• Başlığa dair ilgilisine not: 2. ve 3. kitaplar için ortak inceleme...
    (Hatta araya azıcık 1 bile sıkışabilir)

    Bu seriyi tahmin edemeyeceğim kadar çok sevdim. Devam kitapları önceki kitabın tam da bittiği yerden başlıyor ve bu iyi bir şey çünkü kitabın sonunda karakterler öyle bir açmazın, belanın içine düşüyorlar ki zaman atlaması yapmak hata olurdu..

    1. kitabın başları Jacob'u, çevresini ve hayatını tanıma amaçlı olduğundan atraksiyondan uzaktı, tuhaf çocuklarla kitabın anca yarısında tanışabildik... Neyse ki kitap akıcıydı, o yüzden ilk kısımlarda sıkılmamıştım.

    2. kitapta ilk sayfalardan itibaren tuhaf çocuklarımızın ve aşık jojuk Jacob'umuzun başına gelmedik kalmıyor. Bir beladan kurtulmak için başka bir belanın kucağına düşüyorlar. Yani tuhaf çocuklar oluyor bizim acıların çocukları, boynu bükük yuvasız kuşlar.. Vah yavrucuklar... Hortlaklar ve gölgeler peşlerinde bir umudun peşinde devamlı kaçıyorlar.

    Bu kitaptan da aldığım birkaç ders oldu. Zaten küçük çocuklar için yazılmış masallar bile bir ders niteliğinde öğütler taşıyor. Kitabı okurken şunu bir kez daha farkettim ki insan kendi gibi olmayandan, kendisine benzemeyenden korktuğu için farklı olanı kötü görüyor, onu ezmeye, sindirmeye hatta yok etmeye çalışıyor maalesef. Tuhaflık sadece çocuklara özgü bir şey olarak kalmıyor, hayvanlar da işin içine giriyor 2. kitapta. Ve doğal olarak onların çektiği acılar da azımsanacak kadar değil. Anlattıkları olaylar fotoğraflarla destekli olmasından dolayı daha somut, daha gerçekçi geldi bana. Bir tanesinde resmen kanım çekildi, içim acıdı ve günümüzde de hayvanlara yapılan eziyetleri de düşününce 'kurgu yaa, gerçek değil ki' diyip geçemedim...

