Ana-babalarımız hayırsız olduğu için güvenli bir bağlanma geliştiremiyoruz; acıktığımızda, susadığımızda, canımız yandığında ağlaşıp duruyoruz, ama onlar sesimizi duymazdan geliyorlar. Biz yine de karşılıksız bir aşkla onları sevmeye devam ediyoruz. Çünkü onları görüş mesafemizde tutmak, bir gün başımız çok sıkıştığında yardımımıza gelecekleri duygusunu da elde tutmamıza yarıyor.
Halbuki, evin dışına bir adım atabilsek, mahallenin hiç de o kadar tehlikeli olmadığını fark edeceğiz. Bir büyüyebilsek, kendi aklımızın bize yetebileceğini idrak edeceğiz.
Başımızı kaldırıp evin penceresinden bakmaya cesaret ettiğimiz gün, içimizde yeni bir kıvılcım ateşlenecek. Çocuk, kendisini evin emniyetiyle teselli edenlerin aslında onu bir zindana hapsedenler olduğunu fark edecek. Kendisine inandığında, kendisine güvendiğinde yürüyüp gidecek...