• 336 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Deneysel çalışmalar sonucunda, zihnimizin nasıl dağıldığını ve bu dağınıklığı nasıl giderebileceğimizi anlatmaya çalışan bir eser. Günümüzdeki teknolojik gelişmelere bağlı olarak hızlıca ve kolay elde edilen bilgilerin zihinlerimizi dağınıklaştırırken, yazar bunların sebeplerini örneklerle açıklamaya çalışmış bu eserde. Okunmasını tavsiye ederim…
  • Uykusuzluğun insanları nasıl etkilediğini daha yakından incelemeden önce, uyku sırasında neler olduğuna ve hangi mekanizmaların bunlardan sorumlu olduğuna bakalım. İyi dinlenen insanlarda uyku sürecinin belirgin bir örüntüsü olduğunu gösteren sayısız kanıt var.

    Gündüzleri, güneş ışığı nedeniyle kısa mavi dalga boyundaki ışığa daha çok maruz kalırız ve bu da kortizol salgılanması yüzünden daha çok tetikte kalmamıza yol açar. Günişığı azaldıkça ve hava karardıkça, kırmızı dalga boyundaki ışık ortama hâkim olur ve bu ışık
    melatonin seviyesini artırarak uykuya dalmamızı sağlar. Melatoninin salgılanma süreci ağır ilerler; biz yatağa gitmeden iki-üç saat önce başlar.

    Uykuya daldığımız an ise beyin faaliyetimiz hafif uykudan derin uykuya ilerleyen dört aşamadan geçer; ardından da REM dediğimiz ve rüya gördüğümüze işaret eden hızlı göz hareketi aşamasına geçeriz. Normal bir gece uykusunda bu süreç dört kez tekrarlanır ve gece ilerledikçe REM uykusunun süresi daha uzun olur.

    Uyku esnasında beyin "sinaptik tazelenme" dediğimiz bir dizi işlemle çeşitli budamalar yapar, önemsiz bağlantıları temizler,
    önemlileri pekiştirir ve belleği güçlendirir. Buna ek olarak, uykuda gece moduna geçen beynimiz, gündüz gerçekleşen sinirsel faaliyetlerin yan ürünleri olan toksinleri de dışarı atar, bunlar atılmazsa
    beynimizdeki nöronlar zarar görmeye başlar.

    Gözün arka kısmında, retinadaki fotopigment hücreleri melatonin salgılanmasını kontrol eder. Teknolojik cihazların ekranları beyaz ışık üretmek için ışığı farklı dalga boylarında yaymak zorundadır ve mavi kısa dalga da buna dahildir. Mavi işığa maruz kaldığınızda, fotopigment hücreleri beyninize tetikte olması gerektiğini söyler.

    Uyumadan az önce yatak odalarımızda bu teknolojileri kullandığımızda, bize uyumamız gerektiğini söyleyen kırmızı ışık yerine gözlerimizi mavi ışık bombardımanına tutarak beynimize uyanık kalma sinyali veririz. Üstelik mavi işık televizyon gibi uzaktan izlenen büyük ekranlardan değil de yüze yakın tutulan küçük bir ekrandan geldiğinde çok daha güçlüdür.
  • Bilgi hiçbir zaman bu kadar kolay erişilebilir olmamıştı. Bilgisayarlarımızdaki birçok platformda pop-up bildirimler, e posta bildirimleri, bir sürü okunmamış mesaj ve tweet, bekleyen sohbet mesajları, henüz bakılmamış sosyal medya mesajları, hatırlatmalar, güncelleme uyarıları, hatta bazı bilgisayarlarda sürekli zıplayıp duran uygulama simgeleriyle karşı karşıyayız.