    Neyse bu derin acıları geçersek... 2. kitabın sonu beklenmedik derecede şaşırtıcı bitti benim için. Beni hazırlıksız yakalamak zordur, her şeye hazırlıklıyım 'HEP TETİKTE OLUN' diyen Sahte Moody den sonra... Ama hiç tahmin etmediğim şekilde bitince 2. kitap 'ay ben şok' demelere doyamadım... Yazarı bu yönden de tebrik ediyorum.
    Tabii en önemlisi kitabı okurken kafamda oluşan soruların cevaplanması. 2. kitap boyunca çocukların belaları defetme olaylarına 'çekirge bir sıçrar, iki sıçrar üçüncüsünde hoop düşer...' prensibine aykırılık keşfetmiştim. Bunu da yine kitabın sonlarında yazar tatmin edici bir şekilde bağlamış.
    3. kitapta tuhafların dünyasına tamamen dalıyoruz ve dananın kuyruğu kopuyor artık. Tek bir saldırı için tek bir şansları var ve onu kullanmak zorundalar.. Üstelik karakterlerin korkmaları gereken şeylerin sayısı da artıyor, tekinsiz ortamlarda hortlak avına çıkıyorlar.
    Kitapta boş, gereksiz, olmasa da olurmuş diyebileceğim hiçbir sayfa yok. Hatta bu 3 kitap için de geçerli (evet başlangıcı karakteri tanıma amaçlı bayaa uzun olan 1. kitap bile) Seri kitapları okurken genellikle bir kitabı 'ııh çok uzatmış konuyu, koptum ben bu dünyadan' tarzı şikayetlerim eksik olmaz. Ama bu seri ne eksik ne fazla tam ayarında. Başka kitaplarla devam edecek yazar diyorlar, lütfen bu karakterler olmasın, bence onların hikayesi tamamlandı. Bitmesi gerektiği gibi bitti bana göre, gerisi de biz okuyanların hayal gücüne kalsa daha iyi olur.
  • Soğuk, çürümüş, her türlü illetle adeta irin döken bir katmanın sardığı ruhların yarattığı cehenneme hoş geldiniz. Eğer Cehennemin sadece öldükten sonra yaşanacağını sananlardansanız gerçekten çok masum insanlarsınız ve ben size gıpta ediyorum. Çünkü benim ruhum ne o kadar saf ne de lekesiz. Hayatım boyunca güZellikleri görmek için çırpındım. Bana dediler ki eğer göremiyorsan senin camların kirli. Belki de derdim kendi kendime.. en sevdiğim masalda ki gibi... Karlar Kraliçesinin kin ve nefret ile parlattığı sırçanın, milyonlarca kıymığından biri benim gözlerime denk gelmiştir. Umman mavileri ıssız grilere çevirmiştir. Ama masalları suçlamak ne kadar doğruydu ki? Hem kim severdi kırmızı başlıklı kız masalında hain kurdu. Yok yok masalların suçu yoktu. Bende vardı bir sorun. Pembeyi sevmedim, herkesin sevdiğini sevmedim.. çünkü bir şey ne kadar sevilirse o kadar uzaktı bize...benim gibi olanlara.. farklı olduğu için yaftalananlara. O yüzden ''Boyalı Kuş'' çok güzel geldi bana. Çünkü ben ve benim gibi farklılaştırılıp yabancılaştırılan herkes boyalı bir kuştu aslında. Ne zaman kuytu yuvalarımızdan yakalanıp tıkıştırılsak kafeslere(binbir aldatıcı sözle) bitmek bilmeyen bir öfke sarardı minnacık bedenimizi. Sıra bize geldiğinde boyanırdık alacalı renklere. Sonra salınırdık ait olmadığımız ışıltılı bir gökyüzüne. Işık körüdür boyalı kuşlar. O yüzden kontrolsüZce arasına katılır birbirinin kopyası yüzlerin. Hoyratça gagalanır, sarsılır, nefret ile parçalanır bu kuşlar. Mavi gökyüzü kızıl toprağa karışır. İnsanoğlunun ruhu o kızıllıkta boğulmuştur sayısız gibi anlarda. ... Jerzy Kosinski... Boyalı kuşlardan biri. Çocukluğunda yaşadığı savaş kabusunu birazda kurgulayarak bizlere sunmuş. Adı bile olmayan(aslında buna ihtiyacı da olmayan) siyah saçlı, esmer, kara gözlü bir çocuğun penceresinden bizi o yıllara götürmüş. Lakin bu yolculuk öyle acılarla dolu ki. 6 yaşında bir çocuk 11 yaşına gelene kadar yaşadıkları ile 60 belki de 80 yaşına geliyor. Masumiyetini kaybediyor. Duygularının büyük kısmı hasar alıyor. O köyden bu köye kaçarken yüreğinizi de peşine takıyor. Bak diyor usulca.. bunların hepsini insanlar yapıyor. Kocaman erkekler, yaşlı kadınlar ve acımasız çocuklar. Kimsenin nerdeyse kimseye merhametinin kalmadığı bir zamanda yaşamak zorunda kalan bir çocuğun hayatına konuk oluyoruz. Onunla dayak yiyor, üşüyor, aç kalıyoruz. Deneyimlediği şeylere hayret edip, merak ettiği herşeyi birlikte keşfediyoruz. Kaybettiğimiz çocukluğumuz, iyi niyetimiz ve ya masumiyetimiz onunla birleşiyor ve bir bütün oluşturuyoruz. Bu küçücük bedenin yaşadıkları insanları tanıdığım için bana garip gelmedi. Lakin ruhuna yaptıkları beni çok derinden etkiledi. Çünkü bu onu tarifsiz bir şekilde değiştirdi. Yaşayamadığı çocukluğu gömdü. Ve o bedene sıkışan bir kaybedene dönüştü. Yüreğinizde bir ölü varsa siz yaşıyor sayılır mısınız?? O ceset karanlık toprağından sıyrılmaz mı? Sizi o leş kokan çürümüşlüğün içine çekmez mi sanıyorsunuz? Vıcık vıcık kaynaşan kurtlar ruhunuzdan arta kalanları sindirmeZ mi sanıyorsunuz?? Eğer hala yediveren gülleri seviyor bahçenize dadanan sarmaşıkları kökünden yolabiliyorsanız şanslısınız. Ama er ya da geç herkesin içinde ki ile yüzleşmesi gerekiyor. Belki de cennete giden yol cehennemden geçiyor. Yoksa bu kadar kötülük nasıl olurda insanın hamurunda var olur... ufaklığın bize savaş ile ilgili sıkı bir dersi var...Savaşın kazananı olmaz...Bir katilden korunmak için bir diğerine sığınmak ise sadece hayatta kalma saatinizi uzatır. Onu da Aşk denen yalanın peşinde koşarak geçirir insanoğlu. Pembe panjurlu evinin beyaz çitleriyle sınırladığı yemyeşil bahçesinin ilerisinde neler olduğunu bilmez. Bilmek istemez. Yüzleşmeye cesaret edemez. Çocuklara tecavüz edilir, hayvanlara işkence edilir, kadınlara şiddet uygulanır, erkekler kılıç darbeleri ile ortadan ikiye ayrılır. Gerçek dünya ne yazık ki bunlarla doludur. Ve bunların içinde büyüyen bir çocukta onun bir parçası olur. Onu kim suçlayabilir ki yaptıklarından, öfkesinden, Tanrıyı sorgulamasından, intikam isteğinden? Bayanlar baylar kemerlerinizi takın. Çünkü ''Boyalı Kuş'' okunurken sizi tüm şiddeti ile gerçeklere çarpıyor. Kalan parçanızı acımasızca bölerken gözünüzün yaşına bakmıyor. Dünyada ki en yıkıcı türün vahşetini çıkartırken gözleriniZden ruhunuzdaki tüm huzuru toplayıp yok ediyor... hep derim bazı kitaplar okunmaz sizi okur. Kosinski tam olarak bunu yapıyor işte. İnsanoğlunun ne olduğunu yüzümüze haykırıyor. Keyifli okumalar olsun...not:(özgürlüğüne aşıkken tutsak edilip evcilleştirilen ve kafes kapağı açık unutulduğunda ona geri dönen tavşanın uykusundan uyanmanız dileği ile.)
  • Tüyleri dökülmüş bir kuşun yüreği kadar sıcak
    ve bir kez ağzımızdan çıkmış bir küfürdü hayat
  • okurken tarafsız yaklaşıp okumuştum . kesinlikle karşıt oldugum toplulugu gösteriyor ama yalan yanlış saçma sapan empoze edilmeye çalışan davranışlar vardı .Tavsiye edermiyim eger pkk sempatizanıysanız tavsiye ederim ama değilseniz o güzel zamanınızı harçamayın . slogan; TekTÜRKİYE
  • Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
    Sar, büyüt ellerinle konuk et sıcaklığına
    Konuk et, kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...
    Yılmaz Odabaşı
    Sayfa 34 - İletişim yayınları
  • Kuşlar inkar edilir,gökyüzü yağmalanır ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır...