Eğer bir toplumda insanlar çalıştıkları halde en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyorlarsa orada insanların kurduğu zalim düzen Allah’ın yarattığı sistemi bozmuş demektir. Zaten açlık, azıkların yetersizliğinden değil, insanların açgözlülüğünden doğar.
Sadece yeme içme derdinde olup eşyanın tabiatına sırtını çeviren, olan bitenin arakasındaki hikmete eğilmeyip ruhunun azığını aramayan insan âdeta ruhunu aç, susuz bırakmıştır. İlim ve hikmet ruhu zenginleştirip kanatlandırırken, bunlardan mahrumiyet onu azıksız bırakıp gücünü köreltir.
İnsanlar arası ilişkilerde, hemen her şeyi belirleyen söz ve davranışlarımızdan çok ahlakımızdır. Söz ve davranışlara güzel bir öz eşlik etmiyorsa hiçbir ilişki iyi bir noktaya gelmez.
Gazzâli Habîr ismiyle ahlaklanan kulların kendi iç dünyalarına vâkıf, nefsinin hayvani duygularını tanımış, onları yenmiş ve hilelerine karşı uyanık davranan kişiler olduğunu söyler. Bu gayret bize duygularımızın, düşüncelerimizin ve inançlarımızın biz farkına varmadan yavaş yavaş ifsat olmasından ve kalbin hastalıklarından koruyacak bir uyanıklık verir. İlk bakışta sıkıntı verecekmiş gibi gözüken bu iç kontrol bizi inançta düzgünlüğe, ahlakta tekâmüle ve davranışlarımızda takvaya ulaştıracak bir iç disiplin sağlar.