• Kubilay Han, Moğol gücünün dorukta olduğu dönemde yaşadı. Moğol istilası başlarken doğdu, Moğol orduları kuzeye ve batıya yayılırken büyüdü. Kubilay da, büyükbabası Cengiz de, Moğolların ve Avrasya'nın tarihindeki bu görkemli dönemin en ünlü kişileri oldular. Avrasya tarihi, Moğollarla başladı. 13. yüzyılın ilk birkaç on yılı içinde, dünya tarihi­nin en büyük imparatorluğunu kurmayı başardılar. Toprakları kuzeyde bugünkü Kore-Batı Rusya çizgisinden, güneyde Burma-Irak çizgisine ka­dar genişledi. Orduları bugünkü Polonya ve Macaristan'a kadar uzandı. Bu süreç boyunca, o dönemde dünyanın en büyük hanedanlarından ba­zılarını yok ettiler: Ortadoğu ve İran'da Abbasiler, Çin'de Cin ve Sonğ, Orta Asya'da Harezmşahlar yıkıldı ve Moğollar bir kuşak boyunca bütün Avrasya'ya egemen olup, dünyanın geri kalanına korku saldılar. İmparatorlukları yüz yıl bile sürmediği halde, Doğu ile Batı arasında sıkı ve gelişmiş bağlantılar kurarak Avrupa'yı kopmaz bağlarla Asya'ya bağla­dılar.1 Yeni edindikleri topraklar görece bir istikrara ve düzene ulaştıktan sonra da yabancılarla ilişki kurulmasını kısıtlamadılar. Evrensel egemenlik iddialarından hiç vazgeçmediler ama kendilerine boyun eğmemiş hüküm­darların topraklarından gelenler dahil yabancı gezginlere karşı konuksever davrandılar. Asya'nın kendi egemenliklerindeki geniş kesiminde yolculuk­ları hızlandırdılar ve desteklediler;2 Avrupalı tüccarların, zanaatkarların ve heyetlerin Çin'e kadar yolculuk etmesine izin veren ilk devlet oldular. Kervanlarla Avrupa'ya ulaşan Asya mallarına yönelik talep, zaman içinde Asya'ya giden bir deniz yolunun aranmasına yol açtı. Böylece Moğollar, Ümit Burnu üzerinden Asya'ya ulaşan bir deniz yolunun keşfedilmesiyle ve batıya doğru yola çıkan ancak hedefi Hindistan'a varamayan Kristof Kolomb'un yolculuğuyla zirvesine ulaşan Avrupa'nın 15. yüzyıldaki keşif­ler çağının ortaya çıkmasına dolaylı olarak yol açmış oldular.
  • Kubilay Han, Moğol gücünün dorukta olduğu dönemde yaşadı. Moğol istilası başlarken doğdu, Moğol orduları kuzeye ve batıya yayılırken büyüdü. Kubilay da, büyükbabası Cengiz de, Moğolların ve Avrasya'nın tarihindeki bu görkemli dönemin en ünlü kişileri oldular. Avrasya tarihi, Moğollarla başladı. 13. yüzyılın ilk birkaç on yılı içinde, dünya tarihi­nin en büyük imparatorluğunu kurmayı başardılar. Toprakları kuzeyde bugünkü Kore-Batı Rusya çizgisinden, güneyde Burma-Irak çizgisine ka­dar genişledi. Orduları bugünkü Polonya ve Macaristan'a kadar uzandı. Bu süreç boyunca, o dönemde dünyanın en büyük hanedanlarından ba­zılarını yok ettiler: Ortadoğu ve İran'da Abbasiler, Çin'de Cin ve Sonğ, Orta Asya'da Harezmşahlar yıkıldı ve Moğollar bir kuşak boyunca bütün Avrasya'ya egemen olup, dünyanın geri kalanına korku saldılar. İmparatorlukları yüz yıl bile sürmediği halde, Doğu ile Batı arasında sıkı ve gelişmiş bağlantılar kurarak Avrupa'yı kopmaz bağlarla Asya'ya bağla­dılar.1 Yeni edindikleri topraklar görece bir istikrara ve düzene ulaştıktan sonra da yabancılarla ilişki kurulmasını kısıtlamadılar. Evrensel egemenlik iddialarından hiç vazgeçmediler ama kendilerine boyun eğmemiş hüküm­darların topraklarından gelenler dahil yabancı gezginlere karşı konuksever davrandılar. Asya'nın kendi egemenliklerindeki geniş kesiminde yolculuk­ları hızlandırdılar ve desteklediler;2 Avrupalı tüccarların, zanaatkarların ve heyetlerin Çin'e kadar yolculuk etmesine izin veren ilk devlet oldular. Kervanlarla Avrupa'ya ulaşan Asya mallarına yönelik talep, zaman içinde Asya'ya giden bir deniz yolunun aranmasına yol açtı. Böylece Moğollar, Ümit Burnu üzerinden Asya'ya ulaşan bir deniz yolunun keşfedilmesiyle ve batıya doğru yola çıkan ancak hedefi Hindistan'a varamayan Kristof Kolomb'un yolculuğuyla zirvesine ulaşan Avrupa'nın 15. yüzyıldaki keşif­ler çağının ortaya çıkmasına dolaylı olarak yol açmış oldular.
  • 720 syf.
    ·21 günde·Beğendi·10/10
    ASYA'NIN SEKİZ ASRI ÇENGİZOĞULLARI
    Prof. Dr. Hayrunnisa alan ile Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu tarafından yayına hazırlanan Avrasya'nın Sekiz Asrı Çengizoğulları adli kitap, 720 sayfa ve 13 akademisyen tarafından kaleme alınan 17 makaleden oluşmaktadır. Makalelerin içinde metinler ile birlikte verilmiş toplam 17 harita ve 5 tane resim bulunmaktadır. Makaleler, Asya'da Moğollar öncesinde var olan Türk ve Moğol kökenli boylardan başlayarak Moğollar Dönemi, Moğollara bağlı farklı Moğol kabileleri ile Moğol mirası üzerine devletini inşa eden Timur ve bunların sonrasında kurulan Kazan, Kasım, Astarhan, Sibir, Nogay, Kazak, Buhara, Hokand, Hive ve Yarkend hanlıklarının kuruluş, gelişim ve yıkılış süreçlerini anlatmaktadır. Kitap, Asya'nın, Moğollar ile başlayan 12 ve 18. yüzyıl arasındaki büyük tarihini anlatmaktadır.
    Kitabı Medeniyet Üniversitesi Tarih Bölümü'nde hocam olan Prof. Dr. Hayrunnisa Alan ile onun öğrencisi olan Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu yayına hazırlamıştır. Derste ödev konusu olan kitap işe ilgili yazdıklarımı aynı zamanda hocama teslim edeceğinden bu şekilde yazdım. İyi okumalar.


    ÇENGİZ ÖNCESİ TÜRKLER VE MOĞOLLAR
    Kitabın ilk makalesi olan "Çengiz Öncesi Türkler ve Moğollar" adlı makale Prof. Dr. Ahmet Taşağıl tarafından kaleme alınmıştır. Makale kitabın, 11 ile 28. sayfaları arasında yer almaktadır. Makale, Moğollar öncesinden başlayarak Moğolların kuruluşuna giden süreçte Asya'nın siyasi yapısını ve bu yağı içindeki boyların durumunu ele almıştır. Türk ve Moğol kökenli boyları sıralayan Ahmet Taşağıl, bu boyların iç içe yaşadığını ve bunlar arasında çok boyutlu kültürel ve siyasi ilişkilerin geliştirildiğini, bu sebeple iç içe geçmiş kabile yapısında Türk- Moğol kabileleri arasında kesin bir ayrımın söz konusu olamayacağını ifade etmiştir. Yine Taşağıl, güçlü bir devlet kuran Türklerin, Moğol kabileleri, güçlü bir devlet kuran Moğolların ise Türk kabileleri egemenliği altına aldığını ifade etmiştir.


    BÜYÜK MOĞOL İMPARATORLUĞU
    Kitabın ikinci makalesi olan "Büyük Moğol İmparatorluğu" adlı makale Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 29 ile 67.sayfaları arasında yer almaktadır. Makalede, Tumiçin'in hayatı, yaptığı evlilik ve hayatta kalma sürecinde yaptığı savaşlar anlatılmaktadır. Bütün Moğol kabilelerini bir çatı altında toplayarak Cengiz Han adlını alan Timucin, tek çatı altında topladığı farklı Moğol kabilelerinin hepsini Moğol ismiyle anmaya başlamıştır. Kendisinden önce kurulan Türk devletlerinin devlet yapısı üzerine devletini inşa eden Cengiz Han, bu yapıdan ve tek bir çatı altında topladığı kabilelerden aldığı güçle kısa sürede büyük toprakları ele geçirerek büyük bir imparatorluk kurmuştur.


    Cengiz Han, ölmeden önce topraklarını çocukları arasında paylaştırmış ve 1227 yılında ölmüştür. Cengiz Han'ın ölmeden önce yaptığı bu paylaşım Asya'nın siyasi tarihini 12 ve 18. yüzyıllar arsında etkilemiş hatta Asya tarihini şekillendirmiştir. Cengiz Han, sonrasında hanlık yapan Ögedey, Güyük, Mengü, Kubilay dönemleri oldukça anlaşılır şekilde anlatılmıştır. Kitapta, Ögedey'in ölümü sonrasında Töregene Hatun'un, Güyük Han'ın ölümü sonrasında Oğul Kaymış Hatun'un, devlete naiplik etmesi okuyucuya ilginç gelebilir. Kitapta önemli bir diğer nokta ise her han değişikliğinde Cengiz soyundan gelenler arasında yaşanan karışıklıklardır. Cengiz Han'ın farklı coğrafyaları yöneten çocukları her han değişikliğinde yeni hanın kendi soylarından olması için büyük mücadele sarf etmişlerdir. Bu durum ise karışıklıklara sebep olmuştur. Kuşkusuz Moğolların bu kadar büyük bir imparatorluk kurmalarında Cengiz Han'ın yasaları da etkili olmuştur. Makalenin sonunda Cengiz Han sonrasında tahta çıkan 14 hanın ve 3 naibin adı yer almıştır.


    ÇAĞATAY HANLIĞI
    Kitabın üçüncü makalesi olan "Çağatay Hanlığı" Prof. Dr. Hayrunnisa Alan tarafından kaleme alınmıştır. Makale kitabın 68 ile 97. sayfaları arasında yer almaktadır. Çağatay Hanlığı, Cengiz Han'ın oğullarından Çağatay'ın doğuda Beşbalık ile batıda Ceyhun (Amuderya) Nehri arasında kurmuş olduğu bir hanlıktır. Kitap, hanlığın kuruluş ve gelişim dönemleri ile yıkılış sürecine dair bilgiler verirken aynı zamanda büyük han değişikliklerine müdahil olması üzerinde durmaktadır. Çağatay Hanlığı sonrasında aynı topraklarda Timur Devleti kurulmuştur.


