• Her yaz tatili sonu babamın o yıl okuyacağım sınıfın kitaplarını alıp getirdiğinde anlardım yakında okulların açılacağını. Malum o yıllarda ders kitaplarımızı kendimiz alırdık.

    Henüz zaman kavramını pek önemli görmediğim yaşlarda olduğumdan dolayı kitap alınma zamanı diye tabir ettiğim zamanlar gelince sevinirdim. Çok sevinirdim ama okulların açılmasına değil hem fazla dolu olmayan kitaplığıma yeni kitapların eklenmesine hem de kitaplarımın yepyeni olmasına sevinirdim. Çünkü sınıfta herkes abisinin, ablasının kitabını kullanır, kendini ezik hissederdi. Benimse bir abim veya ablam olmadığı için bana hep yeni kitaplar alınırdı. Yeni kitaplarla okula başlamanın çocuk dilindeki adı zenginlik ve ayrıcalıktı.

    Ayrıca öğretmenimiz bir sürü hikaye kitabı isteyecek ailem mecburen alacak ve çeşit çeşit kitaplarım olacaktı. Kitap kurdu bir çocuk için başka bir mutluluk var mıdır şu yeryüzünde? Okulu, arkadaşları, öğretmeni özlemek kimin umurundaydı. Benim tek özlediğim duygu yeni alınacak kitaplarımın yaşatacağı mutluluktu.

    O sene ilkokul 3. sınıfın kitaplarını getirdi babam ve ben hemen Türkçe kitabımı aldım. Sevinçle sarıldım kitaplarıma. Öyle ya arkadaşlarım ne kadar hevesliydi yepyeni çizilmemis ders kitaplarının. Sonra içindeki şiirleri okumak istedim. Koca kitapta sadece bir şiir bulabilmistim. Hevesim kırılmıştı. Keşke dedim keşke tüm ünite başlarında birer şiir olsaydı ama yoktu işte. Tek bir şiir düşmüştü şansıma ve o tek şiiri Fazıl Hüsnü Dağlarca yazmıştı. Fazlaca okuduğumdan hala ezberimdedir o şiir.

    Bir kuştu, 
    Allı allı bir kuş.
    Her tüyüne bir çiçek bağladılar 
    Uçmadı o.
    Bir kuştu, 
    Mavili mavili bir kuş. 
    Her tüyüne bir boncuk bağladılar
    Uçmadı o.
    Bir kuştu,
    Yeşilli yeşilli bir kuş.
    Her tüyüne bir çocuk kurdelası bağladılar
    Uçtu o.


    İncelemeye geçersek kitaptaki şiirler tabi ki çocuk şiirleri değil. Genel olarak doğa, insan ve gökyüzü şiirleri denilince Fazıl Hüsnü Dağlarca iyi bir seçenek. Şiirler aşırı güzel hayal gücüyle zengin kişileştirme ile yazılmış. Doğan kardeş seçme şiirler serisinde okuduklarım arasında en farklı olanıydı ve kesinlikle okunmalı.
  • A benim
    Oğulotu bitmeyen topraklarda
    Şaşırıp kalan kalbim
    Senin Türkçen yok mu, anlatıyorum işte
    Bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane
    Arayıp duruyorsun.
    Bize dönecek oysa o güzel ölüm
    Yatacağız beraber güzellik uykusuna
    Her gün bahar olacak ve onun temizliği
    Yeni yıkanmış tül perde ne ki
    Benzetecek bizi dağların doruğuna.

    Ölümden korkuyor musun diyor okurun biri
    Neden korkayım, ona ne yaptım ki
    Bir kez olsun binmedim saltanat kayığına
    Ve ömrüm boyunca
    Heyelan bölgesinde yaşadım sanki

    Başım çatlıyor bakalım ne çıkacak:
    Toprak bile yaşlanıyor demek ki…
  • Kudüs

    Ben çocuktum
    Yağmur yağıyordu,
    Filistin çocuktu
    Kurşun yağıyordu.

    Sapanla kuş vuruyordum
    Filistin tank vuruyordu.
    Ben genç oldum
    Filistin büyümedi.

    Uykusu gelipte uyumayan
    Çocuk huzursuzluğu gibi
    Zararım kendime.

    Uyku varmıydı orda
    Ay kandan
    Güneş kurşun alevinden
    Toprak barut kokuyor.

    Kışa hazırlanan
    Güz çiçekleri yok
    Bahar gelmiyor
    Yaz çiçekleri yok
    Meyveler olmuyor
    Gözyaşlarıyla sulanan
    Topraklarda.

