Ebru, bir alıntı ekledi.
 2 saat önce

Yeryüzünün bu saatinde iyi olmak mümkün mü, bok gibiyim anne, hatta boktan bile beterim diyemedim tabii ona; güçlü görünmeye çalıştıkça zayıflayan kuru bir sesle, iyiyim anne, iyiyim siz nasılsınız, dedim.

Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 8 - Everest)Kuşlar Yasına Gider, Hasan Ali Toptaş (Sayfa 8 - Everest)
A. Levent IŞIK, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Şunu söyleyeyim ki, şiir için kuru, çetin, klasik bir çağ gelmek üzeredir. Bence romantisizm artık bir tükenme devresine ulaşmıştır. Yeni bir teknik, yeni bir yol bulunmadıkça yeni bir şiirin doğmasını da bekleyemeyiz...

Denemeler, T. S. EliotDenemeler, T. S. Eliot

Esrarlı yollardan ebedi aşla giden kuru bir dal gibiyim...
Çölde özlenen bir göz yaşı gibi
Gökyüzünün gürlemesi içimdeki feryad gibi
Karanfil kokusundan uzak diyarlarda..

...

Raziye Bozkurt, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Kim bilir ölüm ne kadar güzeldir şimdi.Kahverengi toprakta huzur içinde uyumak,başının üzerinde hafifçe esen yelin kuru otlar arasında çıkardığı hışırtıyı dinleyip hoş bir seda bulmak... Ve her şeyden önemlisi içinde bulunduğun anı unutmak,hayatı ve bu hayatta yaşayan günahkar insanları bağışlamak.

İncir Kuşları, Sinan Akyüzİncir Kuşları, Sinan Akyüz
Gözde, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor

"Ben seni derin denizlerde terk etmedim
Sen beni kuru toprakta bıraktın
Ben seni parlak altınlara değişmedim
Sense beni bir pula sattın."

Sıfır Noktasındaki Kadın, Nevâl es-Saadavi (Sayfa 25 - Metis)Sıfır Noktasındaki Kadın, Nevâl es-Saadavi (Sayfa 25 - Metis)
Melek yeter, Hüyükteki Nar Ağacı'ı inceledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Onlarca acı , onlarca kıyım, onlarca savaş yaşandı , dağı taşı ağıt yakan bir memleket burası; her köşesi binbir hikaye taşır , yağmur sonrası ıslanmış toprağı bilir misiniz? Güneş doğunca kurumaya yüz tutar da çatlaklar oluşur toprakta , işte o toprağa dokunmak gibi bu memlekete dokunmak ...henüz kurumamış gözyaşları ıslatıyor insanin elini ; insanın o gözyaşlarına dokunası geliyor , insanın kendi elini öpesi geliyor
Bunca zulüm bunca acı , bunca hasret..insanı bu coğrafyada doğduğuna pişman edecek ne çok şey var.. ama elimizde değil ki seviyoruz.. bu toprağa dokunmak acılarından yeniden doğmak istiyoruz .. çünkü herşey bir yana bu topraklarda insanlık var, yaşanmışlık var, sevgi var, İnsanı bu coğrafyada doğduğuna sevindirecek ne çok şey var!
Bu topraklarda doğduğuma sevinecek o kadar şey var fakat ben şimdi Yaşar Kemalle aynı coğrafyada doğduğuma seviniyorum , onu yazdığı dilde okumanın , anlamanın verdiği sevinci iliklerime kadar hissediyorum..

Hüyükteki nar ağacı..Mehmet , Hösük, Aşık Ali, Çocuk Mehmet ve Yusuf' un hikayesidir. Traktörler icat olunca makineli tarıma geçme olayını sevinçle karşılarız coğrafya derslerinde, modern araçlar demek modern tarım demek bu da modern ülke demek , bunun yanında bu moderenleşmenin insan hayatına nasıl geçtiği umurumuzda olmaz , çünkü biz o zamanlari yaşamadık. İki kuruş da olsa iş olsun yapacak iş olsun da isterse ölelim ' kadar büyük bir çaresizlikten bahsediyorum . İs vardır umuduyla köy köy dolaşan hayali evine çocuklarına yüzü ak dönmek olan insanlardan..
Yusuf , Mehmet, Hösük, Aşık Ali ve Çocuk Mehmet.. Yazar sanki hepsinin yüreğini yüreğinize koyuyor, onlarla yürüyor onlarla düşünüyor onlarla aç kalıyorsunuz.

Umutsuzluk umudun bir sonucudur' diyor Yilmaz Güney ' Umut ' filmi için . Kitabi okurken bu filmi yeniden yaşadım.. Orada da bir ağaç vardı ve yakınında define .. Ordaki insan da biliyordu ya içten içe olmadığını yine de umut işte, yaşayacak bir neden arıyor insan. Bu kitapta da hiç görülmemiş bir ağaca bel bağlıyor insanlar, Yusuf u iyi edecek kendilerine iş verecek bir ağaç.. ' öyle bir ağaç yok' diyorlar , bir kere inandı bizimkiler , vazgeçmiyorlar
.." O ağaç olmasa nasil iyileşir Yusuf, nasil iş buluruz, karımızın çocuklarımızın yüzüne nasıl bakarız, tabi ki var öyle bir nar ağacı , olmazsa ne yaparız "

Sonunda gidilir oraya , o höyüğe. Ağaç yok kurumuş bir kök var yalnizca, bu bile yetiyor, umudunu bunca sıcağa , açlığa ,susuzluğa yokluğa , hakarete yitirmemiş güzel yürekli insanlara. Bir kuru kök bile yetiyor insanları birbirine sıkı sıkıya bağlamaya