    ALTIN ORDA DEVLETİ
    Kitabın dördüncü makalesi olan "Altın Orda Devleti" Prof. Dr. Hayrunnisa Alan tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 98 ile 149. sayfaları arasında yer almaktadır. Altın Orda Devleti, Cengiz Han'ın çocuklarından Cuci'ye verilen topraklar üzerinde kurulmuştur. Altay Dağları'nın batısından başlayan Cuci toprakları Deşt-i Kıpçak ve Moğol atlarının ayaklarının bastığı yerleri fethettikleri yere kadar uzanmaktadır. Cuci, Cengiz Han'dam önce ölünce yerine oğlu Batu geçmiştir. İslamiyeti kabul eden Altın Orda Hanı olan Berke, kendinden önce kısa hanlıkları olan Sartek ve Ulakçi'nin kısa süreli hanlıkları sonrasında han olmuştur. Berke bir yandan, güneyde İran coğrafyasında Cengiz soyundan gelen Hülagü tarafından kurulan İlhanlılar ile mücadele ederken kuzeyde de Ruslarla mücadele etmiştir. Toktamış Han zamanında, Rus- altın Orda mücadelesi ve Çağatay Hanlığı topraklarında kurulan Timur Devleti- Altın Orda Mücadelesi, devletin sonunu getirmiştir.


    İLHANLILAR
    Kitabın beşinci makalesi olan "İlhanlılar" Prof. Dr. Hayrunnisa Alan tarafından kaleme alınmıştır. Makale kitabın, 150 ile 179. sayfaları arasında yer almaktadır. Makalenin ilk sayfalarında Moğol öncesi, Moğol dönemi ve Moğol - Harezmşahlar mücadelesi ile Moğolların Selçuklu bölgesine gelişi üzerinde durulmaktadır. Moğollar, Harezmşahları yenerek batıya giden yolda önlerindeki önemli bir engel kalkmış oldu. Ayrıca Moğollar önünden kaçan Türkmenlerin Anadolu'ya gelişi de Anadolu'da Türkiye Sekçuklularının düzeninin bozulmasına sebep oldu. Moğollar, 1243 yılında Kösedağ Savaşı'nda Türkiye Selçukluları Devleti'ni yenilgiye uğratarak Anadolu ve İran coğrafyasına hakim olmaya başlamışlardır.Bağdat'ı ele geçirerek Abbasi Halifesini öldüren Moğollar, şehirde katliam ve yağma yaparken tacir ve sanatkarlara dokunmamıştır. Moğolların, Bağdat'ta yaptıkları İslam Dünyası'nda kötü bir etki bırakmalarına neden olmuştur. Dışarıya karşı güçlü bir devlet olarak görünen İlhanlılar, bir çok defa iç karışıklıklarla baş başa kalmıştır. 1256'da kurulan İlhanlılar, 1335 yılında Ebu Said'in yerine veliaht bırakmadan ölmesi sonucunda ortadan kalmış ve hakim olduğu topraklarda yerel hanedanlar ortaya çıkmıştır.


    TİMURLULAR
    Kitabın altıncı makalesi olan "Timurlular" Prof. Dr. Hayrunnisa alan tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 180 ile 247. sayfaları arasında yer almaktadır. Çağatay Hanlığı toprakları üzerinde hanlığını inşa eden Timur, Cengiz soyundan gelmiyordu ve ailesinden kendisine bir miras kalmamıştı. Buna rağmen dönemin şartlarını iyi değerlendirerek Cengiz soyundan bir kukla han bulundurarak "Emir" unvanını kullanarak büyük bir devlet kurmuştur. 1360 ile 1405 yılları arasında kurduğu devleti yöneten Timur, Toktamış Hanı yenerek Altın Orda Devleti'ni çöküşünde bir etken olarak kuzeyde Rusların güçlenmesi ile Deşt-i Kıpçak coğrafyasında ve güneyde Osmanlı Devleti'ni yenerek Anadolu'da önemli etkiler yapmıştır. 1405 yılında öldüğünde geriye büyük bir imparatorluk bırakmıştır. Timur, kendisinin Cengiz soyundan olmaması nedeniyle sürekli Cengiz suyundan kukla bir han bulundurmak zorunda kalmıştır. Aynı şeyleri kendisinden sonrakilerin yaşamaması için yerine Cengiz soyundan yaptığı evlilikten doğan Pir Muhammed'i veliaht olarak bırakmıştır.


    KAZAN HANLIĞI
    Kitabın yedinci makalesi olan "Kazan Hanlığı" Doç. Dr. Serkan Acar tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 249 ile 284. sayfaları arasında yer almaktadır. Altın Orda Devleti'nin ortadan kalması sonrasında Kazan şehri merkez olarak kurulan Kazan Hanlığı, İdil Volga Bulgarlarının mirası Türk - Tatar toplulukları üzerine kurulmuştur. sınır komşusu olan Rus knezlikleri ile mücadele etmiştir. Kazan hanları, Rus tarihinde önemli yerleri olan III. İvan ve IV. İvan ile mücadele içinde olmuştur. Kazan Hanlığı'nın sonu olan Kazan şehrinin istilası ve yağmalanmasında IV İvan'ın kendi yanına çektiği Şah Ali'nin etkisi büyük olmuştur. Rus askerleri şehri ele geçirerek halkını öldürmüş ve şehri yağmalayarak yok etmiştir. Bu durun Kazan Hanlığı'nı yol etmiştir.


    KASIM HANLIĞI
    Kitabın sekizinci makalesi olan, "Kasım Hanlığı" makalesi, Doç. Dr. Bulat Rahimzyanov tarafından yazılan makalenin Abdrasul İsakov trafından Türkçe'ye çevrilmesinden oluşmaktadır. Makale, kitabın 285 ile 319. sayfaları arasında yer almaktadır. Kasım Hanlığı, Moskova ile Ryazan knezlikleri arasındaki bölgede yer almaktadır. Tarihi iki önemli dönemden oluşan Kasım Hanlığı'nın ilk dönemi, 1445'ten Kazan Hanlığı'nın yıkıldığı tarihe kadar olan dönemdir. Bu dönemde Ruslar, Kazan Hanlığı ile olan mücadelelerinde denge unsuru olarak Kasım Hanlığı'na büyük önem vermiştir. İkinci dönem ise Kazan Hanlığı'nın ortadan kalkmasında XVII. Yüzyılın ortalarına kadar olan dönemdir. Kazan Hanlığı'nın ortadan kaldırılması sonrasında Kasım Hanlığı artık Rusların güdümünde bir bölge haline gelmiştir.


    KIRIM HANLIĞI
    Kitabın dokuzuncu makalesi olan "Kırım Hanlığı" Doç. Dr. Giray Saynur Derman tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 320 ile 372. sayfaları arasında yer almaktadır. Kırım Yarımadası'nda Altın Orda Devleti'nin yıkılmasının ardından kurulan bir hanlık olan Kırım Hanlığı, Ruslar ve bölgedeki diğer devletlerle yaptıkları mücadeleler ile bölge siyasetinde önemli bir yer tutmuştur. Hacı Giray tarafından kurulan Kırım Hanlığı'nın hayatı Osmanlı Devleti'nin bölgeyle ilgilenmesiyle değişti. Önce Fatih Sultan Mehmet sonrasında II.Bayezıt tarafından bölgeye yapılan seferlerle Kırım hanları Osmanlı Devleti'nin onayı ile atanır hale geldi. Kırım Hanlığı, Osmanlı Devleti'nin Avrupa ve kuzeye yaptığı seferlerde Kırım Hanlığı'ndan oldukça yararlanmıştır. Osmanlı Devleti'nin gerilemeye başladığı dönemlerde Rusya'nın da güçlenmesiyle bölgenin kaderi değişmiş, Kırım hanları ve asilzadelerini birbirine kırdıran Ruslar, bölgede önemli derecede halan hakimiyeti sağlarken 1792 tarihinde Rusya'nın Kırım'ı ele geçirmesiyle Kırım Hanlığı yıkılmış oldu. Makale, Rus siyasetinin bölge üzerindeki tesiri açısından önemli bir yer tutmuştur.


    ASTARHAN HANLIĞI
    Kitabın onuncu makalesi olan "Astarhan Hanlığı" Prof. Dr. İlya Zaytsev tarafından yazılan makalenin Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu tarafından Türkçeye çevrilmiş halinden oluşmaktadır. Makale kitabın, 373 ile 387. sayfaları arasında yer almaktadır. Astarhan Hanlığı, Altın Orda Devleti'nin parçalanması sonrasında kurulmuştur. Yaklaşık 50 yıllık bir hayat yaşayan hanlık Rusya'nın eline geçmiştir.


    SİBİR HANLIĞI
    Kitabın on birinci makalesi olan "Sibir Hanlığı" Doç. Dr. Serkan Acar tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 388 ile 406. sayfaları arasında bulunmaktadır. Ural Dağları ile Yenisey Irmağ arasındaki bölgede varlık gösteren Sibir Hanlığı, Rusya'nın Kazan ve Astarhan hanlıklarını kontrolü altına almasıyla Rusya ile komşu olmuştur.Sibir Hanlığı'nın kaderi de diğer hanlıklar gibi Rus işgaliyle son bulmuştur.


    NOGAY ORDASI
    Kitabın on ikinci makalesi olan "Nogay Ordası" Prof. Dr. Mehmet Alpargu tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 407 ile 439. sayfaları arasında yer almaktadır. Altın Orda Devleti'nin yıkılması sonrasında kurulan Nogay Ordası, Rus ve Türk topluluklarla mücadele ile hayatlarını sürdürmüşlerdir. Nogay Ordası'nın sonu Kalmukların yaptığı istila ve yağmalarla sona ermiştir.


    KAZAKLAR VE KAZAK HANLIĞI
    Kitaptaki on üçüncü makale olan "Kazak ve Kazak Hanlığı" makalesi Prof. Dr. Osman Yorulmaz tarafından kaleme alışmıştır. Makale, kitabın 440 ile 481. sayfaları arasında yer almaktadır. Kazak Hanlığı, Yedisu Bölgesi'nin batı kesimlerinde ortaya çıkmıştır. Kazak Hanlığı'nın hayatı bölgedeki diğer Türk toplulukları ve Ruslar arasında mücadele ile geçmiştir. Bir süre Ruslar, hanlık sistemine son vererek cüz adı verilen bir idari sistemle hanlığı yönetmiştir. Kazan Hanlığı'nın sonu, Hokand Hanlığı'nın Kaan Hanlığı bölgesine halim olmasıyla son bulurken Hokand Hanlığı'nın hakim olmadığı Kazak Hanlığı bölgelerine de Ruslar hakim olmuştur.


    BUHARA HANLIĞI
    Kitaptaki on dördüncü makale olan "Buhara Hanlığı" Yrd. Doç. Dr. Nurettin Hatunoğlu tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın, 482 ile 526. sayfalar arasında yer almaktadır. Buhara Hanlığı, Timur Devleti'nin dağılmaya başlamasıyla ortaya çıkan hanlıklardan biridir. Muhammed Şeybani Han'ın Özbekleri bir araya getirerek bağımsızlığını ilan etmesiyle kurulan hanlık, 3 dönemden oluşmaktadır. İlk dönemde Şeybaniler Sülalesi etkili olurken Astarhanlılar Sülalesi ve Mangıtlar Sülalesi hanlıkta etkili olmuştur. Abdülmümin'in han olmasından sonra kendisine rakip olur diye tahta geçmesi muhtemel erkekleri öldürünce Abdülmünmin'in ölümü sonrasında han seçimi ile ilgili başlayan tartışmalarda Astarhan Sülalesi hanlığın yönetimini ele geçirmiştir. Astarhanlılar(Canibekler), Şeybanilerden birinin kızıyla yapılan evlilik sonrasında akrabalık ilişkileri sonucu hanlığın yönetimini ele geçirmiştir. Astarhanlılardan Ubeydullah Han'ın hanlığı bir arada tutamaması sonucunda iç karışıklıklar başlamış kendisinden sonra gelen Ebul Feyz'in Mangıtlardan destek alarak güçlenmek istemesi Buhara Hanlığı'nda yönetimin Mangıtlara geçmesine neden olmuştur. Buhara Hanlığı, Rusya'da yaşanan ihtilal sonrasında tehlikeli bir süreç geçirmiş ve sürecin sonunda Sovyet Rusya hanlığa hakim olarak hanlık yerine Buhara Halk Cumhuriyeti'ni kurmuştur.