    Cihazımızı açtığımız an dikkatimizi kendine yönlendiren ve bir sonraki kaynağın ne kadar kolay erişilebilir olduğunu hatırlatan sayısız uygulama karşımıza çıkıyor. Artık kendimizi, telefonların küçük ekranlarının, tabletlerimizin orta boy ekranlarının, bilgisayarlarımızın daha büyücek ekranlarının ve HD televizyonlarımızın dev ekranlarının önüne park ediyoruz. Ve bunların her biri de dikkatimizi o anda yaptığımız işten uzaklaştırıp, daha ilginç olabilecek bilgiler içeren birçok pencere ve sekme vaadi (ya da tehlikesi) sunuyor.
    Larry D. Rosen
    Sayfa 208 - Ayrıntı, 2019
  • Yatak odasında herhangi bir elektronik cihazı olanlar, geceleri ortalama kırk iki dakika daha az uyku uyuyorlar. Uyku zamanında odada akıllı telefon bulundurmak ise uykuyu gecede ortalama elli dört dakika azaltıyor. Bunun yalnızca Amerikalılara özgü olduğunu düşünenlere de söyleyelim: Mısır'da, Yeni Zelanda' da ve Finlandiya'da yapılan araştırmalar buralardaki çocukların ve ergenlerin davranış modellerinin de benzer
    olduğunu ortaya koydu.
    Larry D. Rosen
    Sayfa 178 - Ayrıntı, 2019
  • Uykusuzluğun insanları nasıl etkilediğini daha yakından incelemeden önce, uyku sırasında neler olduğuna ve hangi mekanizmaların bunlardan sorumlu olduğuna bakalım. İyi dinlenen insanlarda uyku sürecinin belirgin bir örüntüsü olduğunu gösteren sayısız kanıt var.

    Gündüzleri, güneş ışığı nedeniyle kısa mavi dalga boyundaki ışığa daha çok maruz kalırız ve bu da kortizol salgılanması yüzünden daha çok tetikte kalmamıza yol açar. Günişığı azaldıkça ve hava karardıkça, kırmızı dalga boyundaki ışık ortama hâkim olur ve bu ışık
    melatonin seviyesini artırarak uykuya dalmamızı sağlar. Melatoninin salgılanma süreci ağır ilerler; biz yatağa gitmeden iki-üç saat önce başlar.

    Uykuya daldığımız an ise beyin faaliyetimiz hafif uykudan derin uykuya ilerleyen dört aşamadan geçer; ardından da REM dediğimiz ve rüya gördüğümüze işaret eden hızlı göz hareketi aşamasına geçeriz. Normal bir gece uykusunda bu süreç dört kez tekrarlanır ve gece ilerledikçe REM uykusunun süresi daha uzun olur.

    Uyku esnasında beyin "sinaptik tazelenme" dediğimiz bir dizi işlemle çeşitli budamalar yapar, önemsiz bağlantıları temizler,
    önemlileri pekiştirir ve belleği güçlendirir. Buna ek olarak, uykuda gece moduna geçen beynimiz, gündüz gerçekleşen sinirsel faaliyetlerin yan ürünleri olan toksinleri de dışarı atar, bunlar atılmazsa
    beynimizdeki nöronlar zarar görmeye başlar.

    Gözün arka kısmında, retinadaki fotopigment hücreleri melatonin salgılanmasını kontrol eder. Teknolojik cihazların ekranları beyaz ışık üretmek için ışığı farklı dalga boylarında yaymak zorundadır ve mavi kısa dalga da buna dahildir. Mavi işığa maruz kaldığınızda, fotopigment hücreleri beyninize tetikte olması gerektiğini söyler.

    Uyumadan az önce yatak odalarımızda bu teknolojileri kullandığımızda, bize uyumamız gerektiğini söyleyen kırmızı ışık yerine gözlerimizi mavi ışık bombardımanına tutarak beynimize uyanık kalma sinyali veririz. Üstelik mavi işık televizyon gibi uzaktan izlenen büyük ekranlardan değil de yüze yakın tutulan küçük bir ekrandan geldiğinde çok daha güçlüdür.
    Larry D. Rosen
    Sayfa 168 - Ayrıntı, 2019
  • Harvard Tıp Fakültesi araştırmacıları tarafından yürütülen bir çalışmada, gece yatarken kâğıda basılmış kitap okuyanlarla e-kitap okuyanlar karşılaştırıldı ve bunların gece uykularına ve sabah uyanıklığına etkisi incelendi. Sonuç tam da beklendiği gibi çıktı: Kâğıt üzerine basılmış kitap okuyanlara kıyasla e-kitap okuyanlar ortalama on dakika daha geç uykuya dalıyor, melatonin salgısı bir buçuk saat daha geç başlıyor, yüzde 55 daha düşük melatonin salgılanıyor, o çok değerli REM uykusu 12 dakika azalıyor, sabah uyanma kalitesi düşüyordu.
    Larry D. Rosen
    Sayfa 170 - Ayrıntı, 2019
  • Teknolojiyle ilişkimiz "bazı bozuklukların" doğmasına yol açtı: örneğin hayalet titreşim sendromu, bir şeyler kaçırma korkusu ve nomofobi (cep telefonu iletişiminin kesilme korkusu). Bu takıntıların hepsinin de merkezinde sürekli internete bağlı kalma ihtiyacı var.

    Hayalet titreşimler ilginç bir fenomen. Sadece on yıl öncesine kadar, cebinizin civarında kıpırdanma gibi bir şey hissetseniz, o noktayı kaşıyarak rahatlatmaktan başka bir şey düşünmezdiniz. Bugün ise aynı sinirsel faaliyet bize telefonumuzu yoklamamız gerektiğini düşündürüyor. Üstelik bunu, yanımızda telefon taşımazken bile yaşayabiliyor, telefonumuzdan bir titreşim geldiğini, yani bize bir bildirim ya da mesaj geldiğini sanıyoruz. Yapılan iki araştırmada neredeyse herkesin bu sahte titreşimleri yaşadığı ortaya koyuldu
    Larry D. Rosen
    Sayfa 167 - Ayrıntı, 2019
  • Göz izleme tekniğinin kullanıldığı araştırmalarda, bir web sayfasını ya da ekrandaki herhangi bir metni kitap okurken izlediğimiz yöntemle okumadığımız ortaya
    çıkarıldı. Gözlerimiz, birbiri ardına gelen her satırda bir sözcükten diğerine geçmek yerine bir "F" şekli çizerek okuyor; yani tüm metni okumak yerine sayfanın üst ve sol taraflarını okuyor, sonra metnin orta kısımlarını hızlı bir şekilde tarıyoruz. Buna bir de hiperlinkler, multimedya, videolar, kaydırma çubukları ve bir web sayfasındaki tüm diğer cezbedici ve dikkat dağıtıcı unsurlar eklendiğinde, artık hiçbir şeyle birkaç dakikadan fazla ilgilenemiyor olmamız şaşırtıcı olmasa gerek.
    Larry D. Rosen
    Sayfa 140 - Ayrıntı, 2019
  • Çeşitli işleri birlikte yapma eğilimimizin ilginç yönlerinden biri, tekli görev becerimizi artık kaybetmiş gibi görünüyor olmamız. Bir restorandayken etrafinıza bakın, kentin caddelerinde dolaşan insanlara göz atın, sinema veya tiyatro kuyruğunda bekleyen insanlara dikkat edin, ellerindeki cihazlara dokunup duran bir sürü parmak göreceksiniz. Artık adeta hiçbir şey yapmadan duramaz hale geldik. Karşımızdaki insanlarla, cihazlarımız aracılığıyla ulaşabileceğimiz insanlar kadar ilgilenmiyoruz. Daha da önemlisi, düşüncelerimizle baş başa kalma becerimizi kaybetmiş görünüyoruz.
    Larry D. Rosen
    Sayfa 139 - Ayrıntı, 2019
  • Yürürken konuşmak hepimizin her gün yaptığı iki eylemdir ve çoğumuz bu alt düzey çoklu görevi son derece rahat yerine getiririz. Ne de olsa bu neredeyse otomatik eylemler zihinsel kaynaklarımız üzerine çok fazla yük bindirmez. Fakat Alzheimer hastalarının yürüyüşleri, aynı anda konuştukları takdirde bu ikinci eylemden etkilenir. Toplumumuzda ciddi bir risk olan düşme riskinin bir nedeninin de bu olduğu düşünülüyor.
    Larry D. Rosen
    Sayfa 124 - Ayrıntı, 2019