• Allah'a hamd olsun ki Türküm bütün ırkların eşit olarak yaratıldığını savunduğum halde bunu diyorum çünkü ırklar eşittir fakat yaptıkları onları asil yapar. Biz ki dünyada kim zorda olsa yardımına koştuk ve hala bu sekilde devam ediyor dün o zamanın zorda kalan milletleri bugün zordaki milletler
    ornek 1
    1845’te, İrlanda’da müthiş bir kıtlık baş gösteriyor. Bir milyondan fazla insan açlıktan ölüyor, İrlanda bütün dünyadan yardım istiyor. Fakat dünya kulaklarını tıkamış, gözlerini kapatmıştır: Yardım çığlıklarını ne duyuyor, ne de görüyorlar... 

    Sadece İngiltere Kraliçesi Victoria, aslında kendi topraklarına dahil olan İrlanda’ya iki bin sterlincik bir yardım vaadinde bulunuyor. 

    Yardım talebi gelmemesine rağmen, Osmanlı Devleti bu felakete duyarsız kalmıyor. Bu tarihte atalarının tahtında oturan Sultan Abdülmecid Han’ın emriyle, 1847 yılında beş gemi hazırlanıyor. Gemilere gıda maddesi, ilaç ve tohum yükleniyor. 

    Gerçi Osmanlı Devleti eski haşmetinde değildir. Neredeyse kendisi himmete muhtaçtır. Yine de Padişah, genlerindeki yardım dürtüsüyle, harekete geçiyor: Gıda, ilaç ve tohum dışında on bin sterlin de nakdi yardım taahhüdünde bulunuyor. 

    Ne var ki, kendi insanlarına yalnızca iki bin sterlin vermeyi kararlaştıran İngiltere, bundan rahatsızlık duyuyor. İstanbul’daki Büyükelçisi vasıtasıyla, Padişah’ın teklifine karşı çıkıyor. Osmanlı bağışının bin sterline indirilmesi için baskı yapıyor. 

    Ornek 2

    Yunanistan, İkinci Dünya Savaşı’nda özellikle Alman işgalinden sonra önemli sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Zaten normalde gıda ihtiyacının bir kısmını ithal etmek durumunda olan Yunanistan işgal döneminde bu girişimini gerçekleştirememiştir. Tarım faaliyetlerinin de aksaması ve ağır kış şartları problemin büyümesine yol açmış ve 1941 sonbaharından itibaren Yunanistan’da “Büyük Açlık” diye tabir edilen bir dönem başlamıştır. Yunanistan’ın bu zor günlerinde ilk destek sağlayan ülkelerden birisi Türkiye olmuştur. Özellikle Kızılay, gıda maddeleri ve sağlık malzemelerinin gönderilmesi için önemli çalışmalar yapmıştır. Kızılay haricinde birçok kuruluş ve organizasyon da bu insanlık görevinde aktif rol üstlenmişlerdir. Türkiye, ilk andan itibaren komşusuna destek olmaya çalışmış ve bu faaliyetler savaş sonuna kadar devam etmiştir.

