• 119 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Rojen Barnas Kürt şair , kendisi hemşehrim olur Silvanlıdır.Kürt şiirinin gizli şairidir.Bir çok şiiri bestelenmiştir.
    https://www.youtube.com/watch?v=o49LLBzOhuA burdan en güzel olanını dinleyebilirsiniz.Civan Haco dan .
    Hemen sonra da Başka bir Kürt yazar olan Berken Bereh ten şair hakkında güzel bir yazı le incelememi yapmak istiyorum
    “Kimliğim benim ağzımda
    Annemin babamın verdiği dilim”

    Bu satırlar modern Kürtçe şiirin öncülerinden Rojen Barnas’a ait. Rojen Barnas’ın Nûbihar yayınlarınca tüm eserlerinin bir araya getirilerek Kadiz (samanyolu) adıyla yayınladığı divana ait. Rojen Barnas diğer adıyla Mehmet Gemici 1979’da yayınlanan Tîrêj dergisi ve Tirêj (Türkiye de yayınlanan ilk iki lehçeli Kürtçe dergi) kuşağı diye anılan Kürtçe şiirin en tanınan isimlerinden biri. 12 Eylül askeri darbesinden sonra yurt dışına giden Rojen Barnas halen orada yaşamaktadır. İlk kitabını “Libandeva Spêdê-Şafağın Doruğunda” 1979 yılında yayınlayan Rojen Barnas ilk kitabıyla önemli bir çıkış yaptı. Bu aynı zamanda cumhuriyet tarihinde yayınlanan ilk Kürtçe şiir kitabıdır da. Şiirleri coşku ve sevinçle karşılandı. O yıllarda yapılan mitinglerin çoğunda şiirleri kitleleri coşturmak için okunurdu. Daha sonraları bestesi de yapılacak olan şiirlerinden “Minnavêxwe kola li bircên diyarbekir-Adımı kazıdım diyarbakır’ın burçlarına” halen dillerden düşmüyor.
    Şiir, insani ilişkilerin diyalektik toplamıdır. Bu çerçevede değerlendirilince şairin yaratım süreci ve alanının bir sınırının sonucu olduğu sonucuna varırız. Yani şair, yaşayıp gördüğü ve daha önce kendisine başka şairlerce miras bırakılmışların yanında halkının kültürel geleneğini de his, hayal ve düşünce dünyasıyla harmanlayarak yaşamı yeniden yaratır. Rojen Barnas’ın şiirlerini ve şiir yaşamını incelediğimizde bu gerçekliği açık seçik görmekteyiz. O, kendi özgün sesini ve şiirsel yurdunu kurarken şiirin olmazsa olmazlarını -poetika, imge, dil, biçem vb- göz ardı etmez. Öncelikle şiirlerinde kendinden önceki şairlerin sesini duyumsatmaktan çekinmez, onların anlatım olanaklarını kullanmaktan kendini alıkoymaz. Bu etkilenim ve harmanlama şiirlerine farklı bir tat ve renk katmakta, okuyucuyla daha içten bir ilişki geliştirmesine yol açmaktadır.
    Dile ve onun şiirsel kullanımına imgeyi de ekleyerek kendinden önceki şiirden ayrılan Barnas, halkın günlük yaşamda kullandığı geleneksel dili ve sözlü edebiyatın formlarını da eklemleyip daha coşkulu bir söyleyişe imkan sağlamıştır. Dilin bu şekilde kullanımı sözcükleri kırarak/yer değiştirerek, ikileyerek kendi çağdaşları olan komşu şairlerin şiir deneyimlerinden de faydalanmıştır. Şiirlerinde bu etkilenimin açık izleri şiirini ve gücünü kırmak yerine yüceltmiştir. Zira bu etkilenim Rojen Barnas’ın şiir yaşantısının belli bir şiir bilgisi ve kültürel birikiminin üzerinde geliştiğini bize göstermektedir.
    Türkçe şiirin uç beyi olarak anılan İlhan Berk’in “Ulusunun konuştuğu, yazdığı dilden çıkmayan imgeler yaşama olanaklarını bulamazlar. Bu dünyayla ilgi kuramadıkları, bu dünyadaki nesneleri paylaşamadıkları için ölü doğmuşlardır. Özgünlüğünü yaşanan dilin içinden almadıkça hiçbir çağrışıma anlama açık olamazlar.” sözleri her şiir yazışımda ya da başka bir şairi okuduğumda yanı başımda bir uyarıcı gibi durmaktadırlar. Kuşkusuz Rojen Barnas’ın şiirlerini okurken hep bunları düşündüm. Kullandığı dili, sözcükleri, deyimleri gördüm ki hepsi bu toprağın içinden türemiş ve belli bir tat, ses, renk ve kokuya sahipler; menekşe, dağ, şafak, akarsu, nehir, vadi, ufuk, yağmur… ama deniz yok, yerine rüzgar kullanılmış. Barnas’ın bir diğer özelliği konularının çeşitliliği; aşk, ayrılık, ölüm, yalnızlık, yurt aşkı ve özlemi, direnmek, yoksulluk, felsefe, enternasyonalizm, zulüm, tarih…
    Bütün bu konuları şiirleştirirken bazen fütürist, mizahi, eleştirel, öyküsel, romantizm, toplumcu gerçekçi vb. değişik akım ve anlatım olanaklarını kullanır. İlk şiirlerinde sosyalist düşünce akımı ve onun toplumcu gerçekçi söyleyişi görülürken son şiirlerinde daha çok bireysel ruh hallerinin izlekleri görülmektedir. Özellikle “Rüzgar Gemisi” bunun en güzel örneğidir: “Ben neyi bekliyorum bu kıyıda? ki çoktandır rüzgar gemisi/umudun ufkuna doğru gitti/acaba demir attı mı bir uzak limanda? ya da bir fırtınayla alabora mı oldu/ki dönmedi bana o günden beri/ne bir dalganın izi göründü/ne de bir haber arkasından… eyvah… ben neyi bekliyorum bu kıyı da? istek ve arzularım hepsi birden/rüzgar gemisiyle yok oldu gitti.”
    RojenBarnas şiiri Kürt’ün ve coğrafyasının en yetkin ve insani anlatımıdır, dilerim bir an evvel Türkçe okura ulaştırılır.

    Okuduğum bu şiir kitabı da birbirinden güzel şiirler içeriyor tavsiye ederim size de...
  • 377 syf.
    Tolstoy bu eseri kendi dinsel bakış açılarını dikkate alarak (önemseyerek) yazmış olsa da nihai sonucunu sosyal unsurlar ve emekçi taraftarı olduğunu hissetirerek bağlıyor.

    Kitap geleceğe yönelik yani günümüz sanat anlayışına yönelik doğru öndeyilerde bulunmuş. Profesyonel, emekçiden uzak, kapitalist, baskı altında yapılan, özgürlükçü sözlerden uzak, maddi kaygılarla... yapılan bir sanat anlayışının gelebileceğini ve bu sanat anlayışının sanattan uzaklaşacağı (tam anlamıyla böyle cümleler kurmasa da) tahmininde bulunmuş veya gelecekle ilgili bu korkusunu dile getirmiştir.

    Bu kitabın incelemesini yapmaktan çok size bende uyandıran duyguları ve bazı anılarımı hatırlattığı için şu anki mevcut duygu ve düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

    Ben yıllar önce altı yıl kadar bir süre müzik ile uğraştım. Aslında altı yıl aktif bir şekilde sahne aldım. Bu sebeple edebiyat sanatını çok iyi bilmesem de müziği iyi bilirim, en azından deneyimsel olarak iyi bildiğimi sanıyorum.
    Sahne aldığım yıllarda beni söylerken, dinlerken, çalarken...bana en çok keyif veren türkülerin özgürlük istencinde bulunan, halktan ya da haktan(adalet teması işleyen) yana olanların (dinleyiciler için de bu geçerli) diğer türkülere, şarkılara oranla daha çok etkilediğini gördüm. Aşk temalı olanlar da harika. Melodisi de sözleri de kalp acıtan türdendir.

    Müziğin içindeki insan ve enstrüman sesleri keyif verirken içindeki sözler ya duygulandırır ya da düşündürür. Özellikle toplumsallığı dikkate alan ama siyaset yapmayan(Partizanlık), ötekileştirmeyen, evrensel, herkesi kucaklayan; Neşet Ertaş, Selda Bağcan, Muhlis Akarsu, Aşık Veysel ve anadilim olan Kürtçe diliyle söylenen o güzel türküler.
    Diğer tarafta ise Sezen Aksu, Moğullar, Erkin Koray, Cem Karaca, Bulutsuzluk Özlemi, Yaşar Kurt, Barış Manço, Edip Akbayram...ve yazmaya üşendiğim nice sanatçılar var.
    Şimdiki "sözde sanatçılara" ve söyledikleri şarkıların sözlerine bakıyorum da ne ruh var ne anlam ne de zeka! Görsellik ve dans çok iyi ama ruhumuza hakaret eden ve ruhumuzu soysuzlaştıran sabit, tek tip ritmler ve içi boş, anlamsız, toplumun ihtiyacına ve ruhuna ters olan sözlerle dolu popüler müzik çıkıyor karşıma.

    İnceleme dışına çıktı isem affola!
    Saygılar.