul etmekle birlikte, dünya gibi farklı etkenlerin bir arada bulunduğu ortamda, örneğin nitrojen eksikliğinden bu büyüme gerçekleşmeyecektir, diyor. Evet, kabul ediyorum, eski zamanlarda CO2 arttı ve bitkiler %25’e yakın oranda büyüdüler. Ama, bugüne yaklaştıkça, nitrojen azaldı ve bu sebeple de, aynı etki bugün gözlemlenmeyebilir.
    Karbon dioksit salımının artmasının dünya için felaket olacağını düşünenler çoğunlukta da olsa, olaya şüpheci veya muhalif yaklaşıp, bu gibi (bitkilerin daha hızlı büyümesi) faydaları dile getirerek, CO2 artışının o kadar da kötü olmadığını söylemek isteyenlere, Norby’nin cevabı ise şöyle: CO2 arttığı için bitkiler daha çok büyüyecek diyorsunuz da asıl bunun yaratacağı en felaket etki olan iklim değişikliğini -ki bitkileri önemli derecede etkileyecektir- görmüyor veya görmezden geliyorsunuz. Diyelim kuraklık geldi, CO2 artışı ne fayda edecek susuz kalan bitkilere?
    Başka bir araştırmacı, Moore, ise artan CO2 düzeyinin bir yerden sonra faydasının gittikçe azalacağını belirtiyor.
    Ayrıca, Merys’e göre de, fazla CO2 düzeyinde yetişmiş bitkilerin daha az besin değerine sahip olacağını iddia ediyor -demir, çinko ve protein kaybederek.
    https://www.scientificamerican.com/...co2-benefit-plants1/
  • Belki her şeye yeni baştan başlayabiliriz yeni zengin topraklarda Kaliforniya’da meyvelerin yetiştiği yerde yeni baştan başlarız.
    Ama sen başlayamazsın sadece bir bebek başlayabilir sen ve ben ise bizden geçti. Bir anlık öfke, binlerce resim işte biz oyuz bu toprak bu kızıltoprak biziz; sel yılları, toz yılları ve de kuraklık yılları biziz. Biz yeniden başlayamayız. Hurdacı adama sattığımız acılarımız üzüntülerimiz, hiç şüphe yok ki o bunları aldı ama onlar hala içimizde. Toprak sahipleri gitmemizi söylediklerinde o biziz traktör evimize dayandığı zaman öldüğümüz ana kadar gene biziz. Kaliforniya’ya ya da başka bir yere her biri birer bando şefi gibi kırgınlıklar yürüyüşünün önünde, burukluklarımızla gidiyoruz ve günün birinde bu kırgınlıklar orduları hepsi aynı yöne gidecek. Ve hep beraber yürüyecekler ve bu yürüyüşten müthiş bir terör doğacak.  Gazap Üzümleri John Steinbeck
  • Bir kez daha yineleyelim, mitoloji gerçeklerden kaçmaz. Yeni Neolitik mitler insanları ölümün gerçekliğiyle yüzleşmek zorunda bırakmayı sürdürdüler. Ne bunlar kır şiirleriydi ne de Ana Tanrıça yumuşak başlı, teselli eden bir tanrısal varlık, çünkü tarım huzurlu, inceden inceye düşünülen bir uğraş olarak yaşanmıyordu. Verimsizlik, kuraklık, kıtlık ve kutsal gücün de dışavurumu olan doğanın öfkeli güçlerine karşı hep bir savaş, umutsuz bir çaba vardı.