• 396 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Harry Potter-3 Azkaban Tutsağı. İlk kitabını eylül ayında, ikinci kitabını ekim ayında okuduğum serinin bu kitabını okumak için çok geç kaldığımı fark ettim çünkü fantastik edebiyat serilerinin her kitabını bir öncekine göre daha çok beğendiğim gibi Azkaban Tutsağı da Harry Potter serisinin şimdiye kadar en sevdiğim kitabı oldu. 1999 yılında basılmış bu kitap ve diğer uzak tarihlerden bu günlere kadar gelen serinin diğer kitapları fantastik edebiyat grubunda en iyi serilerden ilk beşe giriyor benim için zira olay örgüsü çok sağlam olan, dolu dolu geçen, çocuk kitabından çok tam bir gençlik kitabı olan bize gerçek sevgiyi, dostluğu, gösteren her yaş aralığında insana hitap edip kesinlikle okumadan önce ölünmemesi gerekilen en saygın yazarlardan olan Rowling'in en başarılı yapıtı. Yarattığı karaktrerlerin her birinde insan kendini bulabiliyor, ve kendinden pay biçebiliyor çünkü... Hermione de, Ron da, Snape de, Sirius Black de - ki benim en sevdiğim karakterdir kendisi Snape'den sonra- Lupin de ... Kitabın başında Marge halayı şişirip evden giden Harry'nin bindiği Hızır Otobüs'ün -mahsur kalmış cadıların ve büyücülerin acil durum taşıtı Hızır Otobüs- muavini Sten ve şoförü Ernie, Joanne Kathleen Rowling'in büyükbabalarının isimleriymiş. Yazar yakın çevresinden bol isim kullanmış hatta muhtemelen İngiliz asıllı olduğu için filminde kesinlikle İngiliz olmayan birinin oynamamasını da istemiş bunu duyduğumda biraz şaşırmıştım sebebini merak ediyorum doğrusu. Kitaplarda ilk başlarda fark edemediğimiz ama daha sonrasında fark edince çok şaşırıp hüzünlendiğim bazen de hayranlık duyduğum olaylar çoğunlukta. Rowling bizi kitabın dünyasına çekerken ilerdeki birçok ayrıntı için zemin hazırlıyor da biz farkında olmuyoruz. Mesela Hermione'nin Zaman Dönüştürücü kolyeyi McGonagall yardımı ile bakanlıktan alınca nerden bilebilirdik ki Sirius Black ve Şahgaga'nın kurtarılmasına yarayacak, Snape'in Harry'ye kötü davranışlarının altında iyi niyetli bir baba görevi üstlenmiş biri olduğunu, veya başka şekillerle mesela ilk kitapta Harry ile ilk karşılaşmasında Snape'in ona "Çiriş otu kökü ile Pelin otu tozunu karıştırırsam ne elde ederim?" sorusunda Çiriş otunun bir türü olduğu Zambak çiçeğinin İngilizcedeki karşılığı Lily, yani aşık olduğu kadın,Harry'nin annesi, baş düşmanı James'in karısı. Oradaki Pelin otu da "gecikmişlik ve keder" anlamına gelen bir kavrammış yine buna benzer olarak Roma Mitolojisi'ne göre Roma'nın kurucuları olan Romulus ve Remus'un -kurt adama dönüşen Lupin'in baş ismidir kendisi- dişi bir kurt tarafından emzirilen insanlar olarak biliniyor. Buradan Lupin'e ön ad olmuş bir isim yani Remus. Yine aynı şekilde Köpek dönüşümü yapabilen Sirius Black'ın ismi de gökyüzündeki en parlak yıldızlardan biri olan Sirius A'nın diğer isminin Köpek Yıldızı isminden geliyormuş. Böyle ince ayrıntıları fark edince daha fazla okuyası geliyor insanın.. Bu kitabın asıl kahramanı Sirius Black'e gelecek olursam, Lupin ile birlikte James Potter'ın en yakın arkadaşı olan adam. Benim favorim. Son 100-150 sayfasına bir oturuşta okuduğum kısımlarını oluşturan kişi. Sonda söylemiş olduğu #44107957 sözüyle gözlerimi gerçekten doldurdu #44104582 bu satırlarda arkadaşlarına gerçekten de ne kadar sadık olduğunu gösterdi 12 yıl Azkaban'da arkadaşlarının intikamı için kendine sahip çıktı en sonda ise masum olduğunu anlayan Harry'nin yardımıyla çok uzaklara, özgürlüğe uçtu Şahgaga ile birlikte. Yine onun kadar sevdiğim Lupin öğretmen de kurt adam olma talihssizliğini yaşayan ama arkadaşları tarafından dışlanmayıp kendi gibi bir Animagus'a dönüştüklerini görmek onu ne kadar minnet duygusu verdiyse bana da verdi ne güzel arkadaşlıkmış be dedirtti. Ve son olarak Harry'nin sadece çok güçlü büyücülerin yapabildiği #44107649 büyüsü ile oluşan Çatal Boynuzlu Geyik silueti kitabın bir şişe sıcak Kaymakbirası içmişim gibi içimi ısıtan sahnesiydi. AZKABAN TUTSAĞI böyleydi.
    Aylak, Kılkuyruk, Patiayak ve Çatalak. Sihirli Muziplik Sanatçılarının Yardakçıları gururla sunar: ÇAPULCU HARİTASI.
    KurtAdam kılığına dönüşen Remus Lupin'i Aylak, arkadaşı Lupin için dönüşümünü Köpek'ten yana kullanan Sirius Black'ı Patiayak, arkadaşlarına ihanet edip köstebeklik yapan onursuz pis fare Peter Pettigrew'i Kılkuyruk ve Çatal Boynuzlu Geyik kılığında dolaşan Çatalak James Poter'ın arkadaşlıklarını böylece gördük. O GECE HEPSİ ORADAYDI... Umarım ilerideki zamanlarda Lupin ile Black'i daha fazla görürüm. Lumos. Muziplik Tamamlandı.
  • Etimolojiye meraklı olanlar, mitolojiden bihaber olup yine de öğrenme gayreti içinde olanlar, Kürt dilinin nerelere kadar uzandığını öğrenmek isteyenler için harika bir kanal tavsiyesi bırakacağım. Kadim Kürt dilinin kıymetini ve bilinmeyenlerini anlatan Ali Hoca'ma sevgiler.

