• Sevgili okurum, şunu bir düşün: “Sana borç para veririm -ama ancak karşılığında bana daha da fazlasını verirsen,” diyen gerçekten sen misin? Yaşamak için paraya ihtiyacımız varsa, bu bir kölelik formülü değil mi? Solon’a ün kazandıran borç affının nedeninin kısmen, nüfusun giderek artan bir bölümünün borç kölesi durumuna düşmesi olması önemlidir. Günümüzde gençler üniversite kredilerine, ev sahipleri ipotekli konut finansmanlarına ve tüm Üçüncü Dünya ulusları dış borçlarına köle olduklarını hissediyorlar. Faiz, köleliktir. Ve kölelik durumu köle kadar köle sahibini de küçülttüğünden, yüreğimiz bununla bir ilgisi olsun istemez.

    Birisine borç verdiginde bu yükümlülüğü sonsuza dek kafasına kakan gerçekten sen misin? Krediden alınan faiz bu anlama gelir: geri ödeme baskısıdır. “Geri ödemezsen bu borç büyür de büyür,” tehdididir.
  • Toplumsal ve doğal sermayesinin paraya dönüştürülmesine direnen her yönetim baskı görür ve cezalandırılır. Aristide neoliberal politikalara karşı çıkıp 1991’de ve 2004'te darbeyle devrildiginde Haiti’de olan buydu; 2009’da Honduras’ta aynı şey yaşandı; tüm dünyada yüzlerce, yüzlerce kez aynı şey oldu. (Ancak yöntem Küba’da ve daha yakın zamanlarda, şu ana dek istila aşamasından kaçınabilmiş olan Venezuella’da başarısız oldu.) Daha yakın tarihlerdeyse, Ekim 2010’da Ekvador’da da bir darbe ucu ucuna başarısızlıkla sonuçlandı -2008'de 3,9 milyar doları ödemeyi reddetmiş ve sonrasında dolar üzerinden 35 sent değeriyle yeniden yapılandırmış olan Ekvador’da, Borç rejimine direnen her ülkenin kaderi budur.

    Eski ekonomist John Perkins temel stratejiyi Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’nda anlatır: önce yöneticilere rüşvet, ardından tehditler, ardından darbe ve bunların hiçbiri işe yaramazsa, istila. Hedef, ülkenin kredi almayı ve bunlar için ödeme yapmayı -borçlanmayı ve borçlu olarak kalmayı-kabul etmesini saglamaktir. İster bireyler söz konusu olsun ister ülkeler, borç genellikle, gelecek için büyük ödüller vaat eden, ancak aslında dış güçleri zenginleştirip borç tuzağını hazırlayan bir mega projeyle başlar -bir havaalanı, yol sistemi ya da gökdelen, evde tadilat ya da üniversite eğitimi.

    Eski günlerde imparatorluğun araçları askeri güç ve zorunlu haraçtı; günümüzdeyse, borç. Borç, ülkeleri ve bireyleri üretkenliklerini paraya adamaya zorlar. Bireyler borçlarını ödeyebilmek için hayallerinden vazgeçip bir işte çalışırlar. Uluslar döviz üretmeyen geçim amaçlı tarımı ve yerel kendine yeterliliği, döviz üreten ihraç amaçlı tarım ürünlerine ve sömürüye dayalı fabrika üretimine dönüştürürler.“ Haiti, 1804'teki köle ayaklanmasında yitirdiği mülkleri (yani, köleler) için Fransa’ya tazminat ödemeye zorlandıgı 1825’ten beri borç içindedir. Borçlarını ne zaman kapatacak? Hiçbir zaman.“

