• Karanlığı resmet!..Korku insanın karanlıktan geldiğini anımsamasından doğuyor.
    Latife Tekin
    Sayfa 55 - İletişim
  • 1. Hanımına iyi huylu olmalıdır.

    2. Onunla rıfk ve yumuşaklıkla sohbet ve ülfet vedip, tatlı ve hilm ile söylemelidir. Nitakim hadis-i şerifde: "İnsanların hayırlısı, ehline hayırlı ve faydalı olan kimsedir" buyuruldu.

    3. Eve girince, hanımına selam verip, halini sormalıdır.

    4. Tenhada neşeli görünce saçlarını okşayıp, tatlı sözlerle bûs etmeli, sarılmalıdır.

    5. Tenhada üzüntülü bulunca, ona, çok sevdiğini söylemelidir. Şefkatle gönlünü almalı, tatlı konuşmalıdır.

    6. Ehlinin hatırını, işe yarar, yalana yakın sözlerle almalıdır. Zira o evinde mahbûs, başkasından meyus (ümidsiz) ve kendisiyle menûs olan dert ortağı, gam gidericisi, iş ortağı, oyuncağı, tarlasıdır.

    7. Çocukların terbiyesinde ehline yardım etmelidir. Çünkü çocuk anasına gece gündüz feryad ü figan ile, bir zaman istirahat vermez, amansız alacaklıdır. Ona yardım edene, mevlası yardım eder.

    8. Ehline kendi giydiği kumaş gibi elbise giydirmelidir.

    9. Kendi yediğinden yedirmelidir. İmkânı varsa nafakasını geniş tutmalıdır. Ehlinin meskenini elbisesini ve nafakasını boynuna vacib bilmelidir.

    10. Ehlini hiç dövmeyip, dünya işlerindeki kusurlarından ötürü sövmemeli, kötü söylememelidir.

    11. Ehlinin din işlerindeki kusurları için bir günden çok küsmemelidir.

    12. Rıfk ile onu idare etmelidir.

    13. Ehlinin kötü huyalrı baş gösterince, kabahati kendinde bulup, ben iyi olsaydım, o da iyi olurdu demelidir.

    14. Ehli kızınca susmalıdır. Erkek susunca, hanımı pişman olup, özür diler. Çünkü o zaif yaradılışlıdır. Susunca mağlub olur.

    15. Ehli güzel huylu olup, her hizmetini seve seve yapmağa başlayınca, ona dua, Hakka şükr ve sena etmelidir. Çünkü erkeğe uygun bir hanım, şükrüne dikkat edilemeyen bir nimettir.

    16. Ehline öyle davranmalıdır ki, hanımı, kocam beni, herkesten çok seviyor bilmelidir.

    17. Evin idaresi ve geçimi hususunda ehliyle meşveret edip, ona danışmalı, diğer büyük işlerini ona anlatıp üzmemelidir.

    18. Ehlinin günah olmıyan kusuralrını ve hareketlerini görmemezlikten ve bilmemezlikten gelmelidir.

    19. Ehlinin gizli hallerini ve ayıblarını herkesten saklamalıdır.

    20. Ehli ile şakalaşıp, latife ve çeşitli oyunlar yapmalıdır. nitekim Hazret-i Habib-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) ezvâc-ı mutahharasıyla oynar, onlara karşı insanların en zarifi olurdu. Hatta bir defa Hazret-i Aişe (radıyallahu anha) ile yarış ettiklerinde, Hazret-i Aişe geçti. Sonra bir daha yarış yaptıklarında resûlullah geçti. Çünkü erkeğin hanımı ile oynaması boş ve luzumsuz değildir. Belki doğrudur ve taattir.

    21. Ehlini kalabalık insanların bulunduğu yerlerde oturtmamalıdır. Böylece namahrem görüp, onlara meyl etmez.

    22. Ehline Kur'an-ı Kerim okumasını farzları ve dinin edeblerini öğretmelidir.

    23. Ehline çok süslü ve değerli elbise giydirmemeli, taki böylece süslerini göstermek için dışarı çıkıp, caka satmasın ve evinin hanımı olsun.

