• Bir zavallı kuş tuzağa düşmüş,hile ile yakalanmıştı.Hilk bu ya, kuş dile gelmiş ve kendisini yakalayan avcıya,

    "Efendim,sen hayatında bir çok defa koyun ve sığır yemişsin,pek çok kerede de develer kurban etmişsindir.Sen onların etleriyle bile
    doyamamışken benimle hiç doyamazsın.

    Beni serbest bırakırsan sana üç öğüt veririm.

    Bu üç öğütten birincisini senin elinde iken,
    İkincisini şu çatının üzerinde, üçüncüsünü de
    şu ağacın üzerine konduğumda söyleyeceğim.

    Sen bu üç öğüdü işitmekten inan bana çok
    mutlu olacaksın."

    Avcı biraz düşündükten sonra merakından kuşun teklifini kabul etti.Kuşu kafesten çıkardı ve henüz elindeyken, kuş ilk öğüdünü söyledi:

    "Olmayacak sözü kim söylese söylesin inanma."

    Öğüt hoşuna gidince devamını işitmek için
    avcı kuşu bıraktı.O da uçup evin çatısına kondu ve ikinci öğüdünü söyledi:

    "Elinden kaçmış bir fırsat için üzülme.."

    ...

    Kuş ikinci öğüdü verdikten sonra uçup ağacın
    dalına kondu ve üçüncü öğüdünü söylemeden
    Önce ,

    "Karnımda 10 dirhem ağırlığında çok kıymetli bir inci vardı.
    O inci çoluk çocuğuna da zengin ederdi.
    Ne yazık ki kısmetin değilmiş"dedi.

    ......
    Avcı, kuşun bu söylediklerini duyunca hamile
    kadının doğururken bağırması gibi feryat edip
    bağırmaya başladı.KUŞ.

    "Ben sana sakın elinden kaçan bir şeye üzülme demedim mi?
    Madem ki elinden İnci gitti,ne diye dövünüp duruyorsun?
    Sana verdiğim öğütleri anlamadın mı?
    Ben sana olmayacak bir şeyi kim söylerse söylesin inanma demiştim.
    Benim bütün ağırlığım üç dirhem gelmez.Karnımda nasıl 10 dirhemlik inci olabilir?


    Bu sözler üzerine adam biraz kendine gelir gibi oldu.

    "Peki şimdi üçüncüyü söyle bakalım"dedi

    KUŞ,"Sana verdiğim iki öğüdü sanki tutun da,
    üçüncü öğüdü istiyorsun.

    Uykuya dalmış bir kişiye öğüt vermek,
    Çorak yere tohum ekmekten farksızdır.

    Aptallık ve Cahillik yırtığı yama tuzmaz diyerek "uçup gitti...

    İşte böyle Rahip efendi, öğüt dinlenilmez hayata geçirilir...


    .........
  • Bir zavallı kuş tuzağa düşmüş, hile ile yakalanmıştı. Kuş kendisini yakalayan avcıya, 
    ‘Ey efendi, sen hayatında birçok defa koyun ve sığır yemişsin, pek çok kere de develer kurban etmişsindir. Sen onların etleriyle bile doymamışken benimle hiç doymazsın. Beni serbest bırakırsan sana üç öğüt veririm. Bu üç öğütten birincisini senin elinde iken, ikincisini şu çatının üzerinde, üçüncüsünü de şu ağacın üzerine konduğumda söyleyeceğim. Sen bu üç öğüdü işitmekten inan bana çok mutlu olacaksın.” 

    Avcı merakından kuşun teklifini kabul etti. Kuşu kafesten çıkardı ve henüz elindeyken, kuş ilk öğüdünü söyledi : 
    ”Olmayacak sözü kim söylerse söylesin inanma.” 

    Öğüt hoşuna gidince devamını işitmek için avcı kuşu bıraktı. O da uçup evin çatısına kondu ve ikinci öğüdünü söyledi. 
    "Elinden kaçmış bir fırsat için üzülme.” 

    Kuş ikinci öğüdünü verdikten sonra uçup ağacın dalına kondu ve üçüncü öğüdünü söylemeden önce, ”Karnımda 10 dirhem ağırlığında çok kıymetli bir inci vardı. O inci, seni de çoluk çocuğunu da zengin ederdi. Ne yazık ki kısmetin değilmiş” dedi. 

    Avcı, kuşun bu söylediklerini duyunca hamile kadının doğururken bağırması gibi feryat edip bağırmaya başladı. Kuş: 
    ”Ben sana sakın elinden kaçan bir şeye üzülme demedim mi? Mademki elinden inci gitti, ne diye dövünüp duruyorsun? Sana verdiğim öğütleri anlamadın mı? Ben sana olmayacak bir şeyi kim söylerse söylesin inanma demiştim. Benim bütün ağırlığım üç dirhem gelmez. Karnımda nasıl 10 dirhemlik inci olabilir?” Bu sözler üzerine adam biraz kendine gelir gibi oldu. 