Elif Peksöz, Şekerfare'yi inceledi.
Dün 15:31 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Kocan Kadar Konuş isimli kitabı aracılığıyla tanışmıştım yazarın kalemiyle. Öyle güçlü kahkahalar atmıştım ki iş yerinde,üst kattaki arkadaşlar koşarak gelip “Noluyor,neye gülüyoruz?” diye sormuşlardı. Aynı kitabın ikincisi de ilki kadar olmasa da komik olunca,geçirmekte olduğum zor günlerime kısa bir mola deyip biraz gülmek amacıyla bu kitabı seçtim. İtiraf ediyorum,beklediğim kadar komik değildi ya da ben zor gülüyorum;bilemedim hangisi...Son elli sayfada gülebildim. Kitabın içinde yazarın kendi reklamını yapması başta itici gelmiş olsa da sonradan düşününce kimseyle itişmemek adına kendi ismi ve kitabını kullandığına karar vererek bunu da hoş karşıladım,hatta ince bir düşünüş.Bunun haricinde okumama değdi. Günlük konuşma diliyle,gayet samimi bir havada yazılmış yine. Üstelik konusu da çok tanıdık. Kimbilir belki de beni,seni,kuzenimizi,komşumuzu ya da akrabamızı anlatıyor. Sıcacık ve sürükleyici anlatımıyla bir oturuşta okuyabilirsiniz,eğer eteklerinizden çekiştiren bir çocuğunuz yoksa. Sosyal mesajı aileye yönelik ve yine çok tanıdık;hatta iddia ediyorum hepimizin evine hitap eden bir sosyal mesaj. Ne olursa olsun ailemizin her zaman yanımızda olduğunu,kuru kalabalıktansa az ama öz insanın yeterli olduğunu Şükran’ın yaşadığı hayal kırıklığı ile öyle ustaca vermiş ki... hiçbir şey olmasa bile,sırf bunun için okunmalı. Tavsiye mi? Tabi ki ediyorum. Kitapla kalın.

Pol Gara, bir alıntı ekledi.
Dün 15:11 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

O anda yeni bir hayat başlamıştı, savaşta yaşanılan bir hayat. Silah seslerini duymuyorduk daha, ama kendi yüreklerimizin çarpıntılarını, kendi köylülerimizin çığlıklarını duyuyorduk. Ben böyle yakıcı sıcak görmemiştim ömrümde. Taşa tükürsen tükrüğün kaynıyordu. Buğdaylar üç-dört günde olgunlaşıverdi; kuru sarı bir duvar gibi ufka kadar uzanıyordu önümüzde, biçilmeyi bekliyordu. Ne çok buğday! Yazık, bu telâş içinde ziyân olup gidecekti çoğu. Başaklar şimdiden yollara savrulmuştu bile. Vaktimiz öyle azdı ki, demet bile yapmadan arabalara yüklüyorduk buğdayları. Çevremiz başak içindeydi. İş bu kadarla kalsa yine iyi. Birbirimizin yüzüne bakmak daha güçtü. Her gün birkaç erkek çağrılıyordu; orduya katılmak için gidiyorlardı. Kalanlar devam ediyordu çalışmaya. Durmadan, dinlenmeden, uyumadan, sıcak günlerde, bunaltıcı gecelerde, buğdayları biçiyor taşıyorduk. Erkekler gittikçe azaldığı için yapılacak işler de çoğalıyordu. Kasım, zavallı oğlum, bir çok insanın yapamadığı işi tek başına yapabilecek miydi? Hasat işi çıkmaza girmişti artık, ama Kasım biçerdöğerini deli gibi oradan oraya sürüyor, gece demeden gündüz demeden toz bulutları içinde o tarladan o tarlaya geçiyordu. O günlerde bir kere bile inmedi biçerdöğerden. Yakıcı rüzgarla kamçılanarak, biçilmeyi bekleyen başakları atmaca gibi süzerek çalışıyordu. Bir deri bir kemik kalmış yanık yüzüne bakmak hem korkutuyordu insanı, hem üzüyordu. İçim kan ağlıyordu. <<Sonu geldi artık, güneşin altında yığılıp kalır,>> diye düşünüyordum ama, açık açık da söyleyemiyordum düşündüklerimi. Bu işten vazgeçmeyeceğini gözlerindeki öfkeden anlıyordum, sonuna kadar biçerdöğerinin üstünde kalacaktı.

shf: 37, 38

Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 37 - Gün Yayınları /Türkçesi: Ülkü Tamer / Kitapta Cengiz Aytmatov'un iki hikâyesi birden yer alıyor. 1.si Toprak Ana, 2. hikâye Sâhip Olmak Ve Kaybetmek(Selvi Boylum Al Yazmalım) Kitap 1968 yılında İstanbul'da Garanti Matbaası'nda basılmış.)Toprak Ana, Cengiz Aytmatov (Sayfa 37 - Gün Yayınları /Türkçesi: Ülkü Tamer / Kitapta Cengiz Aytmatov'un iki hikâyesi birden yer alıyor. 1.si Toprak Ana, 2. hikâye Sâhip Olmak Ve Kaybetmek(Selvi Boylum Al Yazmalım) Kitap 1968 yılında İstanbul'da Garanti Matbaası'nda basılmış.)
Sevda Turan, bir alıntı ekledi.
Dün 14:12 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi

Ağaçlar demiştim kuru dallarını uzatarak bulutlardan yağmur bekler.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz AtayTehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay