• Alabalık, Kutsal Kitaplara göre ilk yaratılanlar içinde
    akıntıya karşı yüzen tek balık
    tekini koruyan tekinsiz
    ölüme doğru ve ölüme karşı
    çağlayan çıkan, dikine yüzen bir balıkmış yalnızlık...
  • 258 syf.
    Sineklerin Tanrısı kitabıyla tanıdığımız William Golding'in Deniz Üçlemesi'nin ilk kitabı olan Geçiş Ayinleri'nin konusunu kısaca özetlersek: Edmund Talbont, soylu vaftiz babasının torpiliyle Avustralya'ya yol alan bir gemide göreve getirilir. Vaftiz babası, Talbont'tan gemide yaşayacağı her şeyi kendisine hediye ettiği deftere yazmasını ister. Zamanında kendisi de böyle deniz yolculuğuna veya yolcuklarına çıkmış olduğu için vaftiz oğlunun kaleminden eski günleri tekrar yaşamak istiyor.

    Edmund Talbont, soyluluğun verdiği kibirle gemide her şeyden şikayetçi olur; kamarasından, gemiye sinmiş kokudan, geminin eski bir savaş gemisinden bozma bir yapıda olmasından ve Tiran diye nitelediği geminin kaptanı Anderson'dan...
    Edmund Talbont'un gelecek planında başarılı bir siyasetçi olmak vardır. Vaftiz babası biraz da Talbot'un siyaset konusunda pişmesi için bu deniz seyahatinde bulunmasını istemiş sonucuna vardım ayrıca.

    Talbot'un Tiran dediği gemi kaptanı Anderson ise bir nevi bu gemiye sürülmüş hayatı deniz olmuş, kara ve kara ile bağlantılı her şey ile ilişkisi kesilmiş yalnız bir adam. Yalnızlık hele de denizde geçen bir yalnızlık insanı haliyle sert, despot ve empatiden yoksun yapıyor. Bu nedenle Anderson'un en sevmediği şey gemide kendisinin koyduğu kurallara riayet edilmemesi.

    Talbont ve Kaptan Anderson'un iktidar çekişmeleri üstü örtülü şekilde ve İngiliz kibarlığıyla sürdürülür. Bu iktidar savaşında tarafların üstünden çarpıştıkları araç ise gemide kimsenin değer vermediği -hasta genç bir kız dışında- vaiz Colley olacaktır. Yazar, siyasilerin çekismesinde dinin önemli bir saha teşkil ettiğini burada göstermiş olur. Tabiki siyasilerin çekişmesinde başkalarını kullanmaktan nasıl çekinmediklerini ve eğer çıkarları örtüşürse hayatta yan yana gelemeyecek olan bu zıt kutup siyasetçilerin bile nasıl bir araya gelebileceğini akıcı üslubuyla Golding ortaya koyuyor.

    Yazarın kullandığı karakterlere baktığımızda görüyoruz ki devrin İngiltere'sinin sosyal tabakalarının sert bir şekilde birbirinden ayrılmış durumda. Bu ayrımı yer yer mizahi dokundurmalarla yeriyor yazar yer yer de bu sert şekilde ayrılmış görünen tabakaların birbirleriyle aslında benzerliğini de aynı üslupla ortaya koyuyor.

    Son olarak kitapta yazar ne kadar kutsal varsa hepsini kıyısından köşesinden zaman zaman ise direkt kalbinden yermekten geri durmuyor. Burası deniz, sizin tabularınızın, inançlarınızın, değerlerinizin kutsallıkları karada geçerli; denizin kutsallığı hiçbir şeyin kutsal olmamasıdır demek istiyor gibi. Deniz özgürlüktür.

    Keyifli okumalar
  • 2018'in son günü, hayatın genel akışını bir kenara bırakacak olursak bu yıl çok beğendiğim nitelikli ve çok beğendiğim bazı kitaplar okudum :) Sizler de 2018'de sizi en fazla etkileyen kitapları sıralar mısınız?
    Ben başlıyorum.

