• 600 syf.
    ·10/10
    Bir laf vardır ya hani. Kurunun yanında yaşta yanat. İşte bu roman tamda bu söze uygun. Babasının ve abisinin yaptıklarının bedelini çeken Doğa ve başkasının suçunu masumdan almaktan çekinmeyen Ediz
  • "Parasının kendisine dokunulmazlık kazandırdığını sanıyordu." demişti bana.Karısı Fausta Lopez de şu yorumda bulunmuştu: " Buradaki bütün Türkler gibi."
  • 1829'da 2. Mahmud kılık kıyafet alanında attığı radikal adımlarla ceket, fes, pantolon gibi yeni kıyafetleri benimsemiş ve uygulamıştı. 1836'da Tasvir-i Hümayun kanunu ile padişahın resmi devlet dairelerine asılmış ve bu amaçla yapılan törenler muhafazakar kesimi rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlığın altında kadınların umumi yerlerde gezmeleri ve padişahın alkol kullanıyor olması da etkili olmuştur. / Padişaha bu sebeplerden ötürü "Gavur Padişah" adını veren dinci kesimler olmuştu1829'da 2. Mahmud kılık kıyafet alanında attığı radikal adımlarla ceket, fes, pantolon gibi yeni kıyafetleri benimsemiş ve uygulamıştı. 1836'da Tasvir-i Hümayun kanunu ile padişahın resmi devlet dairelerine asılmış ve bu amaçla yapılan törenler muhafazakar kesimi rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlığın altında kadınların umumi yerlerde gezmeleri ve padişahın alkol kullanıyor olması da etkili olmuştur. / Padişaha bu sebeplerden ötürü "Gavur Padişah" adını veren dinci kesimler olmuştur. Eğer 2. Mahmud dönemin koşulları gereği fes değil, şapka getirmiş olsaydı günümüzün ileri akıllıları Atatürk'e sataşamayacaklardı. Atatürk 21 Kasım 1930'da Amasya ziyaretinde Müftü ve Vaiz Abdurrahman Kamil Efendi ile görüşür. Sarıklı bir din adamıydı. Sanırım bu hocayı asmayı unuttular (!) Kamil Efendi (Yetkin) Amasya'da Milli mücadele ruhunu ateşleyen meşhur kişilerdendir. Vefatına kadar (1941) Amasya İl Müftüsü olarak görev yapmıştır. Başı açık gezmek yasak değil, halk eğer bir başlık takacaksa bu şapka olacaktır. Ki Atatürk'ün onlarca fotoğrafında yanındaki kişilerin başarının açık olduğu görülür. Sarık veyahut bugünkü anlamda imam takkesi sadece din adamlarına özgü bir kullanıma açılmıştır. Bunun sebebi de yurt içindeki emperyalist iş birlikçilerin din kisvesi altına girmesi ve bir keşmekeş ortamın oluşmasını engellemektir. Hangi diktatör halkına bir devrimi gerçekleştirmeden önce bu devrimi açıklayacak mahiyette nutuk atmıştır? (Şapka Nutku, İnebolu, 27 Ağustos 1925)

    Konu ile ilgili konuşanlar bu nutuk dahil hiçbir araştırma ve okuma yapmadan, sadece ağızdan dolma laflarla konuşanlardır. Yeni kurulmuş, sistemi oturmamış, isyanların olduğu, menemen gibi olayların olduğu bir ülkede, yönetici kişi çıkıp yumuşak tavırlarla mı konuşacaktı? Şimdi gidin silahlarınızı bırakın, yoksa üzülürüm mü diyecekti?
    Eğer hakiki anlamda diktatör olmak isteseydi, neden en yakın arkadaşlarıyla Cumhuriyet'in ilan edilmesi hususunda fikir ayrılığına düşsün?

