Geri Bildirim
  • "Zenia yüzünü de örttü. Ve onların karşısında nasıl değiştiğini gördü - siyah örtüsünün altında neredeyse saydam olmuştu; görünmezdi. Bir kadın. Ötesine bakıyorlar, etrafına bakıyorlar ama asla ona bakmıyorlardı. Hatta Lord Winter bile gözlerini onunkilere kaldırmamıştı.
    Lord bir yabancı gibi görünüyordu. Zenia ona karşı bir öfke dalgası, peçeyi çıkarıp atma ve yüzünü kendisine çevirmesi için zorlama isteği hissetti. Ama yapmadı. Anlayış daha şimdiden sessizce gelmişti - bir gece önce yaşananların geleceği olmayan bir hareket olduğunun anlayışı."
  • Kitap benim için genel olarak sıkıntıdan patladığım ve okumaktan keyif aldığım bölümler olarak ikiye ayrılıyor.

    Zenia, 25 yaşında. Her ne kadar ebeveynleri İngiliz olsa da O tüm hayatı boyunca çöllerde yaşamış. Annesi, Leydi Hester berbat karakterli birisi. Ortalığı karıştırmayı, insanların birbirlerine karşı kan dökmesini fazlasıyla seven biri. Zenia ve Lord Winter'ın karşılaşmaları da bu kadının cenazesinden hemen sonra gerçekleştiriliyor.

    Yaşlı tilkinin oradaki birçok şeyhe ve bedevilere borcu olduğunda cenaze akşamı yaşadıkları yere silahlı baskın düzenleniyor ve oradan Zenia ve Lord Winter birlikte kaçıyorlar.

    Şimdi gelelim işin komik tarafına. Lord Winter, Zenia'yı oğlan çocuğu sanıyor -_- Tamam ilk başlarda kıyafetlerinden falan böyle bir yanılgıya düşmesini anladım ama ilerleyen zamanlarda rahatlıkla söyleyeyim yaklaşık 3 ay bunlar birlikte seyahat edip, sırt sırta yatmalarına rağmen adam onu hala oğlan çocuğu yanıyor. Ve bu çok uzadığı için beni sinir etmişti.

    Zenia neden uyarmadı diyebilirsiniz. Onun tek amacı İngiltere'ye, babasına ulaşabilmek. Ve Lord Winter'ı daha önceki annesini ziyaret ettiği zamanlarda kadınlar hakkındaki görüşleri nedeniyle cinsiyetini açıklamaya korkuyor.

    Bu arada Lord Winter'ın oradaki amacı İnci Dizisi adı verilen bir atı 'ç'almak.

    Biraz spoiler vermiş oldum sanırım daha fazla kitap içeriği hakkında detaya girmesem iyi olur.

    Dediğim gibi kitap benim için ikiye ayrılıyor. İlk 100lerde iken acayip sıkıldım. Çöl insanları hakkında çok çok fazla isim vardı bu da benim hikayeye odaklanmamı zorlaştırdı. Ah ve devamlı olarak "vallahi" lafı.. Uzun bir süre bu lafı duymamak keyif verebilir bana.

    Sonrasına gelirsem de acayip keyif aldım. Yazarın daha önce Gece Prensi kitabını okumuştum ve orada iki karakteri de çok fazla sevmemiştim. O nedenle bu kitaba başlarken biraz tereddüt yaşadım. Burada olay örgüsü, betimlemeler, karakterlerin gelişimleri daha iyi yansıtılmış.

    Zenia'ya kızanlar olduğunu okumuştum. Ama şahsen kendimi onun yerine koyduğumda olaylar karşısında aldığı tutuma hak veriyorum.

    Lord Winter.. Arden ise ilginç bir karakter. Şu devamlı kadınları tek bir amaçla kullanırım diyen tiplerden. Ve ben kafasına balyoz falan indirmek istiyorum böylelerinin. Kalın kafalı.. Neyse ki en sonunda yola geldi..

