• (Vaizler için...) Söylevin başının alçak sesle ve dingince söylenmesi gerektiğini sanmaktadırlar. Onlar, ünlemlerin tutkulu davranışların anahtarı olduğunu düşünürler. Bu yüzden hiç beklemediğiniz bir anda sesleri avaz avaz çıkar, divaneler gibi bağırmaya başlarlar; içinizden onlara biraz çöpleme otu verme isteğine kapılırsınız. Hitabet öğreticilerinin şakayı nasıl önemsediklerini de bilirler, onun için vaazlarında hoş latifeler kullanmaktan geri kalmazlar. Öyle yerinde ve öyle güzel latifeler yaparlar ki(!) saz çalan eşeklere benzerler. Zaten özgür düşünerek genel ahlaka isyan ediyormuş rolünü oynadıkları an, dinleyicilerine en çok yaltaklandıkları andır. Kimileri onları işittiğinde Cicero ya da Demosthenes'i dinliyormuş sanır, özellikle tüccarlar ve kadınlar...
  • Ateş ve Duman

    Ateş, dumana seslenmiş:

    “Hem bana dost ve arkadaş geçersin hem de bir nefes sohbet için yanımda kalmayıp kaçarsın, niçin?”

    Duman cevap vermiş:

    “Senin şavkını, sıcaklığını, safâ ve nûraniyetini görünce, gönüllere ferahlık gelişini haber vermeğe, ibretli görünüşünü âdemoğullarına söylemeğe giderim.” demiş.

    [Ey başsız, ayaksız zerre, cihanı aydınlatan güneş elverecek diye boşuna kavuşma hayali kurma.

    Var git değerini bil; kavuşma arzusuna özenme. Lütfedip güzel yüzünü arz etmişse daha ne istiyorsun? Yetmez mi?]

    Lami'i Çelebi - Latifeler Kitabı(Büyüyenay yayınları)
  • Kadınlaşmış bir erkeğe (muhannese) sormuşlar:

    “Peygamberlerin içinde hangisini en fazla seversin?”

    Cevap vermiş:

    “Lut Peygamberi.”

    Şiir

    Her kişi bir hayâle âşıkdur
    Sanmanuz ki cemâle âşıkdur
    Hâsıl olmaz işi tasavvur idüp
    Çoğı halkun muhâle âşıkdur
    Dilde bir sureti tırâş eyler
    Gâh sulh ü gâh savaş eyler

    [Her insan bir hayale âşıktır; zannetmeyin ki güzel yüze âşıktır.

    İçinde kurup tasarladığı, hayal ettiği iş gerçekleşmez; çünkü halkın çoğu gerçekleşmesi imkânsız şeylere âşıktır.

    Gönlünde bir yüzü kendine göre tıraşlayıp parlatır,
    onunla bazen barışır bazen savaş eder.]

    Lami'i Çelebi - Latifeler Kitabı(Büyüyenay yayınları)
  • 224 syf.
    ·4 günde·10/10
    Selâmün Aleyküm 1k ahalisi :)
    Öncelikle incelememe başlamadan önce bu hususta olan acemiliğimden ötürü sizlerden özür dilemek istiyorum. Lütfen hoş görünüz kusurlarımızı... O Hâlde başlayayım..

    Her birimiz Sadi Şirazi'nin hikmetli söz ve hikayelerinden bir kaçını bilir ancak onun hikayesini bilmeyiz.

    Kimdir "Sadi Şirazi" "Hafız Şirazi" " şeyh Sadi Şirazi"?
    Fars edebiyatının büyük şairlerinden olup, bir islâm âlimi bir sûfidir. Asıl ismi Muslihuddin Ebu Muhammed b. Müşerreftir. Başta İranda olmak üzere yaşantısında ün ve şöhret kazanmasına rağmen hayatı hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Sizi sıkmak istemiyorum birkaç birşey söyleyip kitaba geçeceğim.. Hafız Şirazi, 98 senelik bir ömür sürmüştür. Eski biyografi eserleri Sadi'yi anlatırken şöyle bir ayrıma gider;
    10 yaşından sonraki ilk 30 yılı devamlı öğrenme aşkıyla,
    ikinci 30 yılı sonu gelmez seyahatlerle,
    üçüncü 30 yılı ise bilgi ve tecrübesini belagat ve fesahatle yoğurup yazıya dökmesiyle geçmiştir. İlk ve en meşhur eserleri Bûstan ve Gülîstan'dır.

