• Merhaba Rose, nasılsın? İyisindir umarım.
    Ben de iyi gibiyim ama nerede olduğumu bilmiyorum. Bu söylediklerimi ben mi düşünüyorum onu da bilmiyorum. Sanırım Bedenim öldü ama merak etme zihnim hâlâ yaşıyor. Dün gece çok içtiğimi hatırlıyorum sadece.
    Burası çok sessiz... Sessizliğin sesini duymak gibi ayrıca çok karanlık. Dünya dışındayım sanki ama korkmana gerek yok hiçliğin boşluğunda muhteşem bir huzur içindeyim. Eğer ölmüşsem de güzel bir duyguya benziyor.

    Seni düşünüyordum yine. Zaten burada sadece seni düşünüyorum. Yanlış anlama dünyada da düşünüyordum ama bilirsin işte sıradan gündelik şeyleri de düşünürdüm ama en çok yine de seni...
    Uzun bir süre seni düşündükten sonra seninde içinde bulunduğun başka bir şey daha geldi aklıma. Dünyadayken görmüştüm, bedenimiz yaklaşık 7 oktrilyon atomdan oluşuyormuş ve her bir atom milyarlarca yaşındaymış...
    Yani diyorum ki bizim atomlarımız çok daha önceleri tanışmıştı ve karışmıştı bile. Milyarlarca yıl aradan sonra tekrar kavuşmayı bekliyorlardı ve bedenimizde yer edinmişlerdi...
    Bunu burada düşünmek zihnimi acıtıyor Rose. Ne olurdu dünyada dinleseydin beni? Bak öldüm sanırım, nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yok.
    Ben, "Sonsuza dek seninle olmak bana yetmeyecek kadar kısa bir süre ama başlangıç için fena değil" düşüncesiyle hareket edip ölümsüzlük ilacını yapmayı düşünmüştüm oysa.
    Ve milyarlarca yılın kısa bir diliminde bilinç sahibi olmuşken zihinlerimiz ve ikimiz aynı döneme denk gelip karşılaşmışsa bu bedenler, neden bunu sarılmakla kutlamayalım, böylece atomlarımız da kavuşur, demiştim.
    Bu dünyada değmeyecekse birbirlerine bedenimizdeki atomlar, delice etkileşime geçmeyeceklerse yakarım böyle dünyayı demiştim.
    Ama sen anlamadın sanırım o yüzden güldün ve gittin arkana bile bakmadan.
    İşte o zaman ruhum ölmüştü ve bedenimin de ölmesini beklemiştim.
    Çok beklemiştim sanırım. 70 yıl kadar... Bilmiyorum. Ama sonsuza kadar sürmüş gibi geldi bana.
    Ayrıca bedenimi yakıp, küllerimi uzay boşluğuna savurmalarını istedim...
    Sonra bedenim öldü ve savurdular küllerimi, her şeye karıştım, evrene... Bir sana karışamadım.
    Oysa seni dünyada bulmuştum, çok yakındık, karşı karşıyaydık, göz göze...
    Ama şimdi boyutlar arası uzaklıktayız galiba, ölmüşsem demek ki...
    Artık birbirimizi göremeyeceğiz sanırım Rose ve seni şimdiden çok özledim.

    Ne saçmalıyorum yine...
    Öldüm mü ben?
    Dur bir dakika!
    Ölmemişim... şu an rüyadayım. Bedenim uyanmadan zihnim uyandı yine.
    Bazen oluyor böyle...
    Öldüğümü sandım bir an...
    Gerçek hayatta böyle şeyler düşünüp söyleyecek kadar da zeki değilim. Peki bu da ne böyle, nasıl bir rüya?
    Rüyalar paralel evrenlerdeki başka hayatlardaki bizle bağlantılı olabilir. Başka bir evrende bunları yaşamış olan benim bir benzerim bunu kendi yaşamışım gibi hissettiriyor olabilir. Veya önceden yaşadıklarımızın farklı olasılıklarının da olabileceğini gösteriyor olabilir bilinçaltım, ya da sadece zihnim benimle oyun oynuyor bilemiyorum her şey olabilir...
    Neyse Rose, henüz söylediklerimi yaşamadık, yaşamayı da istemem açıkçası.
    Uzak değilmişiz işte önemli olan da bu. Hâlâ dünyadayım ve yaşıyorum ama rüyadan uyanmayı bekliyorum.