    Kitabı, bu tür seven arkadaşlara tavsiye ederim. Ayrıca okurken dönemin içinde bulunduğu siyasi durumlara da baya hakim oldum sayesinde :)
  • Hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsiniz.
  • Sanırım insan asla geçmişinden tam anlamıyla kurtulamıyor.
  • Eğer insan hislerinden dolayı ölebilirse, işte şu anda kendisi de öyle ölüyordu.
  • Öncelikle Kalbin Ateşi'nde olduğu gibi bu kitap için yapılan yorumları da okumadım, sürpriz olarak kalsın istedim. Tek bildiğim yazarın paylaştığı alıntılar ve Epsilon'un sitesinden okuduğum romanın ilk bölümüydü. Kitabı aldığım gibi okumaya başladım ve ilk günden yarısı bitmişti bile. Bayram olmasaydı en geç 3 güne biterdi.

    Herkesin dediği gibi bu kitaptan neşeli sahneler beklemeyin. Kitap diğerlerine oranla daha duygusal ve toplumsal sorunlara ağırlık verilmiş bir hikayeydi. Özellikle benim gözümde ilk üçte olan kadın hakları ve kadına şiddet üzerinde çokça durulan bir hikayeydi.

    Karakterler, hikaye ve konunun işlenişi bakımından kitap çoğu yerde bana Laura Kinsale'yi hatırlattı. Rita'nın Laura'yı okuyup okumadığını bilmiyorum ama bende çok hoş duygular uyandırdı. Çünkü Laura benim en sevdiğim yazarlardan biridir ve Epsilon sağ olsun yeni kitaplarından birini yayınlamadığı için -belki okuyanı fazla olmadığı için bir daha yayınlamayacaklar- ona olan hasretimi Rita büyük oranda dindirmiş oldu. Amaaaa Rita'nın romanı kesinlikle olduğu gibi Laura değil, Rita'nın orijinal fikri olduğu çok belli, esinlenme bile olduğunu sanmam.

    Bu kitabın farklı bir yönü de yazarın diğer kitaplarına göre bu romanın konusunun tek bir yöne doğru hareket etmemesi diyebilirim. Onu da kitabı okuyunca anlarsınız.

    Karakterler gerçekten başarılı. Kitapta baskılar altında yaşayan korkak bir genç kadının yani Emily'nin, Marcus sayesinde o kabuktan çıkıp biraz daha cesurlaştığına şahit oluyoruz. Sizi bilmem ama benim en sevdiğim karakter Sophia idi. Emily'e başta kırıcı davransa da o anda bile kendisine kanım ısınmıştı, biliyordum ki yazar bu kızı sonsuza kadar Emily'e işkence çektirmeyecekti. Tam tersi olsaydı elbette ki sevmezdim.

    Biliyorum kitabı okuyanlar beni bir güzel dövecek ama ben William'dan nefret etmedim, çünkü Marcus ve Sophia'ya bir zamanlar çok yardımcı olmuş. Ama böyle bir adamın sonrasında dönüştüğü kişilik ne yazık ki sevmemi engelledi. Yani adama karşı nötr durumdayım.

    Marcus ise hmmm... Aslında ona da karşı da nötr durumdayım. Kitabın çoğu yerinde bana Brendan'ı hatırlattı ki ben Brendan'ı hiç sevmem, acayip uyuzum ona. Marcus'u kurtaran şey sonlara doğru Emily'e göstermiş olduğu hassasiyet oldu.

    Yine çok fazla uzun bir yorum oldu ama çok sevdiğim kitaplara uzun yorumlar yapmayı gerçekten seviyorum. Yine de benim favori kitabım Kalbin Ateşi, çünkü o kitap kesinlikle ustalık eseri bir kitap. Siyah Kadife ise ondan çok hafif aşağıda kalsa da gözümde o da ustalık eseri bir kitaptır.
  • Çok çok uzun zamandır bu kitabı okumak istiyordum ancak hiçbir yerde bulamıyordum. Sonunda biri bu kitabı pdf olarak yüklemiş ve ben de okuma şansına eriştim. Buradan o kişiye teşekkürlerimi gönderiyorum.