    Örnek 3
    1985 yılının ilkbaharında iran-ırak savaşı son hızıyla devam etmektedir.
    tüm dünya iran’da bulunan vatandaşlarının tahliyesine başlamıştı. tabi iran’da pek çok yabancı bulunuyor, çalışıyordu. avrupa’dan onlarca uçak kalkmış, iran’daki avrupalıları tahliye etmeye başlamıştı. lakin tahran’da bulunan nissan fabrikasında çalışan 215 japon vatandaşı iran’dan çıkmayı başaramamış, kendilerini savaş hattının dışına taşıyacak bir vasıta bulamamışlardı.
    japonya’nın tahran büyükelçisi ülkesinden uçak talep etmiş, lakin japonya’ya ait hava yolları şirketleri iran ve ırak’tan herhangi bir garanti alamadıkları için tahran’a uçmayı reddetmişlerdi. keza avrupalı hava yolları şirketleri de buna yanaşmamıştı.
    japonya’nın tahran büyükelçisi yutaka nomura çaresiz bir şekilde türkiye’nin tahran büyükelçisi ismet birsel’i arayarak durumu anlattı ve “türk hava yollarının tahran’a özel sefer düzenleyip düzenleyemeyeceğini” sordu.
    Büyükelçi ismet birsel durumu ankara’ya, başbakan turgut özal’a bildirdi. turgut özal bir süre tereddüte düştüyse de uçak göndereceğini söyledi.
    saddam hüseyin’in saldırı yapacağını söylediği zamana 24 saatten az bir süre kala ismet birsel, japon meslekdaşına müjdeyi veriyordu.
    Aankara’da bu operasyon için hemen özel bir ekip oluşturuldu ve kriz masası kuruldu.
    ankara’dan tahran’a gidip japonları kurtaracak uçağın pilotu olarak pilot ali özdemirseçildi. ali özdemir ve ekibi günün ilk ışıklarıyla,tc-jaytescilli, “izmir” adlı dc10 tipi uçakla tahran’a doğru yola çıktı.
    Izmir uçağı, Van’ı geçtikten kısa süre sonra tahran havalimanı’nın kapatıldığı bildirildi. kaptan pilot özdemir, geri dönmek için harekete geçerken ikinci bir haberle havalimanının açıldığı bildirildi. tahran’a yönelen uçak, saddam’ın “sivil uçakları vurma” tehdidine rağmen tahran havalimanı’na ulaştı.
    Kapısı açılır açılmaz, çocuk çocuk 215 japon uçağa doluştular. iran kulesi’nin yönlendirmesiyle, thy uçağı 15 dakika sonra kalktı ve saddam’ın açıkladığı saldırı saatinden sadece 3 saat önce iran’dan havalandı.Toplam 9.5 saat süren yolculuğun ardından kaptan pilot ali özdemir’in yaptığı “welcome to turkey” anonsu uçaktaki yolcuları büyük bir sevince boğdu.
    Ornekler devam edip gidiyor bugün Suriye yarın neresi kim bilebilir. Zorda olan milletlerin imdadına yetişen asil bir millet vardır buda Yüce Türk Milletidir.
    Bu yuzden Allah'a hamd olsun ki Türküm
    Hcrt.ct
  • Merhaba arkadaşlar. Kitabımız gene bomba gibi. Bir soru cevap çalışması içeriyor. Kitaptaki soru cevapları da konferanslarında gelen sorulara verdiğim cevapları, bölümlere ayırıp kitap haline getirilmiş hali olarak görüyoruz. Bakalım kitabımızda neler var?
    Kitabımız 16 bölümden oluşuyor. Türklerin Ortadoğu Sahnesine Çıkışı; ki burada tarih sahnesine ilk çıkışımız, nereden geldiğimiz, kim olduğumuz ve adımızın nereden geldiği, kimliğimiz, Anadolu’nun ismi nereden geliyor gibi bir çok soruyla yolculuğumuza başladık. Ardından sırasıyla; Türklerin Devlet Anlayışı ve İslam’la Tanışmaları, Dünya Tarihinde Türklerin Yeri, Türk Yazısı, Alfabesi ve Dili işleniyor.
    Bunun yanında yalnızca Türk üzerinden değil, Türklerle beraber diğer devletler de işleniyor. Sasaniler, Karahanlılar, Gazneliler üzerinde de oldukça iyi tespitler yapılıyordu.
    Tabi bir de bilinen tarihimizin ve büyük devletlerimizin arasında Selçuklular var ki; İlber Hoca da bu konuya oldukça zaman ayırmış. 6 konuyu da buraya ayırmıştı. Selçuklular ve Malazgirt Savaşı, Selçuklularda Devlet Yönetimi, Toplumsal Yaşam ve Dil, Şehir Hayatı işlenen konular. Ayrıca Anadolu Selçukluları ve Bizans ilişkileri, 2. Kılıçarslan dönemi ve Haçlıların Anatolia yani Anadolu’ya gelmeleri üzerine de bahisler açtık.
    En son kısımda da Beylikler Dönemi ve tahmin ettiğiniz gibi Osmanlı Beyliği ile Osmanlının Kuruluş Zamanında Orta Asya ve Anadolu da işlenen bir konumuz. Bu konuyu işleyip Osmanlının Doğuşuna da değinmezsek olmazdı.
    Bu konunun hemen akabinde Son Söz olarak kısa bir özet niyetinde 2.5 sayfa vermek ve İlber Hoca’nın vazgeçilmez olayı İndex ile konumuzu bitirdik. Burada benim söylemek istediğim birkaç şey var. Umarım kısaca anlatabilirim.
    Bazı tarih kitapları vardır birkaç gününüzü alır, bazıları vardır birkaç saat içerisinde biter. Şimdi bunu 2 örnekle vereceğim, demek istediğimi anlatacağım. Mesela Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi hem uzun bir konu hem de bölümler aşırı uzun ve öğretici olduğundan hemen hemen 1 haftalık zaman diliminde bitebilir. Hatta normal şartlarda daha uzun da sürebilir. İlber Hoca üzerinden giderek Tarih kitabı örneği veriyorum. Bunun yanında Türklerin Tarihi kitabına bakarsak bunda soru cevap öne çıktığından hangi konuyu okuduğunuzu unutmuyor, kısa notlarla konuyu uzatmaya gitmiyor ve hemen paragraf başında hangi konuda olduğunuzu rahatça görüyorsunuz. Bunun sonucunda da kitabımızın kullanımı oldukça kolaylaşıyor. Bunu da değerlendirmek gerek. Zaten 2 kitabın okunmasını da sitemizde karşılaştırdığımızda aradaki farkı anlayabiliriz. Dışarıya bakmaya bile gerek kalmaz.
    Evet arkadaşlar, güzel ve güneşli bir hafta sonundan herkese mutlu günler diliyorum. Kendinize iyi bakın, esen kalın. Keyifli okumalar..
  • Halk kütüphanesinde rastladığım bu kitap Beykent üniversitesi tarih bölüm danışmanı olduğunu öğrendiğim Prof.Dr. Hicran Yusufoğlu'na ait.Yazar hakkında bilgi sahibi değilim ancak kitabı okuyunca Macar göçmeni olduğu hissine kapıldım nedense.Önsözde bu kitaptan önce 1395'ten 1476'ya kadar olan dönemdeki Osmanlı Macar ilişkilerini anlatan bir araştırma yaptığından bahsediyor ancak yazarın bir başka bir eserinin izine ulaşamadım nette.
    Kitabın dili su gibi akıyor.Oldukça anlışılır ve hikâye gibi.İçeriğe gelince biz genelde kuruluş dönemini Osmanlı merkezli okumuşuzdur.Burada Macaristan ve Balkan devletlerinde neler yaşandığına teferruatlı değinilmiş.En başta yazarın Macar kökenli olduğu hissini uyandırdığını söylemiştim. Bunun bir sebebi kitapta Osmanlı devletine ecdadımızdır diye aidiyet hissi göstermemesi.Bizim fetih olarak gördüğümüz savaşlardan istila diye bahsetmesidir.Ve bir yerde Osmanlı'nın Macaristan'ı sosyal ve ekonomik açıdan
    zarar verdiğine, geri götürdüğüne dair Avrupıların görüşlerini desteklemesi.Bunun haricinde kitabın tamamında yansız, hakkaniyetli bir anlatım var.
    Ayrıca yazarın yararlandığı kaynaklar içinde Neşri, Müneccimbaşı,Ostrogosky,Gibbons vs. gibi bilindik eserlerin yanı sıra bir tarihçi olarak isimlerini ilk kez duyduğum yabancı yazarların eserlerinden çokça bahsediyor.
    (Brehiere,Muralt,Razso,Halkondil,Atiya vs.)
    Özellikle Macar kralı Sigismund'un faaliyetleri hakkında ilginç bilgiler var.Tam Ankara savaşı esnasında bu gözü kara Türk düşmanının esir edilip hapse düşmesi Allahu Teala'nın bu milleti koruduğunun en güzel delili olsa gerek.
    Velhasıl bu kitabı herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim..
  • Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814

