• Eğilip, yerden avcuna biraz toprak aldı ve kokladı. Ama o, hemen hemen hiç koku salmıyordu. Tıpkı sevgisiz bırakılan bir kadın gibi, susuz bırakılan toprak da küskün, sert ve kırılgan oluyordu.
  • "Kitaplar da insanlara benzer, anlamak için başından başlamak gerek."
  • BAKIŞ ACISI

    boşuna yorma
    kendini
    aynı açıdan baksan da
    aynı acıdan
    göremezsin beni

    Ertuğrul Tiryaki
    KÜSKÜN KOKU
  • Eğilip, yerden avucuna biraz toprak aldı ve kokladı ama o hemen hemen hiç koku salmıyordu. Tıpkı sevgisiz bırakılan kadın gibi, susuz bırakılan toprak da küskün, sert ve kırılgan oluyordu.
  • Aşık İhsani


    Demem şu ki sevdiğim, ortaçağdan bu yana bana öyle bir ters geldi ki,1971 Mart,Nisan,Mayıs ve sonrası….Yıkılası mahpushaneler tıklım tıklım evde, yolda,işte, sokakta, on on, yüz yüz, bin bin adam toplanmakta. Anlayacağın ne kadar ben çağımdan ve üzerinde büyüyüp suyunu içtiğim toprağımdan yanayım diyen aklı işleyen, genç, yazar, öğretmen, sanatçı, işçi-köylü varsa ve hatta kim ki okur-yazarsa şimdi bunlar küme küme, her yerde bahtı kara Türkiye’mde içerde.Yani budandıkça artan ve Türkiye’min o silinmez gibi yüz karasını yeryüzünde çıra çıra ağartan bu her biri bir yurtseverin yeri şimdi küfürden yapılı ve işkence kapılı birer zindan ipleri.
    İşte böyle iki gözüm, daha sözüm bitmedi .Eli kolu kanlı, kirli yıkılası karanlık biraz daha çarkederek geriye ak beyazı yığın yığın içeriye aldı. Ama bu kadarla yetmedi. Tadı bal ve o kadar da kutsal bu yerin gerçek öz sahibi devrimcilerin birer hain gibi duyurarak adını ve anayla babaya evladını gammazlatıp duran ve kardeşi kardeşe kahpecene vurduran, bu karanın da karası zehirini var gücüyle kusmakta. Ve de işin en kötüsü sözüm ona demokrasi erleri, yani muhalefet liderleri mezarına girmiş birer ölü gibi susmakta. Şimdi anladın mı? Bu işin nedenini ve neden yurdumun aşı, işi, eğitimi olmayan çocukları köşe başlarında satar körpecik bedenini. Ya da neden ekmeği kuru, acı ve çoğunlukla dokuz nüfus tek oda da kiracı. Kendi bile ayağı çarıktan, başı sarıktan kurtulamayan köylüm, biri karısının çeyizini, diğeri sarı öküzünü satıp birazcık karın doyurmak için, soluğu alır giderek kalır dili ve töresini bilmedikleri Almanya’larda.
    Gazetelerde gördün mü? bilmem. Gençler ölüyor. Bizim gençlerimiz. Ama hayır sevdiğim hayır. Bu gençler ve bunlar gibiler sanılmasın göçüp göçüp gittiler. Bunlar sadece Türkiye’de devrim tarihinin iç budak göbeğine birer altın başlı çelik çivi gibi gömüldüler.
    Hani 12 Mart’ta ihanetle suçlanan siyasi kodamanlar vardı ya sevdiğim. İşte onlar kurtardıkları gibi başlarını yüzbinler, milyonlara çıkardılar ardından maaşlarını. Sonra iyiden iyiye beylerin maaşı ödensin diye, günü kara fukara halkımın sırtına ekmekten kömüre, tütünden demire, havadan suya, gazdan tuza zam gene geldi.
    Hele işsizlik öylesine büyümekte ki deme gitsin. Her köşede bir dev gibi ayakta. Ortada bir de gammaz direttiler ipe tesbih dizer gibi arda arda. İnan görülmemiş zülüm ve işkencenin en adisi bunlarda.Daha nasıl desem. Bilirsin hani o bir devrim devrim diye gelen ve aklınca bir şey bilen yaşlının üstünde yaşlı ve anlaşıldı ki boş bir küfe gibi başlı bilmem neyin balyozcu başı, devrime karşı en çok çıkarak, anayasa duvarını yıkarak foseptik çukuru açar gibi açtı savaşı. Sonra birer birer sözüm ona sözcüler yat borusu haline getirilen radyo ve gazetelerden bağır bağır avazları çıktığı kadar “Gençliğin yabancı ideolojiye kandığını, onlar için idam fermanı hazırlandığını deyip deyip utanmadan bağırdılar. Ama hayır sevdiğim hayır. Bu gençler peşlerine düşen birkaç ağzı salyalı ite ve idamlı, zindanlı tehdite dönüpte bakmaz. Ve atasının armağanı yerini, yani alnının ak terini emperyalist sömürüye bırakmaz.
    Ha! az daha unutuyordum. Hani o bir işe girebilmek için rüşvet parası biriktiremiyen komşumuz onbir çocuk babası hamal Hamo vardı ya.Hani karısı giden yıl hastahane kapıları önünde ,boş bir yatak beklerken ,bayramın ilk gününde ölmüştü. İşte onu kaybettik. Bir de önceki gün komşulardan biri ölüsünü gömdürdüğü tabutu gece camiden aşırıp yaktı.Tabutluğun bir yerine bir de şöyle bir mektup bıraktı. ”Açlığa ne ise ya soğuğa dayanamadık. Bir tabut götürüp yakacağım. Allah afetsin” Ha! ha! öyledir. Belki bu gerçekler elleri ve nefesleri kan kokan, paslı, isli kafaların gitmeyebilir hoşuna. Ama inan bir tanem sarı balın arısını ve öz karısını satar gibi vatanımızı satanların çabaları boşuna. İşte sana bir örnek: Hey! Boyu boyum, huyu huyum, yolu yolum kafam yüreğim, kolum. Bu içi yanan ve devrimi getirmekle suçlanan gençler ne dediler biliyormusun? yargılanırken birer birer “Türkiye halkı ve kurtuluşu yolundaki eylemde ölümü kucaklarız” Hah! ha! ha! hayd! be kökü kanlı kırlarımı süsleyen gök mavisi çiçeğim. Ha! ha! hayd! be!.Çeliğin suyu ve altının sarısı kadar öz bu söz, zülmün sırça sarayını zülmedenin başına boz bulanık bir toz gibi yıktı. Bana gelince ve sen birgün he evet he deyince seninle oturup yan yana sana anlatacaklarım çok.Şimdilik hurda bir demir yığını gibi, gözaltındayım burda. Ama ey! benim soğuk duvar diblerinde üstü başı ,ayağı çıplakların beklediği güneş kadar sımsıcağım. Hiç kuşkun olmasın sazıma ve şiirlerime başı kör deyimi mermi dolu silaha sarılır gibi gene sarılacağım.Gene türkülerimi yapıp gene haykıracağım.

    ...............
    ....................
    ..............................


    Metin yazarı:Aşık İhsani
    Metini Okuyan:Aşık İhsani
  • Küskün Koku, TÜYAP, İstanbul Kitap Fuarı'nda
    5 Kasım 2017 (Pazar, 13:30 - 15:00)
    4. Salon, No:4215