Yazgı, yalnızca yürümeyi seçene görünür. Kut, kendi gelmez. Çağrılır. Ve o çağrı ancak niyetle, adanmışlıkla, yürümeyle yankı bulur. Amaçsız irade savrulmadır. Kutsuz yazgı ise kuru bir masaldır. Türk Hakanı, oturduğu tahtın kutsal olduğunu bilir; çünkü o tahta kendi yüreğiyle yürümüştür.
Yaratmak, yıkılmayı gerektirir. Türk'ün devleti böyle doğar: Bir çınarın yıkılışı, başka bir ulu ağacın kök salmasıdır. Ve burada en derin hakikat saklıdır: Merhamet, yalnızca acıdan süzülenindir. Devlet ancak "acıya sabredenin" yurdu olur. Acıyı dönüştürmeyen devleti kuramaz. "Yık kendini. Yeniden doğ!"