• Şaşkınlıktan dili tutulmuş. Konuşamaz hale
    gelmiş. Nutku tutulmuş.
  • Yezdgird, atalarının töresini değiştirerek yeryüzünde zulmün temellerini attı; karanlık âdetler vazetti. Halk tarifsiz meşakkatlere düçar oldu. Dillerden ilençler, kargışlar ardı sıra döküldü. Günlerden bir gün ansızın eyeri koşulmamış süvarisiz bir at sarayın önünde peydahlandı. Orada bulunan devletin ileri gelenleri hepsi atın parmak ısırtan emsalsiz güzelliğini dile getirdiler ve her biri epey çaba sarf etmelerine rağmen atı zapt etmeyi başaramadı. Nihayet at gele gele Yezdgird’in sarayının tam önüne gelerek oracıkta usulca duruverdi.

    Yezdgird: “Beri durun, bu, Allahü Teâlâ’nın kendi katından bana gönderdiği bir armağandır.” diye buyurdu. Sonra ayağa kalkarak usulca atın yanına sokuldu. Bütün ekâbir atın hiç tepki vermemesini hayretle izliyordu. Yezdgird elini uzatarak atın yelesini tutuverdi ve yüzünü okşamaya başladı. Eliyle atın sırtını da ovmasına rağmen at huylanmadı. Eyer getirmelerini emrederek sıkı sıkıya eyerle birlikte ata gem vurdu. Ardından küstahça bir cesaretle paldım da vurmaya kalkınca, at ansızın Yezdgird’in göğüs kafesine bir çifte savurup onu yerlere sererek canından etti. Herkes lâlüebkem kalakaldı. Sonra at saraydan çıkıverdi. Hiç kimse atın sırrına vâkıf olamadı ve hiçbir Allah’ın kulu atın nereden gelip nereye gittiğini çözemedi. Halk ise atın kendilerini o zalimden kurtarmak için Allahü Teâlâ’nın yollamış olduğu bir melek yahut elçi olduğuna çoktan kani olmuş idi.
  • Râyiha: Koku. Daha ziyade hoş koku manasında kullanılır. Arapça “ruh” kelimesinden türetilmiştir. Bu sebeple güzel koku olmanın ötesinde güzel nefestir; soluktur.

    Tumturak: Gösteriş, İhtişam.

    Nâmütenâhi: Sonsuz. Nihayeti olmayan.

    Tahammülfersâ: Dayanılmaz. Çekilmez.

    Fevkalbeşer: Üstün nitelikli insan.

    Mülhem: Gönlüne doğmuş. İlham olmuş.

    Lâyetezelzel: Sarsılmaz. Yanılmaz.

    Sarfınazar: Vazgeçme. Görmezden gelme.

    Safderun: Kalbi temiz olduğu için kolayca aldanabilen.

    Bilâkaydüşart: Kayıtsız şartsız, hiçbir kısıtlama olmadan.

    Deryâdil: Anlayışlı. Her şeyi hoş karşılayan.

    Münzevî: İnsanlarla görüşmeyen, bir köşeye çekilmiş. Yalnız kalmayı sevene kişi.

    Hicran: Birinden veya bir yerden ayrılmak, uzaklaşmak. Ayrılığın sebep olduğu onulmaz acı.

    Sukûtuhayal: Düş kırıklığı.

    Muâşaka: Karşılıklı aşk. Sevişme. Âşıktaşlık.

    Şekerrenk: Araya soğukluk girmiş, bozulmuş, kötü giden dostluk ilişkisi.

    Lâlüebkem: Şaşkınlıktan dili tutulmuş. Konuşamaz hale gelmiş.

    Hemdem: Samimi dost. En yakın arkadaş. Canciğer arkadaş.

    Elim: Acı veren. Çok üzücü. Yürek yakan.

    Hemdert: Aynı derdi paylaşan. Dert ortağı.

    Keenlemyekün: Hiç olmamış gibi. Yokmuş gibi. Söylenmemiş gibi. 

    Dilhun: İçi kan ağlayan. Büyük bir üzüntü içinde olan.

    Berceste: Seçilmiş. Güzel. Değeri yüksek.

    Canhıraş: Yürek parçalayan. Dayanılmayacak derecede keder veren.

    Girift: Karmaşık. Karışık. İç içe girmiş. Birbirine dolanmış.

    Ehvenişer: Kötü olan şeyler arasında daha az kötü olanı. Kötünün iyisi.