Düşün ki; bir kış akşamı bir soba başında oturmuşsun, duvarda bir lüks yanıyor cılız aleviyle. Soba deliğinden çıkan alevin yansıması var tavanda ışıl ışıl. Bir büyüğün seni dizinin dibine oturtmuş, gözü bir noktada sabit, ses tonu hiç değişmeden, fısıldıyor yamacında. Anlatıyor sana olanı,biteni. İçinde bir ağıt, saçlarını okşuyor sen farkında olmadan.
Öyle duru, öyle berrak...
Diyeceklerim bu kadar...
Rastgele sectigim bir kitap olmasına karşın, uzun zamandır okuduğum en keyifli kitaplardandi.
Sevgisizce büyümüş, tek başına kalan bir kız çocuğu ile bahçelerde yetişmiş bir çocuğun, ölümüne terkedilmiş ve yalnizlastirilmis bir çocuğa hayat vermesini konu alıyor kitap.
Sağlıklı olduğu halde sürekli sakat kalacağına ve öleceğine inan Colin, Mary ve Dickon ile birlikte, tıpkı Gizli Bahçe gibi yeşeriyor bir anda. Çaresiz kabulleniş sonrası, inancın ve umudun hayat için ne demek olduğunu okudum adeta.
Sihir denen bir olgunun var olduğuna, fakat bunun her dilde ve bedende tanımının farklı olduğunu öyle güzel anlatmış ki..
Unutmayın Sihir biziz ve bu gizemli güç bizim ruhumuzda
Daima iç ürpertisi hissettim okurken. Hep kaygı, hep endişe.
Hüzün sinmiş her bir satıra.
Hiç yormadi okurken ama sızlatıyor insanı.
Geç kalınmış bir kitaptı, siz ben kadar ötelemeyin.
Bitmek bilmeyen bir hüzün var her satırda. Her cümlede içi burkulur mu insanın? Vallahi burkuluyor.
'İncir kuşları' kadar değildi belki ama asla boşa değildi okumak için harcadığım zaman.
Bir hayat nasıl bir anda değişir, bir kez daha şahitlik etmiş oldum. Minnettarım.
Bu kitabı okumak inanın hiç kolay olmadı. 'Bırakmalı mı yoksa okumalı mıyım?' diye çok defa çelişti zihnim.
Neler yaşanıyor yeryüzünde hiç haberimiz yokken, yanı başımızda ne acılar çekiyor