yoksulların birbirlerine verebilecekleri tavsiyeleri dahi yoktur ancak aynı ekmeği bölüşmek gibi bir cömertlikle aynı kaderi bölüşebilir, en büyük parçanın kendilerine düşmesine sevinebilirler
olup bitenler hakkında konuşmadıkça unutuyordun da. besim usta olanları unuttu. kalbinin kırık olduğunu, yaralarını unuttu. sadece o korkunç öfke, babasını düşündükçe, gördükçe geliveren o korkunç öfke kaldı geriye. onunla ne yapacağını bir türlü kestiremiyor, o öfkenin ağırlığıyla yoruluyordu
besim yerinden kalkıp gülden’in yanına oturdu ve hıçkırıklarının arasında kim bilir kaç kez sanki sadece ona ait bir dinin en büyük duasını tekrarlar gibi “sana inandım, sana inandım, sana inandım” diye inledi
kolay değildi babadan, anadan nefret etmek. nefret ettiği halde yine de onlardan sevgi dilenen bir çocuk gibi, kırk beş yaşında, evet, kırk beş yaşında bir çocuk gibi yanlarında yörelerinde dolanmak, kendini beğendirmeye, sevdirmeye çalışmak, yaptığı her şeyi içindeki öfke ve nefret duygusuyla hep o küskün halle yapmak, büyüyememek, tam olamamak, kendini ait hissedememek, güvensiz ve tedirgin baba evi ziyaretkerinde susmak, susmak ve durmadan susmak kolay değildi