    Ezanlar okunuyor
    Kıyamet diye,
    Aksa da
    Diriliş diye.

    Ben evlendim
    Gönlümde güller açıldı
    Bekar kaldı Filistin
    Bağrı yarıldı.

    Ey Kudüs
    Ey kadim şehir.
    Milyonların aşkı,
    Kimi kol saati gibi taşır,
    Kiminin sınav kağıdı.
    Vazgeçilmez bir düş.

    Maşuk kan ağlıyor,
    Aşıkların sadece gözü yaşlı.

    KaDiR SeFa
  • BAŞ

    “Bu baş, fes giymiştir, kalpak giymiştir, tulga giymiştir. Hiçbir şey bulamadığı zaman saçını kendine taç etmesini bilmiştir.

    Giydiklwrini; kalıplı da, kalıpsız da; yeni de, eski de olsalar kendine yakıştırmış; hiçbirinde gülünç olmamıştır.

    Bu baş, yağmurun şakaklarından süzüldüğü günler de görmüş; karlarla da, konfetilerle de karlanmıştır.

    Yorulmuş, fakat bir yorgunluğu başka bir yorgunlukla dinlendirmenin sırrını bulabilmiştir. Kaygular da görmüş, acı da çekmiş; fakat ağlamaya vakit bulamadığı için ağlamamış; ağlayamamıştır.

    Kuş tüyüne de gömülmüş, taşta da uyumuştur. Allah ’a bin şükür ki, taşlar yumuşamış ve ona kuş tüyünü aratmamıştır.

    Anne dizi bilmeyen bu baş, önce sevgili dizini, sonra eş dizini anne dizine saymıştır.

    Rüzgâra saçlarından teller dağıtan, tellerini rüzgârlara helal eden bu baş, yarın rengini zamana armağan etmeyi de bilecek ve Allah ’tan gençliğini geri istemiyecektir.

    Bu baş, tulga da giymiştir... Çelenk de taşımıştır.

    Siyaha kaçan kumralını, şahane gecelerde bir kadın saçının altın suyuna batırarak yatmayı da, yalnız gecelerinde uslu uykular uyumayı da bilmiştir.

    Güzel rüyalar gördüğü geceler olmuş; korkulu rüyâlardan uykusu kaçtığı yılları da, taşta toprakta yattığı geceleri de unutmamıştır ve taşı hakir görmemiş, tOprağa hakaret etmemiştir. Memleket toprağından yaratıldığını bilmiş, memleket toprağına döneceği günden korkmamıştır. Tehditlere meydan okuyabildiyse bu sayede okumuştur.

    Alnından, yanağından, dudağından öpenler onu belki sevindirmiş, fakat şımartmamıştır.

    Bu baş, aynada ken disine tarafsızca bakmayı da, haksızlıklarında kendı sini azarlamayı da bilmiştir.
  • Es-Selam Değerli Dostlar..
    Yaklaşık 2 ay önce arkadaşlarla bir proje düşündük;
    Kadim Şehir Kudüs’ü ziyaret…
    Ve proje kapsamında gerekli yazışmalar neticesinde 7 si öğretmen, 12 si öğrenci ve 9 u esnaf olmak üzere toplam 28 kişi ile yola koyulduk.
    Allahın lütfu sayesinde Yaklaşık 6 gün Kudüs’te kaldıktan sonra şükürler olsun ki dün itibari ile vatanımıza döndük…
    Kudüs…
    Gitmeden önce Talha UĞURLUEL’in kitabını ne kadar tekrarlayıp gitsem de gördüm ki kitapta okunanların dışında farklı bir alemde hissediyorsunuz kendinizi..
    Düşünebiliyormusunuz ibadetinizi yapmak için Mescid-i Aksaya adım atarken son derece sıkı bir güvenlik koridorundan geçerek İsrail askerlerinin denetiminde Cuma mescidine giriyorsunuz…
    Bu konulara döneceğim.
    Emin olun anlatacağım o kadar yaşanmışlar var ki 6 günlük Kudüs seferimizde, anlatılmaz yaşanır diye bir motto var, bu yüzden en dikkat çekici yerleri kitap eşliğinde düşüncelerimle yorumlayıp sizleri fazla meşgul etmeyeceğim.
    Yola çıktığımızda önce uçağımız Tel Avive uğruyor.Sıkı bir sorgu ve yıldırma politikası kapsamında rencide edici tacizler ile Kudüs’e giriş yapabiliyoruz
    3 saatlik havalimanında bekleyişten sonra..