    Tarihi bir yolculuğa hazırlanın; geçmişe, bir İmparatorluğun Çöküşüne ve kaybedilen topraklarda yaşanan büyük acılara tanık olacağız. .

    Daha önce, Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri ve Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin kitaplarını okumuştum. Falih Rıfkı’nın duruşunu, karakterini ve Cumhuriyeti sahiplenmiş bir idealist oluşunu her zaman sevmişimdir. Zeytindağı ile kaybedilen topraklara gidiyoruz. Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı hakkında biraz bilginiz var ise anlatılan yerleri ve durumu daha iyi kavrayacaksınız.

    Kesinlikle Spoiler içermeyen ve kitabı okumadan önce rehber olarak kullanabileceğiniz bir inceleme yapacağım. Detaylı bilgi istemeyenler BİRİNCİ BÖLÜM'ü es geçip, İKİNCİ BÖLÜM den başlayabilirler.

    Biz Paşalarımızı kötülemek için tek satır yazmayız, kötü şeyler de ağzımızdan çıkmaz. Yaptıkları hatalarıyla bizim paşalarımızdır bu paşalar. Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa. Büyük facialara neden olan yanlışlarını da dile getirmek gerekir. Falih Rıfkı Cemal Paşa ile fazlasıyla zaman geçirmiş, bu zaman diliminde yaşananları da kaleme almıştır. Kendisi de özellikle belirtir ki Cemal Paşa’yı yermek veya kötülemek için değil, olan durumları anlatmak için yazmıştır.

    Kitap incelemesini bölüm bölüm yapacağım ve alışık olduğunuz gibi kısa bir inceleme olmayacak. İlk önce birkaç detay vereceğim daha sonra ana incelemeye geçeceğim.

    BİRİNCİ BÖLÜM: Kısa kısa Balkan Savaşları ve I. Dünya Harbi hakkında bilgi, Savaşa neden ve nasıl girdik, Hangi Cephelerde savaştık, Osmanlı Devletinin son durumu nasıldı?