    *Damızlık Kızın Öyküsü
    *Körleşme
    *Günce
    *Gölgesizler
    *Yüzyıllık Yalnızlık
    *Kar Kurdu
    *Kirpinin Zarafeti
    *Kaos'un Kutsal Kitabı
    *Daha
    *Son Tanık
  • Dünyada en değerli ve en kutsal şeyler, hatta iman ve aşk dahil her şey, "gösteriş" rezaletiyle karşı karşıyadır
  • Öyle büyümüş ki içimizdeki yalnızlık. Sevilmeyi beklerken, beklemeyi sever olmuşuz..

    Ne çok bekledik yahu,☝️
    Beklenen'e değecek'se çekilen çile kutsal'dir.🌹
  • Hayatının insanını arama yolculuğu çok yorucu bir iştir. Sizi bu yoldan çevirmek isteyenler olacak, tuzaklar kurulacak, yanlış tabelalar karşınıza çıkacak, uykusuzluk bastıracak, karanlık çökecek, güneş direkt gözünüze vuracak, yorgunluk, mutsuzluk, yalnızlık krizleri geçireceksiniz, yanlış yola sapacaksınız, yolu uzatacaksınız, boğulur gibi olacaksınız, fazla oksijenden zihniniz uyuşacak, yüksek dağlar karşınıza çıkacak, uçurumların kenarından döneceksiniz, o uçurumlara doğru son hızla giderken son anda fark edip fren yapacaksınız, yanlış arabalara bineceksiniz, yanlış insanları arabanıza alacaksınız… ne olursa olsun en sonunda, The ONE’a ulaştığınızda “oh bee” diyeceksiniz. İşte bu yolda yürüyen insan benim için kutsal insan, işte bu yol benim için kutsal bir yoldur.

    Ben bu yolda yürüyorum. Fazlaca bunalmışım ama umutsuzluğa kapılmayı hiçbir zaman düşünmemişim.
  • Kalabalıklar 

    Çokluk denizinde yunmak herkese vergi değildir: bir sanattır kalabalığın tadını çıkarmak; beşiğinde bir periden kılık değiştirme ve maske zevkini, ev kinini, yolculuk tutkusunu almış kişi, yalnız o kişi, insan türünün sırtından bir canlılık sarhoşluğuna dönüştürür bunu.

    Kalabalık, yalnızlık: etken ve verimli ozanın birbirleriyle kolayca değiştirebileceği eşit deyimler. Yalnızlığını kalabalıkla doldurmasını bilmeyen kişi telaşlı bir kalabalık içinde yalnız olmasını da bilmez.

    Ozan şu benzersiz ayrıcalığın, gönlü istedi mi kendi kendisi, istemedi mi başkası olabilmenin tadını çıkarır. Diledi mi herkesin kişiliğine bürünür, kendilerine bir beden arayan, başıboş ruhlar gibi. Yalnız ona açıktır her şey; kimi yerlerin ona kapalı gibi görünmesiyle, onun için girmek çabasına değmediklerindendir.

    Yalnız ve düşünceli gezgin bu evrensel kaynaşmada eşsiz bir sarhoşluğa erer. Kalabalıkla kolayca kaynaşan kişi ateşli hazlar tadar, kutu gibi kapalı bencil ile istiridyeler gibi evine çekilmiş tembel, bu hazlardan yoksun kalacaktır. Yalnız ve düşünceli gezgin karşısına çıkan bütün uğraşları, bütün sevinçleri, bütün yoksunlukları kendininmiş gibi benimser.

    Bu anlatılmaz şölenle karşılaştırılınca, ortaya çıkan beklenmedik olaya, geçen yabancıya kendini bütünüyle, bütün şiiri, bütün yardımseverliğiyle veren ruhun bu kutsal orospuluğuyla karşılaştırılınca, insanların aşk dedikleri şey çok küçük, çok sınırlı, çok zayıf kalır.

    Bu dünyanın mutluluklarına bazı bazı kendi mutluluklarından daha üstün, daha geniş, daha derin mutluluklar bulunduğunu anımsatmakta yarar vardır, sırf budala gururlarını sarsmak için bile olsa. Sömürge kurucuları, halk önderleri, dünyanın ta öbür ucuna göç etmiş misyoner papazlar bu gizemli sarhoşluğu biraz bilirler kuşkusuz; dehalarının sağladığı geniş ailenin kucağında, çok sallantılı yazgıları, çok arı yaşamlarından dolayı kendilerine acıyanlara da gülerler herhalde...


    Charles Baudelaire - Paris Sıkıntısı