    HOKAND HANLIĞI
    Kitapta bulunan on beşinci makale olan "Hokand Hanlığı" Doç. Dr. Muhammed Bilal Çelik tarafından kaleme alınmıştır ve makale kitabın 527 ile 571. sayfaları arasında yer almaktadır. Fergana Vadisi'nde kurulmuş olan hanlığın kurucusu Şahruh Bey kabul edilmektedir. Hokand Hanlığı, son hanın Margilan Meydanı'nda Rsular tarafından idam edilmesiyle hanlık yıkılmış oldu.


    HİVE (HAREZM) HANLIĞI
    Kitaptaki onaltıncı makale olan "Hive Hanlığı" Doç. Dr. Dinçer Koç tarafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 572 ile 631. sayfaları arasında yer almaktadır. Harezm Bölgesinde kurulan hanlık, bölgedeki Türk soylu kabileler ve İran coğrafyasında kurulan Safevilerle ilişkileri ve mücadeleleri olmuştur. Hanlık, Rusya'nın yayılma siyasetinden büyük zarar görmüş ve Rusya'nın hakimiyetini altına girmiştir.


    YARKEND HANLIĞI
    Kitaptaki onyedinci makale olan "Yarkend Hanlığı" Doç. Dr. Muhammed Bilal Çelik trafından kaleme alınmıştır. Makale, kitabın 632 ile 673. sayfaları arasında yer almaktadır. Bugünki Doğu Türkistan ile Afganistan, İran ve Sibirya arasında bölgede kurulan Yarkend Hanlığı, bünyesinde bulunan topluluklardan kaynaklanan iç huzursuzluklar yaşamıştır. Sonrasında ise Cungarların hanlığa hakim olmasıyla Yarkend Hanlığı sona ermiştir. Hanlık, 182 yıl yaşamıştır.
  • Tarihsel Özet

    * Darwin’den önce de evrimle ilgili geliştirilmiş düşünceler vardı; ancak evrimin işleyiş mekanizmasını ortaya koyan ve bunu kanıtlarla destekleyen ilk kişi o oldu. (s.23)

    * Darwinizm ortaya çıktığı dönemden bu yana, kimilerini kendi katı gerçekliklerinin bir dayanağı olarak kullanılmış ve bu nedenle saygınlığı yara almıştır. O, politik amaçlar için kötüye kullanılmış ilk bilim değildi (muhtemelen son da olmayacak)

    Piskopos Berkeley, sosyolojiyi fiziğin bir dalı olarak ele almıştı. 1713 yılında –Newton’un Principia’sından kısa bir süre sonra- Newton’un evren modeline paralel bir toplum modeli ileri sürdü. Bu modele göre toplum, kütleçekime benzer bir Ahlaki Kuvvet Yasası tarafından yönetiliyordu ve “insanların ruhlarını ve akıllarını etkileyen bir ilke” onları “aileye, arkadaşlığa ve çeşitli toplumsal ilişkilere” doğru yönlendiriyordu. Uygarlık, gezegenler örneğindeki gibi, uzak nesneleri yakında bulunanlardan daha az çekiyordu. İnsanlar eğer dünyanın çekim kuvvetinin hakimiyeti altındalarsa (bir tepeyi aşmak bunun böyle olduğunu gösterir), toplumsal ilişkilerde aynı durum neden geçerli olmasındı? (…) Başka kimi düşünürler ise William Harvey’den (kan dolaşım sistemini açıklamıştır) ilham alarak, politik otonomi olarak adlandırdıkları bir sistem modeli yeğlemişlerdi. Birisi güçlü diğeri zayıf iki yasama meclisine gereksinim vardı, çünkü kalbin değişik boyutları olan iki karıncığı bulunuyordu.

    Bugün, güneş sistemini ya da kalbin yapısını model alan politik veya toplumsal model önerilerine kahkahayla gülüneceği açıktır. (…) Darwin, teorisinin bilimsel gelişme tarihindeki öneminin farkındaydı ama tezlerinin, toplumsal ilişkileri açıklamak amacıyla kaba bir biçimde kullanılmasına karşıydı. (s. 29-31)

    Giriş

    * DNA, balinalarla diğer memeliler arasındaki bağı da açıklayabilir. Bu devasa memeliler, ne yazık ki ayılara pek yakın değildir. Moleküler mirasları, balinaların toynaklı memelilere yakın olduğunu gösteriyor. Balinalar, bu grup içindeki hayvanlardan, domuz, geyik ve su aygırı gibi çift sayıda ayak parmağı olanlara daha yakın, at ve gergedan gibi bir, üç ya da beş parmaklılara daha uzaktır. (…) Günümüzde balinalar ve su aygırları pek benzemiyor olabilir, ancak hâlâ akrabalıklarının işaretlerini taşıyorlar. (…) Yavrularını suyun içinde emzirirler; su altında çıkardıkları seslerle iletişim kurarlar; kılsızdırlar, terleyemezler ve erkeklerinin testisleri bedenlerinin içindedir. (s.55-57)

