Edebiyat dünyasına dair birçok şeyi öğreten bir kitap oldu benim için. Sarı Yüz, yazarlığın artık özgünlükten çok “satacak mıyım?” telaşına dönüştüğünü; yazarların adeta birer Netflix içerik üreticisi gibi her ay yeni bir kitap çıkarma baskısı altında ezildiklerini çarpıcı biçimde gösteriyor. Yaratılan yazar personalarının birer pazarlama ürünü haline gelmesi ve bu imajların hızla tüketilmesi üzerine düşündürücü bir metin.
Aklımda şu soru kaldı: Twitter’da gördüğümüz ünlüler bir kalıba dahil olmak zorundalar mı? Farklı kalıplara çıkamazlar mı? Asyalıların savunucusu gibi yazılar yazıyor diye BTS takip etmek, gerçekten bir sevgi göstergesi mi yoksa yalnızca bir imaj çalışması mı? Gerçek hayatta “mavi düşünen” bir insan bazen “yeşil” düşünebilir mi? Yoksa dayatılan sistemde hep mavi kalmak, başka bir renkte düşünmemek mi gerekiyor?
Yazarın biyografisine baktığımda, gerçekten “kendinden yazarak” mı bu hikayeyi oluşturduğunu sorgulamadan edemedim. Acaba bu hikâye gerçekten yaşanmış olabilir mi? Kurgu zekice kurgulanmış; neden uzun süre çok satanlar listesinde kaldığı da belli oluyor.
Kısacası, hem düşündüren hem de edebiyat dünyasının perde arkasına ışık tutan etkileyici bir kitap.