    Sabahın ilk ışıklarında Zeytin Dağına uğruyoruz o heyecan ile 2 saatlik uykuya rağmen..
    Zeytin Dağında Rabiyatül Adeviyye ile Selmanı Farisi nin makamları mevcut…
    Ziyaret ediyoruz bir heyecan ile.
    Ve Talha UĞURLUEL’in de ifade ettiği gibi dünyanın en güzel manzarası..Karşınızda Mescidi Aksa ve Kubbetüs Sahra…

    Hemen altında Yahudi mezarlığı var ve kıyamet koptuktan sonra ilk buradan dirileceklerine inandıkları için 50 bin dolardan başlayıp 250 bin dolara kadar alıcısı olduğu ifade ediliyor.

    Harikulade manzaradan sonra Kudüs’ ün güya en güzel kahvaltı salonuna gidiyoruz ama bizim mutfağımızın yanından dahi geçemez fikri ile Mescidi Aksaya doğru yöneliyoruz.
    Gözlem yapmayı severim, rehberimiz Ahmad MARAGA..
    Soru yağmurunu tutuyorum;
    Flistin mahallesine geldiğimizde bir hüzün,yoksulluk, geri kalmışlık;
    Yahudi Mahallesine geldiğimizde ise ihtişam,zenginlik ve lüks bir yaşamla karşılaşıyoruz.
    Otobüsler farklı renkler ile ayrılmış ve yeşil renkli otobüslere Filistinliler binemiyor.
    Mescidi Aksaya’’ Hıtta’’ kapısından giriyoruz.
    Niye önce Hıtta kapısından girdiniz diye bir düşünce belirdiyse sebebi;
    ‘’ Hani, “Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!” (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik.
    Bakara-58.inci ayetin tefsirine lütfen bakın derim burada uzun uzun anlatarak vaktinizi almak istemiyorum.

    Kapıda İsrail askerleri özellikle uyarıyor Türk bayrağı var ise giremezsiniz.
    Sorguya çekilip bazen pasaport denetiminden de geçebiliyorsunuz.
    İngilizce ve Arapça dil bilmek veya bir rehbere kesinlikle ihtiyaç var yoksa anlaşılamadığınızda almıyorlar.

    Ve karşımızda altın rengi ile büyüleyici Kubbetüs Sahra..aslında Kubbetüs sahir..Sahra çöl demek , sahir ise büyüleyici çok güzel demek..
    Kubbetüs Sahir Harikulede Kubbe anlamında ama dilimize sahra diye geçmiş.
    Ve 180 ton altın ile kaplandığı rivayet ediliyor.
    Kubbet-üs Sahra'nın içinde "Hacer-i Muallak" adlı bir taş yer alır. Muallak taşı "Havada asılı duran kaya" anlamına gelmektedir.
    Peygamber Efendimiz SAV Muallak taşın altında diğer peygamberlere namaz kıldırdıktan sonra Miracı gerçekleştirmiştir.
    Hemen yaklaşık 100 metre ilerisinde ise;
    Bakır çinkolu Aksa Mescidi yani Cuma mescidi ve içeriye girdiğimizde kuş sesleri eşliğinde muhteşem bir manzara ile karşılaşıyoruz.
    Mescidi Haramda kılınan namaza 100 bin sevap,
    Mescidi Nebide kılınan namaza 10 bin sevap,
    Mescidi Aksa da kılınan namaza ise 1000 sevap…

    Boyuna uzun ama enine kısa, bizim mimarimizdeki gibi geniş değil..
    Sol tarafında Hz.meryem in makamı,Kırklar meclisi ve Hz.Ömerin namaz kıldırdı mekan..
    Ve en üzücü tarafı ise 1,5 senen önce Filistinli çocukların Ağlama Duvarındaki Yahudilere sapanla taş atması üzere Mescidi Aksaya İsrailli askerler botlarını ile baskın yapıp kurşun yağmuru neticesinde kurşun izleri..