    https://www.youtube.com/...PSUl_h45RoWU41JCTHCw


    Maalesef sadece üç videosu var, ancak imkan bulabilirse artıracak inşallah. Örneğin benim favorim ka sözcüğünün etimolojisi üzerine konuştuğu video. Mü kem mel.
  • Ah! artık benim de benzim sari,
    Damar kanımı dolaştırmıyor.
    Hiçbir kıyıya ulaştırmıyor,
    Beni Sehrazad`in masalları.

    Anlamıyorum dilinden artık
    Geceyi saran güzelliğinin;
    İçim kor bir kuyu gibi derin,
    Bir şey beklemiyor benden artık.

    Susmak istiyorum, susmak buğun.
    Susmak. hiçbir üzüntü duymadan.
    Büyük bir kus iniyor semadan.
    Sukut, bu indiğini gördüğün.

    Artık tırtılları beslemiyor
    Bahçemin orta yerindeki dut.
    Başıma kondu ebedi sukut.
    Gün yeniden doğmak istemiyor.

    Kuşla oldumsa da senli benli,
    Beynimi kurcalayan bir kurt var:
    Anlamak istiyorum, ne yapar
    Rüzgarı boşalınca yelkenli?
    (Ekim 1936/Varlık, 1.1.1937)
  • 486 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Scarlet genç ve körpe bir parçaydı, Ve kurt biliyordu ki babaannesinden bile daha lezzetli olmalıydı."

    Eveettt, Scarlet'i de bitirip başucuma koymuş bulunmaktayım. Ve yine bir psikopatlık yapıp hikayede bir şey kaçırmamak için ilk kitap olan Cinder'i tekrar okuyup ardından 2.kitaba başladım. Ve hiç pişman değilim, Kai'yi özlemiştim zaten ;)

    Yine yine ve yine aynı şeyi söylüyorum. Hayatımda okuduğum en iyi masal uyarlamasaydı. Cinder daha sakin olsa da ben ona da bayılmıştım. Kai ve Cinder arasındaki ilişkinin ilerlemesini okumak bana acaip zevk vermişti. Scarlet ise gerçekten çıtayı Cinder'den daha yükseğe taşıdı.

    Cinder de olduğu gibi Scarlet'te de anlaşıldığı üzere Kırmızı Başlıklı Kız masalının uyarlaması var. Ama bu nasıl bir hayal gücüdür gerçekten hayran kaldım. Olaylar öyle bir şekilde birbirine bağlanmış, hiçbir kopukluk havada kalan yer olmadan uyarlanmışki gerçekten çok beğendim. Güya masal uyarlaması diyoruz ama yazarımız yepyeni bir hikaye, kurgu çıkarmış ortaya...