    1.Bölüm

    * Buğday, Anadolu steplerinde üç tür çimenin melezlenmesi sonucu ortaya çıktı. Bunlardan biri olan küçük kızıl buğday (eincorn) hâlâ orada çok az geliştirilmiş biçimde yetiştiriliyor. Yabanıl olanla ıslah edilmiş küçük kızıl buğdayın DNA’larının karşılaştırılması, Dicle ve Fırat nehirleri arasında bulunan Karacadağ’da yetişen yabanıl bitkinin, buğdaya genlerini verdiğini göstermektedir. Modern dünya orada doğdu, çünkü bu tepelerin güneye bakan ovaları, üzümün, zeytinin, nohudun ve karaburçağın da doğum yeridir. (s.62)

    * Yapay seçilimin sonucu, cinsel olarak olgunlaşmış kurt yavruları üretmek olmuştur diyebiliriz. Labrador, kurt boyutlarında bir köpektir ama beyni kurdunkinden beşte bir oranında küçüktür; beyin hacmi, üç aylık bir kurdun beyin hacmi kadardır.

    Ev hayvanları, atalarının yavru versiyonu gibidir. Evde beslenen köpekler, yiyecek vermeleri umuduyla sahiplerinin yakınlarında oturur; yediği eti kusmasını sağlamak için annelerinin yüzünü yalayan kurt yavruları gibi sahiplerinin ellerini yalarlar. Yabanıl köpeklerin çoğunda, yavrular ya sürü hâlinde ya da (çakallarda olduğu gibi) “bekâr teyzeler” tarafından ortaklaşa büyütülür. Onların evcilleşmiş mirasçılarının başarısı, insanları teyze olarak davranmaya ikna etme yeteneğine bağımlı duruma gelmiş olmalarıdır. (s.68)

    2.Bölüm

    * Çoğu fare popülasyonunda 20 çift kromozom bulunurken, bazı bölgelerde belirli kromozomlar kaynaşmış durumda bulunmaktadır. Yüzden fazla kaynaşma bilinmektedir ve bu durum Alpler, Yunanistan ve Orkneys’te yerel ırklar oluşmasına neden olmuştur. (s.95)

    * Bütün bunlardan çıkarılacak kaçınılmaz sonuç; türlerin, süreklilikleri genlerin değiş-tokuşunun engellenmesi ile garanti altına alınan, belirgin ve sürekli varyeteler olduğudur. (s.97)

    4.Bölüm

    * Sabun fabrikaları, sıvının parçacıklar hâlinde çökelmesi sırasında ne olduğu üzerine uzun çalışmalar yapan çok sayıda bilimci çalıştırmıştır. Sorun, en iyi mühendis için bile yapmaktan en çok hoşlandıkları yöntemle, soruyu matematikle araştırmak ve en iyi çözümü tasarlamakla çözmeye izin vermeyecek ölçüde güçtü. Bu yöntem başarısız kaldığı için başka bir yaklaşım denediler. Bu yöntem, evrim olgusunun da kilit öğesidir; tasarımcı olmadan yapılan tasarım: yararlı değişimlerin korunması ve zararlı olanların reddedilmesi. Diğer anlatımla, doğal seçilim.

    Mühendisler, yaşamın kendisini biçimlendirdiği bir ilkeyi kullandılar: Aynı kökenden gelerek değişim. İyi işleyen bir boru ağzı örneği alıp, her birinin rastgele değişen kopyalarını yapalım. Bunların, tozun elde edilmesinde ne ölçüde iyi iş gördüklerini sınayalım. Sonra, hepsinin varlığını koruyamayacağı bir var olma savaşı geliştirelim. Değişiklik yapılmış gereçlerin çoğu, ilk kullanılan biçimden daha iyi olmayacaktır (çoğunlukla daha kötü olacaktır). Bu biçimler ıskartaya çıkarılacaktır, ancak çok az da olsa birkaçı işini önceki biçimlerden daha iyi yapacaktır ve bu biçimler kopyalanacaktır; fakat yine mükemmel olmayan bir kopyalama. Kuşaklar geçtikçe, sanki mucizevi biçimde karmaşık ve beklenmedik bir biçime sahip ola yeni ve etkili bir boru tipi ortaya çıkacaktır. (s.120)

    * Hayatta kalmayı başaran çok az tür, eski çağların kalıntısı olarak varlığını sürdürür. Akciğerli balıklar, ilk kez 400 milyon yıl önce ortaya çıktı. Bunlar, karşılaştıkları koşullara uyum göstermeyi başaran, aktif ve çeşitlilik sergileyen gruplardı. Ailenin küçük bir dalı, omurgalıların denizden karaya çıkışında önemli bir rol oynadı. Daha sonra birdenbire akciğerli balıkların evrimi yavaşladı; buna karşılık çevrelerindeki diğer omurgalıların sayısında patlama yaşandı. Şimdi geride yalnızca yarım düzine çeşit kaldı. Bunlar Afrika, G.Amerika ve Avustralya’nın bazı gölleri ve ırmaklarında, yılın çoğunda çamur içine gömülü biçimde kasvetli bir yaşam sürüyor. Onlar, yitip gitmiş bir dünyanın kalıntısı olan yaşayan fosillerdir. (s.151)

    5.Bölüm

    * Bu bölümde, orijinal bölüme diğer bölümlerde olduğumuzdan daha az bağlı olacağız. Çünkü Darwin bu bölümü yazarken epeyce yanlış yapmıştı. (s. 164)

    * Mendel’in ünlü oranlarının değişkenlik gösterdiği örnekler de vardır. İki Manks kedisi çaprazlandığında, bir sonraki kuşakta üçe bir oranı elde edilmez. Kuyruksuz iki kediye karşılık bir kuyruklu yavru olur. Bu durumun nedeni, iki kuyruksuzluk aleline sahip olmanın, yavruların ölümüne neden olmasıdır (bezelyelerde iki doz sarı renk aleline sahip olanlar ölmüyordu). (s.172)