    Öncelikle kitabın diğer historical romanlara göre değişik bir konusu ve ilerleyişi vardı. Okurken bazı yerlerde Laura Kinsale'nin bir romanını okuyormuşum gibi hissettim. Ancak yanlış anlaşılmasın benzerlik var derken olduğu gibi Laura'dan etkilenmiş değil yazar, bu romanında o şekil bir tat aldım.

    Kitaptaki karakterlerin kişilik analizleri, düşünce yapıları, çevresindekilere karşı takındığı tavırlar çok güzel işlenmişti.

    Fleur'un, Adam'a sergilediği davranışları okumak çok hoşuma gitti. Başka biri bu romanı yazmaya kalkışsa olay şöyle gelişirdi: Kızımız kendini adama verir, sonrasında hemencecik ona aşık olur ve onu hayal etmekten geri duramaz, onun yanında çalıştığını öğrendiği an içi öfkeyle dolmuş gibi yapar ama aslında fazlasıyla mutludur çünkü sevdiği adamın yanındadır. Ama Fleur bunlardan birini aklından bile geçirmedi. Mecbur kaldığından kendini düke verdi ve o olaydan sonra dük o gece ona yemek ısmarlayıp kızın istediği paranın üç katını verdi. Bunu bilmesine rağmen Fleur ondan ve onun yapmış olduğu şeyden nefret etti ve işvereninin o olduğunu öğrendiğinde nefreti daha da büyüdü düke. Zaman içinde - ki bir anda değil uzun aralıkla- dükü tanıyıp onu anlamaya böylece ona aşık olmaya başladı. Kısacası Fleur bildiğimiz historical kızı değil, kitabın baş erkeğine karşı kendini bir an olsun ezdirmeyen, ona karşı duyguları gayet düzgün bir şekilde gelişen bir karakterdi ve ben bunu okumayı çok sevdim.

    Adam'sa önceleri pek tasası olmayan, buna rağmen sorumluluklarının bilince -buna başkalarının sorumluluklarını üstlenmek de dahil, birisi hata yapsa bile bu hatanın asıl sebebinin kendisi olduğunu düşünmesine kıyamam ben- olan bir karakter. Öldüğü sanılan savaştan döndükten sonra yaşadıkları gerçekten üzücüydü ancak buna rağmen kendisinde fazla bir değişiklik yoktu. Üzüntüye boğulmuş olsa da yine de önceki adamdan farklı olmaması çok güzeldi. Ve Fleur'a karşı olan hisleri de çok güzeldi.

    Başka bir yazar olsa baş erkek karakterin önceden sevdiği kadını "sevdi" deyip geçerdi ancak Adam'ın ilk eşine duyduğu bir zamanki aşkı çok inandırıcı buldum. Yazar bu durumu öylesine geçmemişti, gerçekten Adam'ın Sybil'i sevdiğine inandım ben. Aynı şey Fleur için de geçerli. Bence Fleur da bir zamanlar Daniel'a gerçekten aşıktı.

    Bu kadar acı çekmiş olan iki karakterin birbirini bulması ve zaman içinde gelişen aşklarını okumak çok güzeldi.

    Çeviride hata yok gibi bir şey, bu güzel ancak cümleler çok basit bir şekilde kurulmuştu bu açıdan bu kadar güzel bir kitabı okurken baya sıkıldığımı söyleyebilirim. Ayrıca aşırı tekrarlar vardı kitapta bir durum mutlaka birkaç sayfa sonra aynı cümlelerle veya aynı şekille karşıma çıkıyordu. Aynı cümleler yayın evinden kaynaklansa da aynı durumun defalarca anlatılması sanırım yazardan kaynaklanıyor. Ben yazarın ilk bu kitabını okudum bu yüzden yanlış bir yorum da yapıyor olabilirim. Bu iki kısım canımı çok sıktığından 7 verdim yoksa asıl puanım bu kitaba 10 olurdu.

    Sıkıcı çevirisine rağmen okuduğum en sağlam historical kitaplardan biriydi.