    Evet Rose, seni özlediğim zamanlarda çok içip böyle saçma rüyalar görüyorum. Ya da saçma demeyelim hayal gücünü aşan rüyalar diyelim. Ayrıca "seni unutmam için hayatım boyunca sarhoş olmam lazım," demek isterdim ama sarhoşken daha çok acıtıyor yokluğun.
    Ve ne zaman geleceksin? Hazır ikimiz dünyadayken, bedenlerimiz ölmemişken gelsen diyorum. Çünkü dedim ya kaç milyar yıldır kavuşmayı bekliyor bu atomlar... Diğer paralel evrenlerde kavuşamamışlar belli ki. Ayrıca gittiğim her yerde seni özlediğimi fark ettim.

    Sevgili Rose,
    şimdi uyanma vakti sanırım ve uyanır uyanmaz ilk işim gerçek hayattaki seni her yerde arayıp bulmak olacak ve seni bulduğumda da bu rüyayı sana anlatmak...
    Umarım başka bir paralel evrende yaptığın gibi gülüp gitmezsin. Çünkü gidersen o zaman kendi gerçekliğimizde, gerçekten ölürüm.
  • Mutlaka okunmalı dediğimiz kitaplar var ya onların başına lütfen bu kitabı ekleyin. Lütfen Milli Mücadele hakkında çok şey okuyun, çok kez düşünün. Ne kadar geç kalmışım kitap için. Özellikle son bölümde Atatürk'ün öğretmenlere ısrarla "Tarihimizi çocuklarımıza öğretin, gelecek sizin elinizde" demesi beni değişik hislere soktu. Özellikle alanım başta olmak üzere tüm öğretmenler okusun diyemiyorum, herkes mutlaka okumalı diyorum. Sakarya, Ankara, Afyon, İzmir.. Ne çok uğraşılmış, emperyalizmle, düşmanla, sömürgeyle, cahillikle, sığ düşüncelerle. Şöyle kitabın başından sonuna kadar ki olayları düşünüyorum da, hiçbir ulusun böyle şanlı bir tarihi yoktur. Türkün gücü, Türkün imanı, Türkün inancı, Türkün azmi Allah'ın izni ile zafere ulaştı. Hemde ayağında doğru düzgün çarığı olmayan, üstünde üniforması bulunmayan erlerimizle.. Ya kadınlarımız? Cephede, cephe gerisinde.. Ya şuan okuduğum Demirci'nin akıncıları, yiğitleri? Ne yapılırsa yapılsın ödenmeyecek çok hak var. Bize de düşen görev tarihimizi okumak, çocuklarımıza anlatmak. Haklarını böyle ödeyebiliriz. Milli Mücadelenin o ağrılı sancılarını, sadece her 30 Ağustos'ta hatırlamayalım. İzmir'in kurtuluşunu sadece 9 Eylül'de kutlamayalım. Kalıplaşmış ezber tarihten kurtulup, kendimiz çok okuyup araştıralım. Okumak, okudukça hissetmek, öğrenmek, gururlanmak için bu kitaptan başlayabilirsiniz. Okuyun. Okudukça övünün. Çünkü sen Türk ulususun. Sen kurtuluşsun. Sen Milli Mücadelesin. Sen kağnının kamyonu yendiği ataların babaların anaların çocuğusun! Oku! Okumalısın!
  • "Hayırlı cumalar" diyeceğim, "burası yeri mi?" diyecekler. Ama bu gün cuma; birbirimizin bayramını da mı kutlamayalım? "HAYIRLI CUMALAR"