    Peki Gülîstan neden yazıldı?
    Rivâyet odur ki Sadi 50 yaşlarında kendi kendine nefis muhasebesi yaparken karar alır, bir daha asla konuşmayacak ömrünü ûzlete çekilip ibadetle tamamlayacaktır. Bir müddet karar aldığı gibi yaşamını sürdürür. Taa ki Hicaz'dan bir dostu ziyaretine gelene kadar. Tabi gönül gönlü bulunca sohbete muhabbete meyleder. Dostu latifelerle sohbet etmeye çalışsa da bakar ki Sadi de ses yok. Bir dener iki dener yok olmuyor. Orada bulunan biri, dostuna; "Sadi kelam etmez daha, var git yoluna" der. Gidilir mi dosttan öyle. Nice nasihatler eder Sadi'ye.. Şükür ki bizim Hafiz sonunda onu kırmamak için kararından dönmeyi seçer. O gece sohbet eşliğinde yürüyüşe çıkarlar. Mevsim de ilkbahar, türlü türlü güller açmış bağlarda bahçelerde.. Geceyi dostlarından birinin bağında geçirirler ama bu nasıl bahçe. Sadi "Buna benzer bir yer dünyada bulmak imkânsız" der...Tefekkürle, teşekkürle sabaha ulaşılır. Artık ayrılma vakti gelmiştir. Bağın sahibi de onlara güllerden demet yapıp hediye edecek. Tabi bu sırada güllerin güzelliklerini övmeyi de es geçmemiş. İşte Sadi'nin teli orda kopar :) "Senin güllerinin mevsimi geçince kurur, solar ama ben gönüllerin rahatlamasına, okuyanların neşelenmesine yol açacak bir Gülistan yazacağım ki onun çiçekleri solmadan her mevsim taptaze kalır." der. Bunun üzerine önce Bûstan, 1 yıl sonra da Gülistanı kaleme alır. Ben ters insanım(:)) önce bu kitabından başladım maalesef ki. İki eserde de aynı nüktelerle yer yer karşılaşabilirsiniz. Ancak mana öyle derin ki, yine de bana hakkıyla anlayamıyorum gibi geliyor.. Eserde güzel konuşma yöntemleri ve hoşca geçinmenin usulu ortaya konmuş. Sadi, her eserinde olduğu gibi eğitici ve öğretici konular işlemiş. Okuyucuyu usandırmamak için de kısa ve özlü olmasını yeğlemiş. Ayrıca Sadi " bu güzel bahçenin cennet gibi Sekiz bölüm olması karar kılındı" der. (bu çok hoşuma gitti paylaşmak istedim :) )
    peki Gülistanın içeriği nasıldır ?
    Eserde Beyitlerle bağlanmış, Şiirsellikle süslenmiş öyküler, hikmetler, latifeler ve öğütler bulunuyor. Beni çok etkilediğini söyleyebilirim, anlamadığım yerlerde oldu ama yine de inanılmaz derecede ürperdim, gülümsedim, şehir şehir gezdim, saraylara dahi konuk oldum, zindanlara uğradım... Yaşadım efendim yaşadım...

    Sadi'nin sözüyle bitireyim o halde.. "Muradım öğüt vermekti; verdim, Hakka emanet ederek gittim"..
  • Hem insanın letaifi içinde teşhis edemediğim bir-iki latife var ki, ihtiyar ve iradeyi dinlemezler; belki de mes'uliyet altına da giremezler. Bazan o latifeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. O vakit şeytan o adama telkin eder ki: "Senin istidadın hakka ve imana muvafık değil ki, böyle ihtiyarsız bâtıl şeylere giriyorsun. Demek senin kaderin, seni şekavete mahkûm etmiştir." O bîçare adam, ye'se düşüp, helâkete gider.