    Üçüncü Dünya’nın herhangi bir yeri ne zaman borcunu kapatıp üretkenliğini kendi halkına adayabilecek? Hiçbir zaman. Aranızdan çoğunuz ögrenci kredilerinizi, kredi kartı borçlarınızı ve ipotekli konut fınansmanlarınızı ne zaman kapatacaksınız? Hiçbir zaman.
  • Eskiden parasal olmayan mal ve hizmetlerin ticarileşmesi son birkaç yüzyılda, teknolojinin de yardakçılığıyla, günümüzde para alanının dışında pek az şey kalana dek hızlandı. İster toprağa ait olsun ister kültüre, ortak değerler duvarlarla çevrilip satıldı -hepsi de paranın katlanarak artmasına ayak uydurmak için yapıldı. Ormanları keresteye, şarkıları entelektüel mülke dönüştürmemizin ardındaki asıl neden bu. Günümüzde tüm Amerikan yemeklerinin üçte ikisinin ev dışında hazırlanmasının nedeni bu. Şifalı bitkilerden yapılan halk devalarının yerlerini ilaçlara bırakmalarının, çocuk bakımının ücretli bır hizmete dönüşmesinin, içme suyunun içecek satışlarında bir numaralı büyüme kategorisi olmasının nedeni bu.

    Yaşamın, dünyanın ve ruhun amansızca paraya dönüştürülmesine neden olan,Faiz temelli paranın içerdigi sürekli büyüme zorunluluğudur. Kısırdöngüyü tamamlarsak, yaşamın daha çok parçasını paraya dönüştürdükçe, yaşamak ıçin daha fazla paraya ihtiyaç duyuyoruz. Tüm kötülüklerin anası para değil, tefeciliktir.
  • Her yerde aynı piramit yapısı, yarı kutsal bir öndere tapınma, sürekli savaşa dayanan ve sürekli savaşa hizmet eden bir ekonomi söz konusudur.
  • Nerede ve nasıl olmuş olursa olsun, toprağın özelleşmesi çok gecméden mülkiyet yoğunlaşmasını da getirdi. Eski Roma’nın ilk günlerinde toprak, küçük bir ev arazisi hariç, (şahsi değil) ortak mülktü: “Tahıl toprağı kamusal haktır.”Roma fetih yoluyla genişledikçe yeni topraklar uzun süre “kamu“. olarak kalmadı; çok geçmeden en zengin ailelere -aristokratlar sınıfına-geçti ve bu da sonraki yüzyılların normunu belirledi.

    Aristokratların mülkleri ayrıca, sahipleri sık sık lejyonlarda hizmet vermeye çağrılan ve aristokratların mülklerinin ucuz köle işgücüyle ekonomik açıdan zaten rekabet edemeyecek olan ilk pleb mülkleri pahasına büyüdü. Plebler borçlarını ödeyemez oldular ve toprak devredilemediginden, çiftliklerinden ayrılmak zorunda kalarak dilenciliğe, hırsızlığa ve şayet şanslıysalar kentlerde zanaatkârlıga yöneldiler.

    İmparatorluğun talihi dönüp köle arzı kuruduğunda büyük toprak sahiplerinin pek çoğu arazilerinin işlenmesi için kiracı çiftçilere, yani coloni’ye yöneldiler. Borçla bağlanmış olan bu kiracılar sonunda Ortaçağ’ın serileri oldular Bunu şöyle düşünebilirsiniz: bana ödenmesi olanaksız tutarda borcunuz varsa bunun en azından elinizden geldiği kadarını ödemek zorundasınızdır.

    Bundan sonra emeğinizin ürünleri sonsuza dek bana aittir. İflasını ilan eden kişiyi gelecekteki kazançlarının bir kısmını alacaklılarına ayırmak zorunda bırakan 2005 tarihli İflas “Reform” Yasası’yla yürürlüğe giren ABD iflas kanunlarına ne kadar da benziyor.13 Ekonomilerini yeniden yapılandırmak ve ekonomik fazlalarının tamamını sürekli borç ödemeye adamak zorunda bırakılan Üçüncü Dünya ülkelerinin haline ne kadar da benziyor. Serflerin, tıpkı onların toprak sahibi için çalışmaları gibi, para sahipleri için çalışmaya mahküm olan modem muadilleri bunlar. Onların bu durumu “borç köleliği” olarak biliniyor.