    Osmanlı Devleti I. Dünya Harbine girmeden önce, Balkan Savaşlarında ağır yara almıştı. Balkan ve akabinde kaybedilen I. Dünya Harbi’nin faturası Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’ye ağır olmuş, imza edenin hain ilan edilebileceği antlaşmaları imzalamak zorunda kalmışlardır. Tabi Balkan Savaşı öncesi bir Trablusgarp Savaşımız vardır. Mustafa Kemal’in sahneye çıktığı ilk savaştır. https://ibb.co/cOyTTd

    Trablusgarp ı fırsat bilip Osmanlıya savaş açan devletler Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ‘dır. Bunların hepsi yıllardır gelen güç kaybının ve çöküşün diğer devletler tarafından değerlendirilme çabalarıdır. İşte balkan Savaşı bu fırsat ve iştahla çıkmıştır. Trablusgarp savaşının detayını verirsem incelemeyi uzatırım. Mustafa Kemal’in ilk savaşı ile ilgili detayları ve o dönemde öngördüğü durumları telgraflarla ilgililere aktardığı yazışmaları buradan okuyabilirsiniz. https://isteataturk.com/...ablusgarp-Savasi/672


    Balkan Savaşı hakkında kısa ve hızlıca bilgi edinebileceğiniz bir link veriyorum. http://www.kurtulussavasi.gen.tr/balkan-savaslari.html Bu linkten kısaca savaş ile ilgili bilgi alabilirsiniz.
    Öncelikle Osmanlı Devleti içerisinde müthiş bir Almanya sevdası vardır. Almanlara olan güven yüzünden kaybedilen topraklar ve ölen onca can vardır. Almanlar ise Osmanlıyı öyle bir kullanmıştır ki, bunu sezen ve üst makamlara ileten tek kişi olmuştur, o da Mustafa Kemal. O zamanlar rütbeli olmadığı için malum üçlü Talat, Enver ve Cemal Paşayı ikna edememiş, bakanlıkları devreye sokamamıştır. Tarihimiz belirli bir döneme kadar bu hatalarla doludur.

    "İttihat ve Terakki'yi sorumsuz adamlar soysuzlaştırmıştır." Sy.42

    İttihat ve Terakki, II. Abdülhamit’i tahtan indirmiş, kontrolü eline almıştır. Daha doğrusu tam olarak alamamıştır. Bir vizyon, yani bir plan olmadığı için kendi aralarında yaşadıkları anlaşmazlıklar, rütbe kavgaları, Enverciler, Talatçılar derken ayrışmanın doruğuna ulaşmışlardır. Hazinenin boşalmasına da büyük katkıları olmuştur.

    "Harbe nasıl, niçin ve ne hesapla girmiştik? Bunu bir adam biliyor: Enver!" Sy.33

    Osmanlı ve Almanya arasında gizli bir anlaşma imzalanmıştır. İlk başta bu anlaşma gizli tutulmuş, daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Alman seviciliğimiz tam olarak bu noktada imza altına alınmıştır. Almanya tek bir şartla imzalamıştır bu anlaşmayı: Osmanlı Ordusunu Alman Generaller yönetecek. Yani şunu diyorlardı: "BİZ SİZİN BECERİKSİZ ASKERLERİNİZE VE GENERALLERİNİZE GÜVENMİYORUZ!" İşte tam bu nokta da Mustafa Kemal dirayeti beklerdik paşalarımızdan ama maalesef. Öyle bir şey olmamıştır.

    Alman seviciliği sayesinde savaştığımız cepheler;

    Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler :
    1. Kafkas Cephesi, 2. Çanakkale Cephesi, 3. Kanal Cephesi, 4. Irak Cephesi, 5. Filistin Cephesi, 6. Hicaz-Yemen Cephesi, 7. Suriye Cephesi

    Topraklarımız dışında savaştığımız cepheler :
    1. Makedonya 2. Galiçya 3. Romanya

    Şimdi buradan başarı ile çıkılma imkanı nedir? Böyle bir imkan, cephane ve ordu yoktur. Her türlü zor durumda olan bir devlet, bu cephelere sadece ölmek için asker göndermiştir. Bunun izahı yoktur. Bu gençler alman generallerin ellerinde birer birer öldürtülmüştür. Sonuç? Sonuç yenilgi…! Öyle saçma sapan savunmalar ve taarruzlar yapılmıştır ki, anlama şansımız yoktur. Alman generallerin ellerinde kurşun sıkılmadan verilen yerler bile vardır!

    İşte Zeytindağı bu manzaranın etrafında şekillenmiştir.

    İKİNCİ BÖLÜM: Zeytindağı!

    Falih Rıfkı cephenin gerisinden Cemal Paşa ile yaptığı gezileri ve gezilerde tanık olduğu durumları aktarmıştır. Bunların akabinde dönemin gazetelerinde yayınlanmış birkaç anıya ve mektuba yer vermiştir.

    Osmanlı Devleti zayıf, hükumet devrilmiş, İttihat ve Terakki kendi içinde bölünmüş, onlara yaptıkları hataları gösteren Mustafa Kemal gibi subaylarla ters düşmüş, kendi ünleri peşinde koşan bir duruma gelmiştir. İttihat ve Terakki’nin yapmak istediği ile yaptığı arasında çok büyük farklar vardır. İyi bir amaç için bir araya gelen bu ilerici paşalar, daha sonra kendi iç çatışmalarına yenik düşmüşlerdir. Bu konuda daha detaylı bilgi için doğru argümanla yayınlanmış kitaplara bir bakabilirsiniz.

