...
Üzerinde resimli bir gelecek, birazdan gelecek olan adamın... İnsan değil, bir başkalaşım... Öyküsü, benzemez hiçbir öyküye. O benzer çatı, bildiğim hiçbir eserde yoktur. Vücudundakiler dövme değil, capcanlı birer resim. Her biri kıyamet senaryosu; onsekiz hareketli resim... Gelecekten gelenin resmettiği, onsekiz öykü. Kişi bir süre odaklandığında resim canlanır, bir film olur. İşte kitap bunu konu alır.
Çağımızı bilmiş ve çağımızı da geçmiştir bu kitap. Yer yer şaşakaldım. Bilmeme rağmen, tekrar ve tekrar yazıldığı yıla baktım: 1951. Bakın kitapta bir kişiyi arayıp görüntülü konuşmaktan bahsediyor, bir cihaz aracılığıyla, eşzamanlı olarak konuşmanın farklı dile tercüme edilişini anlatıyor... Daha neler, neler... Emin olamayıp tekrar bakıyorum: 1951!
Kitap için şu tabiri diyebilirim ki: Siz yalnızca sayfaları çevirin, kitap kendi kendini okutuyor. Gözlere yorgunluk düşse de, anlık yapmanız gereken işler de çıksa bir yanınız hep bu kitapta kalıyor. Onsekiz farklı öykü içeren bu eser, resimli bir adam üzerinden yola çıkıyor. Bedeninde işli her resim, bir öyküyü barındırıyor. Kitabı üstün kılan yan ise, hemen hemen bütün öykülerin ortak bir düşünceyi aktarması: Teknoloji ile birlikte makineleşen insanlar; çürüyen ruhlar ve gittikçe obezleşen, her şeyin en iyisini, en yenisini elde etme arayışında olan tüketim toplumu...
Keyifli okumalar...