Fikrine, zikrine taalluk eden değerleri, güzellikleri, erdemleri daima yenisiyle değiștiren, eskiyi burușturup kenara atan, itikadını dahi yerle yeksan eden fırtınanın önünde durmak mümkün değildi. Kasıp kavurdu her yeri bu rüzgâr. Anneler bebeklerini teskin edici ninnileri unuttu, masalcıların dili kesildi, tevilsiz tilavet günah, yol yordam bilene hürmet suç sayıldı.
Semadan inen de yerde biten de insana anlatıldı. Tüm her șey. Muhatap hep insandı. Bu sarsıcı, başı göğe erdirici, bazen yakalanacağını bile bile kuytuluklara kaçıcı, ancak çoğu kez dumura uğratıcı tarafıyla temayüz eden durum, mükellefiyeti yükledi de yükledi. Ağır mıydı? Kim bilir. Kaldırılamayacak hiçbir yük yoktu yürekliler için. Vaktiyle gökler, yerler ve dağlar yüklenmek istenen emanete yanaşmamıștı. Belli ki göründüklerinden kırılgandılar. Oysa insan bu teklifi kabul etti. Kudretinden midir bilinmez neticede emanet insanda kaldı, zulmü ve cehaleti göze alarak.