• Kuş kanadıyla, Türk atıyla uçar!
  • Pire yakınlarındaki adada karantinaya tabi tutulmalarının ardından tekrar gemilerle Pire'ye gönderilen Karamanlılar bu­rada alh ay kadar duruma göre iki üç ailenin aynı çadırlarda kaldıklarını beyan etmişlerdir. Bu süre sonrasında ise önce Volos'a oradan da yük trenleriyle Larissa veya Karditsa gibi orta Yunanistan şehirlerine gönderilmişlerdir. Larissa şehrine gönde­rilenler arasında yer alan Nevşehirli Merküroğlu kardeşlerin anlattıklarına bakılırsa Larissa' da bir Amerikalının yaptırdığı tahtadan evlerde kalmışlardır. Diğer yerlerde ise genelde ya Müslümanlardan kalan evlerde ve çiftliklerde ya da yine çadır veya kendilerinin yaptıkları barakalarda kaldıkları anlaşılmak­tadır. Bulabildikleri bu yerlerde örneğin boş bir çiftlikte gerek­tiğinde bir köyün yarıya yakını gibi kalabalık bir grup insan aylarca bir arada yaşamışlardır. Kayseri Çukur köyünden Pi­re'ye, oradan Karditsa'ya uzanan yolculuk sonunda bugünkü köylerinin bulunduğu mevkiiyi (Kapadokiko) anlatan Maria Sütoğlu'nun anlattıklarından adı geçen yerlerin bataklık olup kurutulmaya çalışılarak iskana açıldığı anlaşılmaktadır. Nite­kim, ülkenin birçok yerinde bulunan bakımsız ve bataklık du­rumundaki yerlerin hükümet tarafından ıslah edilerek iskana açıldığı konusunda Mears'ın Greece Today adlı eserinde detaylı bilgiler bulunmaktadır. Ülkenin kuzey bölgelerinin tarıma elverişli olduğundan ve iskan için öncelikli bir yer olarak belirlendiğinden daha önce bahsedilmişti. Bu doğrultuda, Adana' dan Selanik'e gelen İlias Meletiadis buradan Yenice (Yanitsa) yakınlarındaki eski Miletopos köyüne gönderildiklerini burada dört beş yıl kaldık­tan sonra köyün üst tarafında hükümet tarafından yaptırılan küçük evlere yerleştirildiklerini beyan ederken, eşi Anastasia hükümetin bölgedeki bataklıkları da kurutarak yerleşime açlığı­na dikkat çekmekteydi. Yine Anastasia Meletiyadou'nun be­lirttiğine göre Selanik çevresinde Harmanköy olarak adlandırı­lan yere gönderilenler Anadolu' da Toroslardaki köylerine ben­zemeyen bu yeri beğenmemişler ve başka yerlere gitmişlerdir. Bu konuda, yani iskan konusunda hükümetin her hangi bir zorlayıcı uygulamadan ziyade mübadillere yerleşecekleri yerler konusunda belirli bir serbestlik sağladığı da anlaşılmaktadır.
  • 112 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Jack London okumayı seven birisi olarak, yine harika bir London eserinden bahsedeceğim sizlere. Fakat konusunu biraz detaylı anlatacağım, rahatsız olanlar için buraya SPOILER yazalım :)
    .
    .
    Vahşetin Çağrısı; Buck adlı Güney asıllı bir köpeğin yaşantısını sunuyor bizlere. Yaşadığı topraklarda hüküm süren, kocaman ve bakımlı bir köpekti Buck. Fakat bir gün sahibinin haberi olmadan, koca evin bahçesinde çalışmakta görevli olan Manuel paraya ihtiyacı olduğundan , Buck'ı tanımadığı birine sattı. Çünkü Kuzey topraklarında yapılan yeni keşif ile, bulunan sarı-parlak madeni taşımak için köpek ihtiyacı duymuş bir çok insan vardı ve 70 kilosu ile Buck, mükemmel bir köpekti. Terbiye edilmesi için önce kırmızı kazaklı bir adama verildi, kutu ile taşınmasından çok öfkeli olan Buck, adamı görür görmez ona saldırdı, fakat elinde sopa olan adam Buck'a bir şey öğretti; sopanın yasasını.. Buradan sonra defalarca sahip değiştirdi, kimi zaman çok usta sürücüler ile kızak çekti, kimi zaman tamamen cahil sahipler yüzünden yollarda perişan oldu. Fakat git gide öğrendiği şey, aslında onun soyunun vahşilere dayandığıydı. Bir çok köpekle diş dişe girdiği savaşlarda da bunu kanıtladı. Buck, soyunda vahşilik taşıyan, güçlü bir köpekti. Son sahibi John Thornton, kuşkusuz onun en sevdiği sahibiydi, çünkü bu sevgi tamamen karşılıklıydı. Hatta o kadar ki; Thornton uçurumdan atla dese, Buck atlardı. Uzun bir süre kamp kurup kaldıkları, ormanın kıyısındaki yerde, Buck sürekli bir ses duyuyordu. Sanki birileri onu çağırır gibiydi. Bu sesi takip ettiğinde, ormanda bir kurt gördü ve onunla uzun süre koştular. Fakat burada tamamen kalamazdı, çünkü onu insanlığa bağlayan bir şey vardı, ve bu sahibine olan sevgisiydi.