    * Yaşlı babalar (tarihlerinde birçok bölünme bulunan yaşlı spermleriyle), dişilerin ürettiğinden 20 kat fazla genetik hata oranına sahiptir. Erkekler, evrimin hammaddesinin büyük bölümünün kaynağıdır. Yakın memeli türlerinin erkeklerinin ve dişilerinin karşılaştırılması, yalnızca erkeklerde bulunan Y kromozomunun, X kromozomundan çok daha hızlı değiştiğini gösteriyor. Kuşlarda, erkekler değil dişiler Y kromozomunun eşdeğerine sahiptir ve kuş Y kromozomu, memelilerdeki durumun tersine, normal hızda evrim geçirir. Dişi kuşlar, genetik değişiklik birikiminin, cinsiyetin nasıl belirlendiğinden değil de, erkekliğin kendisinden kaynaklandığını ortaya koymaktadır. (s.176)

    6.Bölüm

    * Evrimsel süreçte çoğu durumda doğal seçilim, bir mimardan çok bir polis görevi görmüştür. Her molekülü her çevresel koşul değişimine uyarlamamıştır ama bedenin iyi işleyen bölümlerini bozan mutasyonları elemiştir. (s.205)

    * Bugün biyolojinin dikkati, giderek artan biçimde başka bir çatışmaya yoğulaşmaktadır: Derinin altında süren, genlerin kendi arasındaki savaşa. Anlaşıldığına göre DNA’nın gündemi, taşıyıcısının çıkarlarıyla çelişebilmektedir. (s.207)

    * Bu durum, genlerin kendi evrimsel gündemleri olduğuna işaret ediyor. Belki de belirli DNA parçaları için türler, bireylerinin birbirleriyle cinsellik aracılığıyla bağlantı kurduğu, barınılacak büyük hayvan kıtalar olmanın ötesinde bir anlam taşımamaktadır. (s. 211)

    * Gelişmekte olan moleküler anatomi kavrayışı, 300 milyon yıl önce gen değiş-tokuşunun evrensel bir durum olduğunu gösteriyor. Karmaşık canlıların tümünün genomları, her biri erken dönemlerde, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde, farklı atalardan köken alarak gelişen organizmaların genetik malzemelerinin oluşturduğu yamalardan oluşmaktadır.

    Kökeni bilinen 700 genin, farklı bir geçmişi izleyen, bakteride mayaya ve kurtçuğa kadar geniş bir organizma yelpazesinden geldiği anlaşılmıştır. Bu genler kökenlerine göre değil, yaptıkları işe göre gruplanmıştır. İster bitkilere, isterse hayvanlara ya da bakterilere aktarılmış olsun, bir grup gen bilgiyi örgütlemek, işletmek ve yayınlamaktan sorumlu olmuştur. Geri kalanlar, onarım, yiyecek hazırlanması, atıkların boşaltımı ve hareket edilmesi gibi ev içi işleri yapar olmuştur. Bilgiye ilişkin olan gen dalı, metanı dışarıya pompalayan basit bir mikrobun genlerine benzemektedir; buna karşılık geri kalanların genetik malzemesi, bu grup ve diğer bir bakteri grubundan toplanmıştır. Evin içini yöneten genler, neredeyse yaşamın başlangıcından bu yana oradan oraya sıçramış gibi görünürken, bilgiyi işleyenler daha az hareket etmiştir. İkincilerin daha az yer değiştirmesinin nedeni, birbirleriyle haberleşme zorunlulukları olabilir. Ancak yaşam bir zamanlar sanıldığından çok daha akışkandır. (s.214)

    8.Bölüm

    * DNA molekülünün kendini hatasız kopyalamadaki beceriksizliği –mutasyon- evrimin kaçınılmaz olduğu anlamına gelir. Doğal seçilimin, bu yanlışlarda öte bir sermayeye gereksinimi yoktur. (s.255)

    * İki tür çaprazlandığında ortaya çıkan ısrarlı bir desen vardır. Yavrular arasında cinsiyetlerden biri görülmüyorsa ya da kısırsa, bu durum neredeyse hep o cinsiyette iki çeşit cinsiyet kromozomu olmasındandır; farelerde ve meyve sineklerinde erkek, kuşlarda ve kelebeklerde dişi cinsiyet. Bu desen, bulunduğundan beri Haldane Kuralı olarak bilinir. (s.268-269)

    * Bitkilerde durum hayvanlardakinden oldukça değişiktir. Bitkiler yabancı bir eş kabul etmeye, hayvanlara göre çok daha hazırdır ve böylesi yasak aşklardan olan yavrularda yeni gen bileşimleri sıklıkla o denli iyi uyum gösterir ki, böylesi hibritler ataları aleyhine gelişim gösterir. (s.271)

    10.Bölüm

    * Akarsular, çeşitli kuvvetlerin dengesine bağlı olarak evrim geçirirler. Nehrin yatağı, suyun bir kıyıdan aldığını bir başka kıyıya boşaltması nedeniyle sürekli bir değişim geçirir. (…) Düzinelerce ırmağa ilişkin yapılan ölçümler ve bilgisayar simülasyonları, bir düzlük boyunca ilerleyen bir ırmağın olası en kısa yatağıyla, gerçek uzunluğu arasındaki ilişkinin her zaman aynı olduğunu göstermiştir. Bu oran, bir çemberin çevresinin çapına oranı olan pi sayısına karşılık gelir. Her ırmak, boyutu ne olursa olsun, denize ulaşmak için aşması gereken yolun üç katından biraz daha fazla bir yol kateder. (s.311-312)