    Yeni karakterleri çok sevdim. Wolf, ah Wolff diyerek kalpler çizmek istiyorum ;) Thorne da en sevdiğim karakterler arasında yerini aldı ama kitabın adı ne kadar Scarlet olsa da Scarlet'i sevemedim. Özellikle son kısımda Cinder'e çemkirdiği bir sahne vardı ki deli etti beni... Bilmeden, anlamadan insanlarla bu şekilde önyargılı konuşan kişilerden nefret ederim. Cinder'in halinin farkında değil mi yahu!! Kız daha küçücük yaştayken Levana'nın gazabına uğramış, belki o halde ölmek bile isteyecekken başka insanlar tarafından hayatta tutulmuş, üstüne bir de sayborga dönüştürülmüş. Bilmiyorum ya zaten sevmemiştim, Cinder'e konuşmasından sonra iyice gıcık oldum. Hıhhh :(

    Bu arada İko hala favorim. Yeri değişmedi yani.. Ama bu sefer de gemi olarak karşımıza çıktı. Kai desen bedel öde öde yoruldu bu çocuk... Daha başına neler gelecek merak ediyorum. Cinder ve Kai'nin karşılaşacağı anı da merakla bekliyorum. Cinder bu sefer de düğünü basar gibime geliyor :) Kitap da zaten öyle bir yerde bitti ki 3.kitap iyiki elimde varmış diyorum şuan... Mutlaka tavsiye edilir. Herkese iyi okumalar ;)
  • 416 syf.
    ·2 günde·8/10
    Sarai 14 yaşında annesi yüzünden rehin alınır ve uzun yıllar ispanyol bir adamın yanında kalır. Onun gibi orada kalan ve işkenceye uğrayan onca kız vardır. Bu adam Sarai'yle birlikte olmuş ve ona sapkınca kafayı takmıştır. Sarai her seferinde buradan kaçmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır. Bir gün Javier'ı (ispanyol adamı) ziyaret eden genç bir amerikalı adam gelir. Sarai de amerikalıdır ve bu adamın, kaçmak için eline geçen bir fırsat olduğunu düşünüp harekete geçer.

    Sarai, katiller çetesi serisinin ilk kitabı ve bu seri de benim çok sevdiğim bir seri. Sarai'yi okurken çok etkilenmiştim. Sarai'nin ve onca kızın yaşadıkları şeyleri bu dünyada gerçekten yaşayan insanlar var. Kitapta beni en çok bu etkiledi. Sarai'nin yaşadıkları diğerlerine göre biraz daha ağır çünkü kendisine Javier tarafından hiç şiddet uygulanmazken (çünkü sarai nedense Javier'in gözdesi) diğer kızlara yapılan şeyleri görüyor ve içi suçluluk hissiyle doluyor.

    Victor'a bu kitapta gerçekten bayılmıştım ama seri ilerledikçe onun yerine Niklas geçmeye başladı. Bu arada serinin altı kitabını okudum ve şu an yedinci kitap elimde değil ve pdfsi yok diye ağlıyorum. Kitap ilerledikçe seriye yeni karakterler geliyor. Nora da bunlardan biri ve şu an serideki favori karakterim diyebilirim. Onun geçmişini anlatan bir kitabın da çıkmasını isterim, hem de çok.

    Katiller çetesi serisine başlayacak olanlar mutlaka şunu bilsin. Kitapta bolca argo şiddet ve +18 unsur vs. var. Ve bazen rahatsız edebiliyor insanı bu durum. Bu da ön uyarı olsun. Keyifli okumalar :)