    .
    .
    İşte kitabın içeriği, hatta özetinin özeti. Sonunu yazmadım, merak edip okumak isteyenlere sürpriz olsun değil mi..? Buck acı çektiğinde üzüldüm, gururlandığında sevindim. Kesinlikle okunması gereken bir modern klasik.. Şiddetle tavsiye ederim. Jack London kalemiyle henüz tanışmamış olanlar için kesinlikle bu kitabı öneririm.
  • 256 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Puslu Kıtalar Atlası'nı andıran biraz gerçek ögeleri de kullanan fantastik bir eser olmuş. Nadir Doğan' ın ilk kez bir kitabını okudum. Çok fazla bilgi var. Kurgu fena değil. Akıcılık fena değil. Orta düzeyde bir eser olmuş. Dünyanın sonu dini bilgilerle resmedilmiş. Güzel değişik bir kitap okudum diyorum.
  • Yiğitlik denen şey, vakti geldiğinde yaraya tuz basmasını bilmekle başlıyordu.
  • 88 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Ormana gittim. Çünkü biliçli yaşamak istiyordum; hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu farketmek için." Merhabalar sevgili kitap dostlarımYorumuma başlamadan hemen önce H.D. Thoreau kimdir kısaca bahsetmek istiyorum. ABD li olan yazar aynı zamanda; filozof, şair, tarihçi, kölelik karşıtı, vergi direnişçisi, sivil itaâtsizlik-pasif direnişin mucidi bir natüralisttir.(doğacı-doğalcı) Ayrıca hemen hepimizin tanıdığı Tolstoy, Martin Luther ve Gandhi'ye ilham veren kişidir.
    Ona göre insan, toplumun kendisine dayattıklarını reddetme cesaretine sahip olduğu sürece yaşar. Ne kadar da haklı öyle değil mi ? Felsefesini doğrular nitelikte olan bu eseriyle de tabuları yıkmaya ve ilkel çağın saflığına doğru bir gezintiye davet ediyor bizleri. Thoreau'nun davetine icâbet ederek çıktığım bu içsel yolculuk ruhûma iyi geldi diyebilirim.Zirâ okurken kendimden onlarca şey buldum. Yazarın safî medenî bir özgürlük ve kültürlerden ziyâde, doğada mutlak özgürlük, hatta yabanıllık ve insanı doğanın ayrılmaz bir parçası olarak görmesi de bir hayli hoşuma gitti.Ayrıca "Sans Terre" felsefesini~evsiz yurtsuz~dar anlamının çok ötesinde irdelemesi, yani belli bir yeri yurdu olmamak ancak her yerde evinde gibi olmak" derinliğiyle kaleme almış olması ayrıca değerli. Ben de tıpkı Thoreau gibi doğada incelikli bir çekim gücü olduğuna inanıyorum; yeterki kendimizi ona bırakalım, o bize gereğince yol göstermesini bilecektir. Kitapla ve sevgiyle kalın Eserle tanışmamı sağlayan sevgili Kuzey'e ve imtiyaz sahibi olduğu dergisi @sahsiyetdergi ye teşekkürlerimi sunuyorum. Benim için seçilmiş olan bu harika eseri keyifle okudum. #dipçem Thoreau'un Yürümek adlı eseri birbirini tamamlayan üç denemenin ilkidir.Diğerleri Bir Kış Yürüyüşü-Gece ve Ay Işığı dır.Ayrıca Ölü Ozanlar Derneği filminde kendisinden sıkça bahsedilir. #meltekitabizm #edebiütopya #minervaokuyor #read #reading #book #books #bookstagram #kesfet #kesfetteyiz #bursam #felsefe #felsefeasktir #kimneokudu #kitap #canyayinlari #okudumbitti
  • Türklerin hafif çekik, badem gözleri vardır. İnsana bakarken aslında dışa değil, içe bakarlar. Derinde saklı olan güzelliği görürler yani.