    * Sıra sellerin etkilerinin incelenmesine geldiğinde, Karadeniz’in başına gelenler öykünün bir bölümünü anlatacaktır. Karadeniz bir zamanlar küçük bir tatlı su gölüydü ve İstanbul boğazı, iki havza arasındaki kuru bir çıkıntıdan başka bir şey değildi. Ama sonra, bir ırmak kuzeye doğru bir vadi oydu. Güneye doğru ise dünya yüzeyinde gerçekleşen bir kayma, derin bir fiyort ortaya çıkardı. Günümüzden 5500 yıl önce deniz yükseldiğinde, Akdeniz Karadeniz’e doğru olan son barikatları parçaladı ve sular Karadeniz’e akmaya başladı. Öylesine büyük bir su akışı oldu ki, ortaya çıkan çağlayan Niagara’nın 200 katı boyutundaydı. Çağlayandan dökülen suyun çıkardığı kükreyiş, 300 mil uzaktan bile duyulabilirdi ve kimi yerlerde kıyı yalnızca bir gün içinde bir mil karanın içlerine doğru ilerliyordu.

    Tuzlu su, Karadeniz’in tatlı suya uyum göstermiş hayvanları açısından evrimsel bir felaket anlamına geldi. Ancak 500 yıl sonra, felaket yaşama sırası Akdeniz’e gelecekti; bu felaket sırasında yaşanan toplu ölüm, deniz tabanında ince bir çürümüş tabaka olarak iz bıraktı. Firavunların ortaya çıktığı dönemden kısa süre sonra, bölgede şiddetli bir yağmur yaşandı. Bu yağmurlarla oluşan sel, aşındırdığı toprağı denize taşıdı ve toprak deniz yüzeyini kapladı. Bu katman denize karışmadan, oksijenin suda çözünmesi olanaksızdı. Bugünün Karadeniz’inde olduğu gibi (oksijensiz tuzlu su katmanı, daha tatlı olan katmanın altında durmaktadır), Akdeniz’in derinlikleri ölümü yaşadı. Bu süreç 60 yıl sürdü ve binlerce türü ortadan kaldırdı. Böylesi bir felaket, bugün de denizleri aynı hızla öldürürdü. (s. 317)

    * Bir milyon yıllık evrimsel değişim birimi bir Darwin olarak adlandırılır. (s.325)

    * Günlerin sayısı azalmış, süresi uzamıştır. Ay, komşusu Dünya’nın enerjisini tükettiğinden, yerkürenin dönme hızı tarih boyunca yavaşlamıştır. Mercanların, 400 milyon yıl öncesine ait günlük ve yıllık kabarmaları ile belirlenen büyüme halkaları, bu tarihlerde bir yılın 400 günden oluştuğunu gösteriyor. (s.336)

    13.Bölüm

    * Kladistikten önce, dört ayaklı omurgalıların tümünün antik lob yüzgeçli balıktan geldiği ve bunların çoğunun 400 milyon yıl önce ortadan kaybolduğu sanılıyordu. Bunların yüzgeçleri, eksenleri bakımından ayağa dönüşebilecek yapıdaydı. Bu grubun Coelacanth adı verilen bir üyesini 1930’lu yıllarda Afrika’da deniz kıyısının açığında bulunan bir örneği, balıklarla dört ayaklı omurgalılar arasındaki “kayıp halka” olduğu düşünülerek selamlanmıştı. Ancak kladistik, bu düşüncenin doğru olmadığını gösterdi. Coelacanth, dört ayaklı omurgalılarla aynı dalın üzerinde değildir. Bu iki grubu birleştirenin, Coelacanth ile aynı dönemde gelişmiş olan başka bir büyük grup, akciğerli balıklar grubu olduğunu gösteriyor. (s.403-404)

    * [Kladistik] bütün kara bitkilerinin tek bir soyun üyeleri olduğunu ve (bu işi düzinelerce kez yapan hayvanların tersine) denizden karaya bir kez taşındıklarını gösterir. (s.404)

    * İnsanlar ve fareler, batrağın sahip olduğu bütün genlerin ekstralarına sahiptir; ortak atadan gelen yolun bir yerinde, genlerin sayısı iki kez ikiye katlanmıştır. Bir grup balık (ışın yüzgeçli balıklar), memelilere giden soydan ayrıldıktan sonra, genlerinde bir kez daha ikiye katlanma gerçekleşmiştir. (s.419)

    14.Bölüm

    * Kısacası türlere, cinslerin sadece kolaylık olsun diye oluşturulmuş yapay derlemeler olduğunu kabul eden doğa bilginlerinin yaklaştığı gibi yaklaşmamız gerekecektir. Bu pek de iç açıcı bir bakış açısı olmayabilir ama en azından tür teriminin o keşfedilmemiş ve keşfedilmesi mümkün olmayan özünü boş yere aramaktan kurtulmuş oluruz. (s.485)
  • Kubilay Han döneminde Çin'de yürütülen ticari faaliyetlerden söz etmiş­ken, Venedikli tüccar Marco Polo'nun (1254-1324)1275'te Pekin'e ulaştığı­nı da belirtmek gerekir; Marco Polo'nun yolculuğu bu bağlamda son dere­ce önemlidir. Daha önce Hanbalık'a gitmiş olan babası ve amcası ile beraber 1271 yılında Venedik'ten yola çıkan Marco Polo, Anadolu platosu, Ermenistan dağları ve İran platosu yoluyla Basra Körfezinde Hürmüz'e ulaşır ve deniz yoluyla Asya'ya gitmeye çalışır. Ancak deniz yolunun faz­lasıyla tehlikeli olduğu anlaşılır ve Marco, Matteo ve Niccolö Polo kara yoluyla Asya'ya ulaşmaya karar verir. Kuzeye, Horasan'a doğru yol aldık­tan sonra doğuya dönerek Çin Seddi'ni geçerler; Hoang-ho Vadisine girdikten sonra Kubilay Han'ın yazlık ikameti olan Shang­tu'ya ulaşırlar