    Öğle namazından sonra keşfe çıkıyoruz;
    Hz.Hızır’ın namaz kıldığı mekan.
    Hz.Süleyman’ın makamı ve vefat ettiği yer…
    Burak mescidi..
    Ecdadımızdan kalma su kuyuları…
    Birbirinden farklı medreseler..
    Güzelim zeytin ağaçları..
    Peygamber Efendimiz SAV in gördüğü ve Mekkeli müşriklere tarif ettiği sütunlar…
    Top oynayan çocuklar ,
    Piknik yapan sohbet eden bayanlar
    Ve nice güzellikler…

    Ve hemen bitişiğinde Ağlama Duvarı.
    Niçin ağlıyorlar;
    Yahudiler, Hz.Süleyman'ın ölümünden sonra iki devlete ayrılmıştı.
    Bunlardan birisi İsrail Devleti, diğeri ise Yehuda Devleti idi. Yehuda Devleti, Babiller tarafından, İsrail Devleti ise Asurlular tarafından yıkıldı.
    Babil topraklarına hükmeden Asurlular, Kudüs'ü yakıp yıktı ve ve Yahudilerin çoğunu öldürdü. Kalanlarını Babil'e tenkil ettirdi.
    Yahudiler, Süleyman'ın kabrini bulmaya ant içmişlerdi. Ancak bir türlü bulup çıkaramadıkları için, Ağlama Duvarı'nın karşısına geçip üzüntülerini belli etme adına ağlamayı seçmişlerdir.
    Yahudiler duvara dilek amacı ile kağıt yazıp iliştiriyorlar ve bizdeki kağıt ile dilek dilemenin nereden geldiği orada anlıyorum.
    Ellerinden kutsal kitapları düşmüyor dindar Yahudilerin.
    Her daim yolda, taşım araçlarında okumaktan beri durmuyorlar.

    Çarşıya gezintiye çıktığımızda İstanbul Kapalı çarşıyı andırıyor.
    Hayat çok pahalı.
    1,5 litre su 8 tl.
    Simit 4 tl.
    Döner ayran ise 44 tl..

    Kadim Kudüse geliyoruz ve bolca Abbara karşımıza çıkıyor.
    İlk görev yerim Mardini anıyorum:))
    Sonrasında upuzun devam eden Hakkarı caddesi..Hoşumuza gidiyor seviniyoruz:)
    Evler küçük ama paha biçilemiyor.
    Bir Filistinli Müslümanla tanıştırılıyoruz.
    Dükkanıma 24 milyon dolar teklif ettiler kabul etmedim, baskı yaptılar vakıfa bağışta bulundum ve şu an kendi dükkanımda kiracı olarak oturuyorum dedi.
    Peki neden dedik neden?
    Kısaca, ÖZGÜRLÜK dedi….Vatanımı asla satma bir karış toprak dahi olsa…
    Evini satan Filistinli binde 2..
    Barındırmıyoruz ve buraları terkedip gidiyorlar dedi.

    Akşam oluyor Ve Hz.İsa’nın memleketi Beytullahime gidiyoruz.
    Filistin şehri..
    Şehre giriş yine İsrail askerleri nezaretinde.
    Kudüse 25 km mesafede.
    Akşam ve Yatsı namazlarını şehrin farklı iki camisinde kılıyoruz.
    Sohbet ediyoruz ve bizleri cidden çok seviyorlar.
    Ve bu islam aleminin hali ne olacak diye fikrimizi de öğrenmeye çalışıyorlar.
    Sabahın ilk ışıkları ile yine başka bir peygamber olan Hz.İbrahim’in şehir El Halile gidiyoruz.
    Hz.İbrahimin Mescidi ikiye ayrılmış,
    1991 yılında 1 yahudinin mescidi basıp Müslümanları öldürmesi neticesinde ki bu da kurmaca, güvenlik bahanesiyle diğer tarafı sinagog yapılmış.
    Buranın girişi Sinagog da olunca daha sıkı..
    Önce Yahudileri silahlar eşliğinde alıyorlar sonra bizi..
    İçeriye girdiğimizde ise;
    Hz.İbrahim’in Makamı,
    Hz.Yakup’in Makamı..
    Hz.Sare’nin makamı..
    Hz.Yusuf’un makamı ve kardeşleri tarafından atıldığı kuyu..

    Mescid çıkışında bir Filistinli bizlere fırından çıkmış sıcacık ekmek ikram ediyor:))

    Ve Lut Gölüne doğru yola koyuluyoruz.
    Deniz seviyesinden 420 metre aşağıda.
    Aşırı tuzlu ve hala 400 metre derinliğe inilmiyor,aletler ile ulaşılmaya çalışılıyor ama hemen tuzlandığından farklı metodlar ile ulaşılmaya çalışıyor.
    En önemlisi ise;
    SODOM ve GOMORE ‘NİN helak edildiği yer…
    C.ALLAH altını üstüne getirmiş şehrin.
    Tam bir ibretlik yer ve hemen karşıda Ürdün köyleri..