    İskilipli Atıf hoca şapka kanununa karşı yazdığı risaleden dolayı yargılandı evet, lakin bu davadan beraat etmiştir. İslam Teali Cemiyetinin yayınladığı bildiride: "Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır.
    Hiç de zararlı bir topluluk değildir./ Hilafet İngilizlerin kontrolünde olmadıkça bir işe yaramaz". ifadesi sebebiyle daha sonra açılan dava ile İskilipli Atıf ve Mustafa Sabri yargılanıp idam edildi. / Elbette ki kurunun yanında yaş da yandı. Buna kimsenin itirazı olamaz. Bunlar da anlaşılabilir durumlardır. Son kısımlarda vereceğim İstiklal Mahmeleri belgeselini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.Konuya ilgi duyanların izlemesini tavsiye ettiğim 24 dakikalık belgesel. İstiklal Mahkemelerinin haklılığı ve buna rağmen suçsuz infaz edildiği çok sonra anlaşılan bir kimsenin hazin hikayesi.

    https://youtu.be/caN_em-ZhXA

    Atatürk putlaştırıldı mı? -Bir kısım tarafından evet, Celal Şengör'ün dediği gibi "her cahil toplum yapar bunu." İnsanlar yalnızca anlamadıkları şeyleri putlaştırırlar..

    Anlamak, beğenmenin başlangıcıdır.
    B. Spinoza


    Basit insanlar, genellikle kendilerinin anlama yetenekleri üstüne çıkan her şeyi kınarlar.

    De La Rochefaucauld

    Mustafa Kemal Atatürk diktatör müdür?
    - Bir yönüyle evet, bir yönüyle hayır.

    Atatürk son derece rasyonalist ve pragmatist bir liderdi. Yaptığı devrimler dünya ihtilaller tarihinde ifade ettiğimiz gibi en az kanlı devrimdir. Zaman zaman bu sıfata yaklaşmış olsa da, bu normaldir. Devrim dediğimiz olay sürekli gülücükler saçarak olmaz. Celal Şengör'ün dediği gibi "dahi diktatör" denebilir. İngilizce'de ilerlemeci, aydınlanmacı despot, sert kişilere "Benevolent Dictator" denir. Ellerindeki gücü kendi menfi çıkarları için değil, halkının iyiliği ve ilerlemesi için kullanan kişilere böyle denir. / Hitler, Mussolini, Franco gibi kişiler kendi hırslarına yenilmiş, rasyonelliği bırakmış kişilerdir. Örnek verecek olursak Berline 2-3 bomba düşünce, Hitler çıldırmış, binlerce uçakla Londra'yı bombalamak istemiş ve yine o binlerce uçak düşürülmüştür ve kendi sonunu hazırlamıştır. Buna rağmen hâlâ orayı bombalayın, burayı vurun diyen bir karakterdi.

    Özet olarak;
    Tarih bilimini ve onun diyalektiğini anlamadan yapılan konuşmalar, varılan yargılar tamamen cehalet ürünüdür ve içi boş konuşmalardır. Gerici zihniyet aynı bakış açısıyla çok sevdikleri (!) halife ve padişahlarına da gavur diyeceklerdir. Tabiki iki yüzlü olmazlarsa..
  • 112 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Kitabın içinden ve arka kapağından bir bölüm:
    Bugün heykelleri yıkılmakta olan Dzerjinski'nin kurduğu KGB için iktidar, daha doğrusu bu örgüt, hiç söndürülmeden yanması gereken bir sobadır. Bu sobanın yakıtı yalnız insandır. Yaş, kuru ayrımı yapılmadan insanlar yakılacaktır ki soba sönmesin. ...
    O kurunun yanındaki yaş olan romanın baş kahramanı, aynı zamanda Gün Olur Asra Bedel'deki Kuttubayev'in (öğretmen), nasıl yandığını anlatan oldukça akıcı bir Aytmatov eseri. Her kitabında aynı tadı duyabilmek, kitap biter bitmez okumadığım diğer kitaplarını alıp okumak için can atmak.., işte bunu yaşatan yazar Aytmatov'un okunması gereken bir eseri.. Okuyun kesinlikle