    Döneme baktığımızda Vatan Toprağı dediğimiz yerler aslında vatan toprağı değilmiş hissiyatı vermektedir. Çöllerde yaptığımız savunmalar ve savaşlar büyük can kayıplarına yol açmıştır. Basit bir şekilde yazdığımız ÇÖL kelimesi basitlikten çok fazlasıdır. Susuzluk, sıcaklık, eksik mühimmat, yırtık kıyafetler, ulaşım büyük sıkıntıdır. Karşı tarafa baktığınızda ise İngilizler tam teşekküllüdür. Onları durduran ve yavaşlatan TÜRK’ün inanılmaz vatansever yüreğidir. Mevcut şartlara bakıldığında kendi yönetimleri ve düzensiz düzenleri olan topraklardır buralar. Özellikle Arapların bu savaş esnasında yaptıkları affedilir şeyler değildir.

    "Aşiretlerin bulunduğu çöllerin içine henüz paradan büyük bir kudret girmemiştir. Para Uğruna yapılan her şey, Allah uğruna yapılmış gibidir." Sy.104

    Falih Rıfkı’nın bahsetmiş ve bizzat şahit olduğu bir durum vardır. Şeyhlere yardımcı olması ve taarruz esnasında yanlarında olmaları için üç defa para verilmiş, asla ne taarruza ne de yardıma gelmemişlerdir. Verilen altınlar aralarında bölüşülmüş ve devlet sırtından vurulmuştur. Bizzat Saraydan gelen talimatlara bile uymayan arapların olduğu topraklar TÜRKler tarafından savunuluyor ve binlerce insan şehit oluyordu. Bu kadar gencin kolay harcanmasının bedelini kurtuluş mücadelesinde daha iyi anlıyoruz. Askere gidecek insan sayısı o kadar azalmıştır ki, yaşlılar ve çocuklar savaşmıştır!

    Karargâhın içinde: “Kudüs düştü!” sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut’a, Şam’a, Haleb’e göz yaşlarımızı hazırlamak lâzımdı.

    "Artık yalnız Anadolu’yu ve İstanbul’u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık!" Sy.116

    Savaşın kaybedileceği ayan beyan ortadayken, Almanya tarafından oyuna getirilen paşalarımız durumu kavrayamamış güvenlerinin devam ettiğini sürekli deklare etmişlerdir. Almanlara güvenmeyenleri Almanya ya götürerek gözleri boyanmaya çalışılmıştır. Bu gezilerin bir örneği vahdettin ve Mustafa Kemal arasında da geçmiştir. Bu gezi ve anılar için Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin kitabına bakabilirsiniz. Bu gezileri tek bir amaçla kullanan paşalar vardır! Savaştan uzak olmak ve Avrupa! Bunlar yapıldığı esnada Anadolu’dan bin bir zorluklara cephelere giden gençler şehit olmaktadır.

    Kudüs ve Medine üzerine;

    Günümüzde olan durumlar geçmişte de yaşanmıştır. Din üzerinden yapılan sömürü bizzat Hz. Muhammed’in kabri yakınlarında, bizzat içinde ve etrafında da yapılmıştır. Paranın ele geçirmediği yer ve zaman dilimi kalmamıştır. Paylaşacağım üç alıntı bu konuda yeterli olacaktır.

    "Medine’de Peygamber kabri ile tüccarlık eden bayağı ahlâksız simsarlara rastlanır. Her Medine’li uzaklardan gelen saf halka, bu harap köyün taşını, toprağını, kuyu suyunu kırk defa öptüre öptüre satar." Sy.63

    "Asıl Müslüman şehri, din şeyhlerine hürmet olunan, dini sanatlaştıran ve asilleştiren şehir İstanbul olduğunu Medine’de büsbütün anladım. Orada Peygamber’in amcasının mezarı sakaların (su taşıyıcısı) kulübesi olmuştur ve sandukasının üstünde kırbalar (su kabı) asılıdır." Sy.64

    "Medine, dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarı idi. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur." Sy.71

    İşin ilginç tarafı KUDÜS’tür ayrıca. Kudüs her zaman siyasetin odak noktası olmuştur. Burada oynanan büyük bir oyundur. Bu oyun hala da oynanmaya devam etmektedir. Olan sivil halka olmaktadır. Falih Rıfkı olayı çok güzel özetlemiştir.

    "Kudüs kelimesi Hıristiyanlığı hatıra getirir. Fakat ne Kudüs’te, ne de Filistin’de Hıristiyanlık diye bir mesele yoktur. Kudüs’ün Hıristiyanlığı, Ortodoks Petesburg, Protestan Berlin, dinsiz Paris, Katolik Roma ve Anglikan Londra’nın politika meselesidir.