    Yakında Hz.Musa’nın da makamını ziyaret ettikten sonra Filistin şehirlerinden en çok beğendiğim Eriha’ya gidiyoruz.

    Güzel Kokular anlamındaki şehir hurma bahçeleri ile bezenmiş…
    Sahil şehirlerimizi andırıyor ağaçlar ve çiçekleri..
    Girişte bir levha..’’A'idün’’ yazıyor..
    -Her ne kadar Kudüs ten bizi zorla kovsalar da evlerin anahtarları bizde, eninde sonunda geri döneceğiz…
    Aman Allahım dedim, bu ne güzel bir dava…ve başaracaklar inşallah…

    Gün bitti…
    Otele geri dönüş…

    Son bir gün…
    Berat Gecesi…
    Mescidi Aksaya gittik ve günümüzü ibadet ile değerlendirmeye çalıştık..
    Ümmeti Muhammede, hepimize dua ettik…
    Ve hangi şartlar olursa olsun dünyanın yaşanacak en güzel yerin;
    Mescidi Aksa da dahi olsak,
    Vatanımızın olduğunu idraki ile şükrettik..

    Buruk bir veda ile Hayfa ya koyulduk II.Abdulhamid Hanın yaptırdığı cami ile saat kulesini görmek için…
    Tabii malum camii kapalı..

    Uçağımıza binmek için havalimanına geliyoruz ve yine en az 2 saat İsrail askerleri burnumuzdan geliyor,
    Bu sefer grupta en çok beni tuttular ve nerde ise uçağa zor yetiştim diyebilirm:))
    Niçin geldin?
    Tanıştığın birileri oldu mu bişeyler verdiler mi?
    Yanında kesici aletler var mı?
    Önceden Suudi Arabistan’a gitmişin niçin gittin vs….

    Konya dönüşünde tevafuk ki uçakta Talha UĞURLUEL ile karşılaştık:)
    Ayak üstü kitabından 5 dk bahsettik ve daha detaylı kitabının yakında çıkacağını bizlere beyan etti.

    HAMİŞ;
    Her ne kadar meşakkatli olsa da,
    Dehşet verici bir baskı olsa da,
    Pasaportuma sarı pul yapıştırsalar da
    Yine gideceğim inşallah…

    Filistinli annelerin uykusu 4 den sonra yok..
    Çok gerginler.
    Baskınlar saat 4 ile 5 arası yapılıyor ama asla vazgeçemeyeceğiz sadece DUA edin gelin bizleri ziyaret edin diyorlar…

    Ve anladım ki,
    Kim Filistine, vadedilmiş topraklara hakim olursa dünyaya hakim olur…

    Mekke ve Medine sıcak belde..
    İnsanı yakıyor güneşi ile..
    Ama Kudüs…..bir garip yakıyor dostlar..

    Ey Kudüs, ey şehrim
    Ey Kudüs, ey sevgilim
    Yarın, yarın çiçek açacak limon
    Sevinecek yeşil sümbüller ve zeytin
    Gözler gülecek
    Geri dönecek göçmen güvercinler
    Tertemiz yuvasına
    Ve geri dönecek çocuklar oynamaya
    Buluşacak babalarla oğullar
    Ey memleketim
    Ey barış ve bereket şehri…

    SELAMETLE…

    https://i.hizliresim.com/qG7Rq3.jpg
    https://i.hizliresim.com/kOVJ37.jpg
    https://i.hizliresim.com/BLl4Ev.jpg
    https://i.hizliresim.com/dOY2QQ.jpg
    https://i.hizliresim.com/qG7Rq3.jpg
    https://i.hizliresim.com/BLl0JG.jpg
    https://i.hizliresim.com/Lb9Eo1.jpg
    https://i.hizliresim.com/JQP4RE.jpg
    https://i.hizliresim.com/qG7MYZ.jpg
    https://i.hizliresim.com/3EyLa9.jpg
    https://i.hizliresim.com/OoQA9A.jpg
    https://i.hizliresim.com/EPv86B.jpg
  • ‘‘Bir yastık arıyorum kuş seslerinden.”
  • Bu kuş
    Bu yaprak
    Bu yıldız
    Ulaşırken ta uzaklara
    Ayak izleridir
    Sözcükler ellerimizin