    Seri sıralaması
    1. Sarai
    2. Izabel
    3. Kuğu ve Çakal
    4. Kötülük Tohumları (favorim)
    5. Kara Kurt
    6. Victor
    7. Lydia
  • 488 syf.
    ·16 günde·Beğendi·10/10
    "Ancak ben bunun için yaratılmıştım. Cehenneme dalmak için."
    .
    .
    Pierce Brown yine kendine ve yazdığı evrene beni hayran bıraktı. Mükemmelik bu seri için az kalır. Nereden başlasam bilmiyorum en sevmediğim karakter için mi üzülmedim, en sevdiğim karakterlerden birinden nefret mi etmedim, şaşkınlıktan aklım başımdan mı gitmedi... Neler neler oldu... Hala etkisindeyim... Kızıl Yükseliş´in sonu harikaydı bu tartışmaya açık olamayan bir konu ama Altın Oğul sen nasıl bir şeydin ya. İlk başlarda ders yoğunluğum ve olayların biraz durağanlığı yüzünden az az okuyabildim ama kitap belli olaylardan sonra öyle bir açıldı ki Kızıl Yükseliş gibi harika bir kitabı yazdıktan sonra bile yazarın kendini geliştirdiği ortaya çıktı. Beni kendine bağladı ve ´amaan dersleri sonra yetiştiririm´ deyip kitaba gömülmeme yol açtı. Ben kitap yorumlarını en çok karakterler üzerinden yapmayı seviyorum zaten diğer yorumlarımdan da bu anlaşılıyordur. Yine karakterlere ve onların ayrı dünyalarına dalarak bu harika kitabın içine nasıl çekildiğimi anlatacağım. Adalet, eşitlik, özgürlük için halkını yüz yıllardır sömüren Altınlardan birisi olan Darrow´dan bahsedelim ilk önce. Titus´u hatırlıyorsunuzdur, hani Enstitü´de Darrow dışında Altına dönüştürülmüş adalet ararken intikamın oyuncağı olmuş, saf öfke ve nefretten gözü kör olmuş Kızıl. Darrow´un da içinde için için yanan nefret var, yoluna devam etmesini sağlayan... Ama Darrow bunu kontrol etmesini bildi, hatalarından ders çıkartarak gerçek adalet için yoluna devam etti. Titus gibi sadece Altınlardan nefret etmedi onları tanıdı, arkadaş edindi, Altınlarının hepsinin kötü olmadığını gördü eğer Titus gibi olsaydı öfkesinin gerçekleri görmesini engellemesine izin verseydi daha mücadelesi başlamadan sona ererdi. Titus gibi kalbinin intikam ile kararmasına izin vermedi çünkü her gün kalbinin atmaya devam etmesini sağlayan Eo´un hayali ile yaşıyordu. Kısrak´ın gözlerinden içine işleyen umut ile, dostluklarının kuvveti ve adaletin meşalesinden yayılan ışık ile yaşıyordu. Darrow´u özel yapan sevdiklerinin gücüydü. En karanlık zamanlarda onlardan güç buluyordu. Böyle bir karakter nasıl favorim olmasın ki. Darrow´dan çok şey öğrendim; onunla beraber her iyinin içinde bir kötü her kötünün içinde bir iyi olduğunu hissederek, anlayarak öğrendim. Kendini geliştiren karakterleri her zaman severim ve Darrow da sürekli olarak değişim ve gelişim içerisindeydi bu kitapta bunu okumak çok hoşuma gitti. Diğer sevgili, sevgili canım karakterime geçmek istiyorum Darrow´un gerçek dostu, yoldaşı ve Uluyanların lideri Sevrooo. Lanet olasıca çok güçlü ve harika ötesi bir karakter! Kızıl Yükseliş´teki hareketleri ile zaten sevgimi kazanmıştı ama bu kitapla beraber çocuğun büyük fanı oldumm. Darrow´a olan sonsuz sadakati, dostluğu, desteği ile gerçek dost ve kardeş olduğunu gösterdi. Uluyanlara olan bağlılığı ile yine sevgimi kazandı. Hiç söyleyemediği duyguları ile kalbimi binbir parçaya ayırdı ama buna rağmen güçlü durdu, bir kurt gibi. Kabuğuna çekildi duyguları yine ama biz sevgili Sevro´muzun içini gördük bir kere bu kitapta. Unutmak zor bunu. Şakaları, seçimleri, bakış açısı, savaşçılığı, zekası, anlayışı her şeyi ile bu çocuğa bayılıyorum! Sevro en iyisini hak ediyor diyebileceğim bir karakter ve onun içinde olduğu her sahneyi okumayı çok seviyorum. Kusurlarını kabullenen ve bunlara zerre önem vermeyen, arkadaşları