    24. Ehlinden izinsiz sefere, belki hacca gitmemelidir.

    25. Ehli saliha ve itaatkar ise, üzerine bir daha evlenmemelidir.

    26. Ehline üzüntülerini, sıkıntılarını, düşmanlarını, borçlarını söylememelidir.

    27. Ehline yüzüne ve arkasında hayır dua edip, beddua etmemelidir. Zira gece ve gündüz onun hizmetindedir. Ekmek pişiricisi, yemek yapıcısı, çamaşırı dikicisi ve yıkayıcısı, evinin ve malının koruyucusudur. Belki enisi, munisi, yari ve nigarıdır.
  • Latife Tekin kendisiyle yapılan bir söyleşide, her kitapta bir sesin izinden gittiğini, Sevgili Arsız Ölüm söz konusu olduğunda bunun annesinin sesi olduğunu söylemişti. Ben de Tekin'in bu ilk kitabında, genellikle ilk kitaplarda az rastlanan bir şey yaptığını, yasın dilini aradığını düşünmüştüm. Ama bana tuhaf gelen şuydu: Yazar yitirilen bir sesi yeniden yaratmaya çalışıyor, yas tonuyla yazıyordu, ama yasa çoğu zaman eşlik eden bir başka duygunun, gidenin ardından duyulan öfkenin izi hemen hemen hiç yoktu bu kitapta. Aşk işaretleri'nde "Parlayan iyiliğimdir bu," diye tarif ettiği şeyin izi görülüyordu daha çok. İnsanın kendinde keşfettiği iyiliğin kaynağına, yani bütün baskısına, doğurduğu bütün sıkıntıya rağmen içinde büyünen eve duyulan şükran hissediliyordu.
    Nurdan Gürbilek
    Sayfa 41 - Metis
  • Hayatımda yaptığım en mühim hatalardan biri de evlenmektir. İşte görüyorsunuz. Ordular yönettim, meclisler yönettim, savaşlar yaptım, kazandım ama bir kadını yönetemiyorum.
  • Kalbden maksad; sanevberî (çam kozalağı gibi) bir et parçası değildir.

    Ancak bir latîfe-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı, vicdan; ma'kes-i efkârı, dimağdır.

    Binaenaleyh o latîfe-i Rabbaniyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tabirinden şöyle bir letafet çıkıyor ki; o latîfe-i Rabbaniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir.
  • Eee canlar, bugün sizlere hep örnek aldığım pek çok sevdiğim ve izlerinden gitmeye çalıştığım Hz. Ali efendimiz ve Hz.Fatıma anacığımın birbirlerine nasıl latife ederek, nasıl aşk dolu kıskandıklarını anlatmak istiyorum... Sözlerimi hiç alıntı yapmadan gönlümden dökülen parçaları birleştirerek kendi dilimce yazacağım Sevgili izin verirse...

    Günlerden bir gün , o güzeller güzeli o Alemin Yusuf peygamberimizden sonra gördüğü nadir parçalardan, nadir yakışıklılardan olan Ali efendimiz evlerine buyururlar. Kapıyı açarlar ve gözlerine bahçede Hz. Fatıma anamızın kıyafetlerinin asılı olduğu çarpar. Ali efendimiz heyecan ve tatlı bir şekilde Fatıma anamıza gider ve başlar onu kırmadan derdini anlatmaya,
    -Güzeller güzeli Fatımam, Ya Fatıma bugün nasılsın?
    -Gönlümün efendileri , İyiyiz Ali efendi, sizler nasılsınız?
    -İyiyiz Ey sultanım, iyiyiz, gözüme kapıda birşeyler çarptı onu demek gelir içimden sana birşeyler asmışsın hani sen çok güzelsin ya şimdi, hani sen benim sultanımsın ya şimdi, onlarıda oraya asmışsın e bi gören felan olur, sen güzeller güzelisin görmesinler sultanım olmaz mı?

    Tabi böyle tatlı bir lisan'ın sayısızca tatlılığı Ali efendimizde idi... Elbette Fatıma annemiz hem gülümsedi hemde durumu anlayarak latifeye devam etti...
    -Ya Ali, sen saçlarına birşeyler mi sürttün nasıl da güzel dik durur öyle aslan gibiler görürüm..
    Ki Hz. Ali efendimiz de evden çıkmadan o dönemin şartlarına uygun saçına güzel kokular sürtmüştür ve saçı o güzel nur yüzüne uygun bir biçim almış ve onu mükemmel kılmıştı, Fatıma anacım devam etti,
    -Yoksa sen ikinciyi mi getireceksin bu eve öyle birşey olursa dayanamaz gönlüm Alim, yapmayasın böyle şeyler...

    Hal bu ki Ali efendimiz kendi kıskanmasını çok tatlı bir şekilde dile getirirken Fatıma Anamızda aynı şekilde kendi kıskanmalarını çok tatlı ve ileri olmayan , latifemsi bir hâle getirerek birbirlerine buyurmuşlardır..

    Böyle işte canlar... Kıskançlık Hz.Ali ve Hz.Fatıma anamızın birbirlerine olduğu gibi olmalı, onlar gibi sevmeli, Onlar gibi konusmalıyız birbirimizle.

    Olmaz öyle ki kıralım birbirimizi, "Kim bu adam" hatta "Kim bu kadın" diyerek sert çıkışmak değil olsa gerek AŞK... Aşkı HZ.ali'den HZ.Fatımadan bilmek gerekir...

    Hz.Peygamberimizin Hz.Hatice'yi nasıl sevdiğine bakın... Bakın 'ki göresiniz canlar...
    AŞKLA, kalın... Muhabbetiniz bol, kalbiniz sevgi ve iman dolu olsun...

    Dostunuz olsun Peygamberimiz,
    Yoldaşınız olsun Ali efendimiz,
    Duacınız olsun Hatice anamız ve Fatıma anamız...

    -Ogz
  • ..bilirdi : Bu devlet adamları hiçbir şey söylememiş olmak şartıyla konuşurlardı; latife etmezlerdi; yüzleri buruşmayarak gülerlerdi; anlatılan şeylere inanmazlardı; inanmadıkları şeyleri anlatırlardı.
    Mithat Cemal Kuntay
    Sayfa 145 - Oğlak Yayıncılık ve Reklamcılık Ltd.Şti.