    ”Peki şimdi üçüncü öğüdünü söyle bakalım” dedi. 

    Kuş, ”Sana verdiğim iki öğüdü sanki tuttun da, benden üçüncü öğüdü istiyorsun. Uykuya dalmış bir kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum ekmekten farksızdır. Aptallık ve cahillik yırtığı yama tutmaz diyerek” uçup gitti...
  • Aç gözlü bir avcı minik bir kuşu yakalar. Hikaye bu ya, minik kuş bir anda dile gelip avcıya;

    ─ Ben minicik bir kuşum, dedi, Etim, dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Eğer beni serbest bırakırsan işine yarayacak üç öğüt veririm sana. Dinle, birinci öğüdüm şu: “Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!”

    Avcı şaşırmıştı. İkinci öğüdü isteyince küçük kuş:

    ─ Beni bırak, ikinci öğüdümü şu damın üstünde vereceğim, dedi.



    Avcı kuşu bıraktı. Kanatlanıp dama konan kuş:

    ─ Dinle, dedi. “Geçip gitmiş şeyler için asla üzülme”. Olan olmuş, biten bitmiştir çünkü. Bak, benim karnımda on dirhem ağırlığında bir inci vardı. Çok kıymetli bir inciydi bu. Ne yazık ki elinden kaçırdın…

    Avcı daha çok şaşırmış, kuşu serbest bıraktığına pişman olmuştu. Ah vah etmeye, saçını başını yolmaya başladı.

    Küçük kuş:

    ─ “Ne oldu?” diye sordu. Niçin dövünüp duruyorsun? Ben sana olmayacak söze asla inanma dememiş miydim? Sen karnımda inci olduğunu duyunca bu öğüdü hemen unuttun. Kendisi üç dirhem gelmeyen kuşun karnında on dirhemlik inci olur mu hiç?

    Üstelik ikinci öğüdümü de unutmuşa benziyorsun. Hani elden kaçırdığın şeyler için asla üzülmeyecektin!

    Avcı utanmış başını yere eğmişti.

    ─ Üçüncü öğüdünü ver bari diye inledi.

    Küçük kuş damdan kalkıp yüksekçe bir ağacın dalına kondu ve oradan gökyüzünün boşluğuna doğru süzülürken şöyle bağırdı:

    — Be hey sersem avcı, sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttun mu ki üçüncüsünü istiyorsun?
  • Bir zavallı kuş tuzağa düşmüş, hile ile yakalanmıştı. Kuş kendisini yakalayan avcıya,
    ‘Ey efendi, sen hayatında birçok defa koyun ve sığır yemişsin, pek çok kere de develer kurban etmişsindir. Sen onların etleriyle bile doymamışken benimle hiç doymazsın. Beni serbest bırakırsan sana üç öğüt veririm. Bu üç öğütten birincisini senin elinde iken, ikincisini şu çatının üzerinde, üçüncüsünü de şu ağacın üzerine konduğumda söyleyeceğim. Sen bu üç öğüdü işitmekten inan bana çok mutlu olacaksın.”

    Avcı merakından kuşun teklifini kabul etti. Kuşu kafesten çıkardı ve henüz elindeyken, kuş ilk öğüdünü söyledi :
    ”Olmayacak sözü kim söylerse söylesin inanma.”

    Öğüt hoşuna gidince devamını işitmek için avcı kuşu bıraktı. O da uçup evin çatısına kondu ve ikinci öğüdünü söyledi.
    "Elinden kaçmış bir fırsat için üzülme.”

    Kuş ikinci öğüdünü verdikten sonra uçup ağacın dalına kondu ve üçüncü öğüdünü söylemeden önce, ”Karnımda 10 dirhem ağırlığında çok kıymetli bir inci vardı. O inci, seni de çoluk çocuğunu da zengin ederdi. Ne yazık ki kısmetin değilmiş” dedi.

    Avcı, kuşun bu söylediklerini duyunca hamile kadının doğururken bağırması gibi feryat edip bağırmaya başladı. Kuş:
    ”Ben sana sakın elinden kaçan bir şeye üzülme demedim mi? Mademki elinden inci gitti, ne diye dövünüp duruyorsun? Sana verdiğim öğütleri anlamadın mı? Ben sana olmayacak bir şeyi kim söylerse söylesin inanma demiştim. Benim bütün ağırlığım üç dirhem gelmez. Karnımda nasıl 10 dirhemlik inci olabilir?” Bu sözler üzerine adam biraz kendine gelir gibi oldu.

    ”Peki şimdi üçüncü öğüdünü söyle bakalım” dedi.

    Kuş, ”Sana verdiğim iki öğüdü sanki tuttun da, benden üçüncü öğüdü istiyorsun. Uykuya dalmış bir kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum ekmekten farksızdır. Aptallık ve cahillik yırtığı yama tutmaz diyerek” uçup gitti...