    Kudüs’ün yerli meselesi, Yahudi-Arap meselesi: Bir avuç Yahudi, altı yüz bin Arap!" Sy.73

    Bütün bu yaşananlar ve anlattıklarımın haricinde daha da ilginç bir durum vardır ki, o da TÜRKLÜK meselesidir. Anadolu boşaltılmış, bu toprakları savunmaya binlerce insan gönderilmişlerdir. Buraya gitmek için bir çok kontrol noktasından kaçak olarak geçmişlerdir. Sınırlar düşmanlar tarafından kontrol edilmekte, destek kuvvet gitmesi engellenmekte, mühimmat istihbaratı gelirse demiryolları bombalanmakta ve tahrip edilmektedir. Bunca eziyete rağmen vatan toprağını savunmaya giden insanımız karşılığında ne alıyor peki?

    "Suriye, Filistin ve Hicaz’da:

    — Türk müsünüz?

    Sorusunun birçok defalar cevabı:

    — Estağfurullah! idi." Sy.44

    Diyebileceğim hiçbir şey yoktur. Osmanlı Devleti öyle bir dağılmıştı ki, sadece onu yönetenler farkında değildi. Oynanan tiyatro karşısında sevildiğini sanan paşalar aslında kandırılıyordu. Almanların tek amacı savaş sonrası istedikleri toprakları Osmanlı sayesinde elde tutmaktı. Milli Mücadele evresine kadar Osmanlı donanması Almanların elindeydi. Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı çok güzel bir yazı var. Vaktinizi ayırırsanız benim ne demek istediğimi daha detaylıca anlarsınız. Alman komutanlardan zamanında ne kadar çok çektiğimizi anlayacaksınız. Buyurun: http://www.hurriyet.com.tr/...cok-cekmistik-128123 Bu yazı dönem ile ilgili de bilgi edinmenizi sağlayacaktır.

    Yavaş yavaş incelemeyi sonlandırayım. Uzun olduğunun farkındayım lakin, bu dönemler ve bu kitap kısa bir inceleme ile geçiştirilebilecek bir kitap değildir. Daha fazlasını da yazardım fakat, uzun yazıların okunma oranının azlığının bilincindeyim.

    Osmanlı Devleti neden dağıldı, topraklar neden kaybedildi, İttihat ve Terakki, Talat, Enver ve Cemal Paşalar hakkında biraz bilgi ve dönemi inceleme ve fikir edinme bakımından okumanız gereken nadide bir eserdir Zeytindağı.

    Son olarak sözü Falih Rıfkı Atay’a bırakıyorum.

    "Mustafa Kemal, Büyük Harbe girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için!

    Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fıkrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için!

    İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.

    Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir." Sy.120

    İsmini saydığım paşaların ülkeyi nasıl terk ettiklerini ve nasıl öldüklerini araştırınız. Ülkeyi terk etmeyen ve hastalıklı adam diye tabir edilen Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’den bir Türkiye Cumhuriyeti var eden Mustafa Kemal ATATÜRK’ü iyi tanıyınız. İncelemenin başında da dedim, onların hatalarını yazmak, kötülemek değildir. Yaptıkları hataların bedeli basit değil, ağır olmuştur. Her ne kadar kalpleri vatan için çarpsa da aralarında yaşadıkları durum ve anlaşmazlıklar bir devleti bu duruma sokmamalıydı.

    Bütün şartlara karşı yılmayan, ülkesini terk etmeyi bir saniye bile düşünmeyen bu vatan sevdalısının bu işi nasıl başardığını okuyunuz, öğreniniz.! Bu sizin ona karşı borcunuzdur! Onu tanıyın! Bilgisizce adını kirletmeye çalışanlara karşı gereken dersleri veriniz! Mustafa Kemal sadece cephede savaşmamıştır. En büyük savaşı cahillik ile olmuştur. Mustafa Kemal'in yanında saf tutan ve Vatan'ı vatan yapan tüm Vatan evlatlarına, Komutanlarımıza ve Milletimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkürlerimi iletmeyi büyük bir borç bilirim!

    "Bizim emperyalizm, Osmanlı emperyalizmi, şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi: Türk milleti kendi başına devlet yapamaz!" Sy.45

    Bakınız: Türkiye Cumhuriyeti, Kuruluş: 29 Ekim 1923!!! Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK!

    19 Mayıs 1919 ilk adımını, 23 Nisan 1920 Temelini'de unutma!

    “Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.” -Behçet Kemal Çağlar

    “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

    - Mustafa Kemal Atatürk

    Herkese iyi okumalar dilerim.
  • Yığınların harekete geçmesi özgürlük savaşı içinde gerçekleştiği zaman her ferdin kafasına ortak bir dava, ulusal bir gelecek ve ortak bir tarih anlayışı sokar. İkinci evre ulusun kuruluş evresidir. Ulusun kuruluş evresi kan ve intikam ile öldürme eylemleriyle daha bir kolaylaşabilir. Geri kalmış ülkelerde kullanılan sözcük dağarcığının özelliği daha bir anlaşılır hale gelir. Sömürgecilik evresince halk baskıyla savaşmaya çağrılıyordu. Ulusal özgürlükten sonra ise çağrı yoksulluk, cehalet ve gerikalmışlığa karşıdır. Savaşın devam ettiğini belirtelim. Halk yaşamın bitmeyen bir kavga olduğunu doğruluyor.
  • ~~!!!!....ETKİNLİĞİMİZ BAŞLAMIŞTIR....!!!!~~

    Merhabalar değerli 1k okurları,

    “I ve II. Dünya Savaşı” Temalı Etkinliğimize hoş geldiniz. "Etkinliğimiz SÜRESİZ olacaktır."

    “Etkinliğe katılmak isteyenlerin yoruma katılım isteklerini yazmaları yeterlidir.”

    Almanya Cephesi:
    İşsizlik Orduları Başkumandanı Mareşal Tuco Herrera

    Sovyet Cephesi:
    Keskin Nişancı Ebru Ince

    Osmanlı Cephesi:
    İttihatçı Oğuzhan Afacan

    Katılımcı Listesi:

    1- Büşra A.
    2- https://1000kitap.com/okuma_delisi
    3- Oğuzhan Afacan
    4- Achillea
    5- https://1000kitap.com/SenoritaRosa
    6- Berdan Tabar
    7- Medine T.
    8- Ayşe*
    9- Esra D.
    10- Azul
    11- Sergen Özen
    12- Hilal
    13- Kenan
    14- Gülnihan
    15- Hatciş
    16- Esra Kirik
    17- Hatice Çakır
    18- Kevser
    19- Bahar Öztekin
    20- Mustafa A.
    21- Gökçen Kız
    22- https://1000kitap.com/Quellevictoire
    23- hulusi cem döner
    24- Sıçrayan Midilli
    25- EMEL KAYMAZ
    26- Çağrı
    27- Bûka Baranê
    28- S. Ali
    29- Haruni
    30- NigRa
    31- Nilüfer
    32- Uçurtmayı Vurmasınlar
    33- EndoplazmikGaripbirKulum
    34- Osman Y.

    Dönem İle İlgili Çeşitli Kitap Önerileri;

    Tuco Herrera Kitap Önerileri:

    1- Curzio Malaparte 'nin tüm kitapları.
    2- Paris Düşerken
    3- Kavgamız
    4- Hitler'e Sordunuz mu ?
    5- Hesaplaşma
    6- Bunlar Da Mı İnsan
    7- Boğulanlar Kurtulanlar
    8- Ateşkes
    9- Ademoğlu Neredeydin?
    Almanya Cephesinden Sven Hassel
    Sovyet Cephesinden Yuri Bondarev

    Ebru Ince Kitap Önerileri:

    1- Askerin Karısı
    2- Fransız Süiti
    3- Schindler'in Listesi
    4- Teslim Olmayanlar Ölmez
    5- Ölüme Yolculuk
    6- Sıcak Karlar
    7- Anne Frank'in Hatıra Defteri
    8- Rena'nın Yemini
    9- Berlin’in Düşüşü 1945
    10- Kayıp
    11- Soykırım Çocukları

    Murat Ç Kitap Önerileri:

    1- Karanlık Kıta
    2- Kırmızı Çizgi
    3- Yıkılış ve Kuruluş, Clt
    4- Hitler Kitabı
    5- Siperlerdeydik (1914-1918)
    6- İkinci El Zaman
    7- İlk Yılların Ekmeği
    8- Gece
    9- Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin
    10- Zabit ve Kumandan ile Hasbihal
    11- Hitler’in Unutulan Çocukları
    12- Nürnberg Konuşmaları
    13- Kavgamız
    14- Savaş Günlükleri

    Oğuzhan Afacan Kitap Önerileri:

    1- Birinci Dünya Savaşı Tarihi
    2- İkinci Dünya Savaşı Tarihi
    3- İkinci Dünya Savaşı
    4- Trampetler Çalarken
    5- Baş Döndürenler
    6- I.Dünya Savaşında Osmanlı Ordusu
    7- I. Dünya Savaşı
    8- II. Dünya Savaşı
    9- Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu
    10- Suyu Arayan Adam
    11- Çanakkale Denizaltı Savaşı

    Yeni Kitap Önerileri Eklenecektir.... Son Güncelleme: 14.07.2018

    Etkinliğin Amacı: Okuduğumuz yazarların birçoğu bu dönemleri yaşamış ve hatta bu savaşlarda cephede savaşmış, düşünceleri yüzünden ana vatanlarından sürülmüş, bu kanlı tarihe dayanamayıp intihar etmişlerdir. 100 yıl öncesine dayanan bu yakın tarihe gerçek bir dönüş yaparak, bu tarz kitaplar okumamış yeni okurlar kazanmak istiyoruz.

    Bu savaşlar Dünyaya ağır bedeller ödetmiş, bir çağın kapanmasına, yeni bir çağın açılmasına sebep olmuşlardır. Açlık, haksızlık, ölüm, cinayet, toplama kampları, zorluklar, yaşama tutunma, işkenceler… Teknoloji’nin gelişimi, yok olan hayatlar, yok olan ülkeler, yok olan düşünceler, yeni doğan düşünceler… Yeni devletler, yeni insanlar, yeni fikirler… Acıdan doğan bir tarih… Bu tarihine hep birlikte eşlik etmek ister misiniz?

    Etkinlik kapsamında neler okuyacağız?
    Bu liste uzun bir liste olacak ve öneri niteliğinde olacak. Bu döneme ait bolca kitap okuyan ve değerli bilgileri olan okuyucular mevcut. Onlarla birlikte güzel bir liste hazırlayacağız ama bu listeye bağımlı kalınmayacak. Sadece örnek olması açısından paylaşacağız. Bu okurların isimlerini kendileri ile konuştuktan sonra buraya ekleyeceğim. Kitaplar saf savaşı anlatan kitaplarla sınırlı değil, bu dönemi anlatan hatıralar, biyografiler, roman ve hikayeler de dahildir. Bir çok okur, bu kitaplara yönelecektir zaten.

    Dönemle alakalı bir çok bilgi ekleyip, burayı aynı zamanda bilgilenmek amaçlıda kullanabileceğimizi düşünmekteyim. İlerleyen zamanlarda bu bilgiler eklenecek ve yorumda paylaşılacaktır.

    “Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir.” ~Mustafa Kemal Atatürk

    “Ben savaş istiyorum. Benim için her türlü vasıta doğru olacaktır. Benim sloganım "ne yaparsan yap, düşmanı rahatsız et" değildir. Benim sloganım şudur: "Bir şekilde onu yok et!". Ben bu savaşı sürdürecek insanım!” ~Adolf Hitler

    “Savaş zamanı, hakikat o kadar kıymetlidir ki, yalanlardan bir duvarla korunur.” ~Winston Churchill
  • Simeon Radev, bir Osmanlı Bulgarı olarak Resne’de, yani Makedonya’da dünyaya gelmiş. Başarılı öğrencilik hayatının devamında yolu Mekteb-i Sultani, yani Galatasaray Lisesi’ne düşmüş. Kitap onun mektep hatıralarını merkeze alan bir anlatıma sahip ancak sadece o yok, o dönemin Makedonyası ve Bulgar nüfusu hakkında da önemli bilgiler veriyor. Ben bu kitabı büyük bir beğeni ve ilgiyle okudum. Çünkü Balkan coğrafyasına meraklı bir okurum.

    Radev, sonrasında bağımsız Bulgaristan için farklı ülkelerde büyük elçilik yapmış, önemli bir isim. Kitap boyunca ve belki de hayatı boyunca Türkler aleyhine hiçbir söz söylememiş, ülkesini ve halkını seven lakin aynı zamanda bir Türk dostu da olan Radev’in anıları Galatasaray lisesi tarihi için de ciddi bir kaynak teşkil ediyor.

    Ben bu kitaptan çok şey öğrendim. Mesela, Osmanlı’da Rum cemaati denilen şeyin Rum ve Yunanlar yerine bütün bir Balkan Ortodoks halklarına teşmil olduğunu öğrendim. Rum patrikliğinin ibadet dili de dahil her şeyi Rumca üzerinden inşa ettiği ve Bulgarların varlığını reddettiğini zaten duymuştum. Burada Bulgar kilisesinin kuruluş mücadelesini de görmüş oldum.

    Bugün Çağlayan civarında bulunan Türkiye Gazetesi Hastanesi’nin İstanbul’daki Bulgar Hastanesi binası olduğunu öğrendim yine… Keza, Bulgar nüfusun İstanbul'a gelişlerinin ekonomik sebeplerle ve daha çok 18 ve 19. asırlarda oluşunu da...

    Mekteb-i Sultani’nin kuruluş amacı, talebe ve muallim yapısını görebiliyorken, çok kaliteli bir eğitim verdiğini de öğrendim. Radev'in tabiriyle, Fransızcayı Paris’teki liselerde öğrenen Bulgar öğrencilerden bile iyi Fransızca öğrenmişti! Tabii sadece Fransızca değil, Türkçe de… Yine belli bir seviyede Arapça ve Farsça da öğrenebilmişler.

    Talebe olan Simeon Radev’in kitap okuma sevgisinde kendimden izler buldum…

    II. Abdülhamid döneminin baskıcı ortamından örnekler vardı. İnsanların sürekli jurnallenme korkusu yaşadıklarını ve konuşulamayan bir ülkeye dönüşüldüğünü hissettim. Öyle ki, karakterlerine ve davranışlarına methiyeler dizdiği, aleyhlerinde tek bir kelime etmediği Türk arkadaşlarının Türk-Yunan savaşı öncesi kendilerini tahrik eden Rum öğrencilere, savaş bizim lehimize bittikten sonra bile tek kelime etmeyişlerini, rejimin insanlara susmayı benimsetmesine bağlıyordu.

    Bu arada kitabı çeviren ve yayına hazırlayan, İstanbul Bulgarlarından Giorgi Kostandov'un editoryal başarısını da unutmamak lazım.