ve inandıkları için canını teslim edecek cesaretli Sevro senin hakkında daha konuşurum ama babandan da biraz bahsedelim. Fitchner da çok sevdiğim bir diğer karakterdi kim tahmin edebilirdi ki kendisini bu kadar sevebileceğimi? Ha bir de Tactus var. Asla bu karakteri seveceğimi düşünmedim. Psikopat ve dengesizdi ama bu kitap çoğu karakterin gerçek yüzünü görmenizi sağlıyor. Gerçek yüzünü gördüğümüz bir diğer karakter de Roque... Artık biraz spoiler vereceğim dayanamıyorum !SPOİLER! Tam Tacatus´un gerçek yüzünü gördük, kalbinin yaralarını gördük, tam içimden bu çocuk kurtarılmaya değer dedim, Darrow sen ona bir ışık verebilirsin karanlıktan çıkarılabilir dedim çocuk Darrow´un kolları arasında son nefesini verdi. Söylediği gibi hızlı yaşadı, genç öldü sevgili dostum... Darrow´un onun için istediği huzuru umarım bulmuştur, ikinci şansını bulamasa da... İlk önce Lea sonra Quinn´in ölümü, Darrow´un ondan gizledikleri sebebiyle o sevdiğimiz şair Roque öldü benim için. Çocuğun kafasını kopartmak istiyorum yaptıklarından dolayı! Tamam acın var anlıyorum ama bu Darrow´un suçu değil, o her zaman seni korumaya çalıştı mankafa! Gerçek dostu olduğunu düşündü, defalarca özür diledi, seni kazanmaya çalıştı ama sen ne yaptın ikinci Cassius oldun başına! Tamam hadi suçlayacak birilerini aradın ve Darrow´u buldun peki ama sırf bu yüzden Victra, Fitchner ve Arcos´un ölmesine yardım ettin seni adi! Fitchner´ın gerçek hikayesi ağzımı açık, gözlerimi yaşlı bıraktı ve kesinlikle bu sonu hak etmiyordu. Ya Sevro´nun yarı Kızıl çıkması! Delice bir fikir, harika ötesi yazar! Victra´nın sonunun Tactus gibi olmamasını istiyordum ama Roque sağ olsun(!) Tactus gibi o d bu dünyada huzura yaklaşmışken... Çakal´ın kalbi olduğuna o kadar çok inanmak istedim ki ama ona neden çakal dediğimiz bir kez daha ortaya çıktı. Kısrak bu konuda haklı çıktı ama o da ayrı bir aleme gitti. Sonunda olanların nasıl geliştiğini anlayamadım Kısrak ihanet etti mi? Roque nereden Darrow´un kızıl olduğunu biliyordu? Çakal ne zaman Fitchner´ın gerçek kimliğini öğrendi? Aklım sorularla dolu! -SPOİLER BİTTİ-
    Sonu neydi pekiii?! Ağzımı kapatamadım şaşkınlıktan! Sabah Yıldızı´nı almak için çıldırıyorum! Neler oluyor diye bağırmak geldi içimden! Hala sonunun nasıl öyle geliştiğini çözemedim anlatmak isteyen varsa dinlerim fhvgsdgvg
  • 400 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Katiller Çetesi beni şaşırtmıyor ve yine yeni yeniden mükemmel bir seri kitabıyla karşımıza çıkıyor. Her kitap bir öncekinden daha iyi oluyor ve çıta gittikçe arşa doğru çıkıyor. Hal böyle olunca ben serinin finalini deli gibi merak ediyorum. Ama bir yandan da bitmesin istiyorum.

    Bildiğiniz üzere 4. kitapta örgüt üyeleri arasında bazı problemler ortaya çıkmıştı. Bu kitapta ise herkes bunları görmezden gelmeye çalışarak görevlere yoğunlaşıyor. Fakat Niklas örgüte hizmet edip etmemek konusunda çok da kararlı değil ama bir görev var ki o olmadan gidemezler. Niklas ikna olacak mı dersiniz?

    Normalde kitabın ortasında sonunda falan bir şeyler öğrenir ve şok oluruz. Ama bunda hiçbir şey öğrenemedik aksine kafalar iyice karıştı. Cevabını merak ettiğim çok fazla soru var. Özellikle kitabın öyle bir son cümlesi var ki lütfen diyorum altıncı kitap bir an önce çıksın.

    Niklas normalde sevdiğim bir karakter değildir ama bu kitapta ufak ufak sevmeye başladım sanki. Ama gözümü de korkuttu. Benim favorim hala Victor.. Kusura bakmayın millet. Tabi Fredrik başka bir mevzu..

    Hala okumayan, bilmeyen varsa bu seriye daha fazla geç olmadan başlasın. Okuyan herkesin seveceğine eminim ben.