    Eski Roma’yla günümüz arasındaki paralellik çarpıcı düzeyde. O zamanlar da olduğu gibi Şimdi de zenginlik giderek, az sayıda kişinin elinde toplanıyor. O zamanlarda oldugu gibi şimdi de insanlar yaşamın gereksinimlerine erişebilmek için bile asla ödeyemeyecekleri, yaşam boyu sürecek borçlara giriyorlar. O zamanlar bu, toprağa erişimle olurdu; günümüzdeyse paraya erişimle oluyor.Köleler,serfler ve kiracı çiftçiler toprak sahiplerinin zenginleşmesine bir ömür boyu adadılar;günümüzdeyse emeğimizin getirisi para sahiplerine gidiyor.
  • Modern benlikse aksine. Öteki olan bir evrende farklı ve ayrı bir nesnedir. Adam Smith‘in Ekonomik İnsan'ı; dinin somutlaşmış ruhu; bıyolojinin bencil genidir bu benlik. Çağımızda kesişmekte olan krizlerin altında o yatar ve bu krizler de ayrılma temasının çeşitlemeleridir -doğadan, topluluktan,kendimizin yıtirilmiş parçalarınızdan ayrılmanın. İnsan açgözlülüğü ya da kapitalizm gibi, ekolojide ve siyasette süregelen yıkımdan sorumlu tutulan tüm alışıldık zanlıların altında o vardır. Bizim benlik bilincimiz. “Benim içın daha fazlası senin için daha azıdır.“ düşüncesini içerir; dolayısıyla, tam da bu ilkeyı somutlaştırmış, çıkara dayalı bir para sistemimiz var. Daha eski, armağana dayalı toplumlardaysa bunun aksi geçerliydi.

    Sahip olma dürtüsü, hissedilen bagları koparan ve bizi evrende tek başımıza bırakan yabancılaştırıcı bir ideolojiye karşı doğal bir tepki olarak ortaya çıkar. Dünyayı benlikten dışladığımızda geriye kalan küçücük, yalnız kimlik bu kayıp varoluşun mümkün olduğu kadar çoğunu kendine almaya doymak bilmez bir gereksinim duyar. Tüm dünya, tüm yaşam ve yerküre artık ben degılse, en azından onu benim yaparak bunu telafi edebilirim. Öteki ayrı benlikler de aynı şeyi yaparlar ve böylece bir rekabet ve sürekli kaygı dünyasında yaşarız. Kimlik tanımımızın içine işlemiştir bu. İçine doğduğumuz varoluş yoksunluğu, ruh yoksunluğu budur.

    Ben ve benim mantığına kısılıp kaldığımız için, ayrı benligi ve uzantısını genişletip koruyarak, yitirdiğimiz servetin küçücük bir kesitinş geri almayı çalışırız: parayı ve mülkü. Benliği genişletecek ekonomik araçlardan yoksun olanlar bunun yerine genellikle, fiziksel benliği genişletirler; obezitenin orantısız derecede yoksulların sorunu olmasının nedeni budur. Alışveriş, para ve elde etme bağımlılıkları, yiyecek bağımlılıklarıyla aynı temel kaynaktan doğar ikisi de yalnızlıktan, olduğumuz şeyin çoğundan koparılmış olarak yalnızca varolmanın verdıgı acıdan kaynaklanır.
  • Bir şeyin ticaretin nesnesine dönüşmesi için önce kıtlaştırılması gerekir. Ekonomi büyüdükçe, tanım gereği, giderek daha fazla insan faaliyeti paranın alanına, mal ve hizmet alanına giriyor. Ekonomik büyümeyi zenginlik artışıyla ilişkilendiririz genellikle, ama onu aynı zamanda bir yoksullaşma, kıtlıkta artış olarak da görebiliriz. Bir zamanlar para ödemeyi hayal bile edemeyeceğimiz şeylere bugün para veriyoruz. Neyi kullanmak için para ödüyoruz?

    Parayı kullanmak ıçin, elbette -elde etmek için mücadele edip fedakârlıklarda bulundugumuz parayı. Kıt olan bir şey varsa, kesinlikle paradır. Tanıdığım insanların çoğu sürekli olarak, yeterince paraya sahip olamayacakları korkusuyla düşük düzeyde (kimi zaman da yüksek düzeyde) kaygı içinde yaşıyorlar. Zenginlerin kaygılarının da doğruladığı gibi, hiçbir miktar hiçbir zaman “yeterli” olmuyor.