‘Bizim çocukluğumuzda evde, mektepte, her hareketin bir karşılığı vardı, denilebilir. Oturmak, kalkmak; misafir yanında veya ev halkı ile beraber oturuşta duruş, konuşuş; mektepte iken sınıfta, teneffüste, yemekhânede hâlimiz tavrımız hep birer kâideye bağlı idi. Mesela eve hatırlıca misafir geldi mi etek öpülürdü. Yolda rast geldiğimiz büyüklere yere kadar eğilerek selâm verilirdi. Büyük yanında çocuğun konuşması terbiyesizliğin büyüklüklerindendi. Sofrada evin en yaşlısı kimse o başlamadan sahana el uzatılmazdı.’
‘ Kızım, bu yeni gelen kardeşinle değil kavga etmek, ona ağır bir laf bile söylediğini duymayayım. Sonra sen de onun gibi babasız, onu gibi yetim kalırsın.’
Sıkılacak şey ancak hürriyet konusunda henüz eksik olan cihetlerimiz olmalıdır. Çünkü esaret altında yenecek ballı börek, hür olarak yenen peynir ekmek yanında tatsız tuzsuz bir şey kalır.
"Ah kötü arkadaşlar!.. Bunlar kadar öldürücü zehirler olamaz. Hele çocuklukta. Kötü arkadaş hem kendini zehirler, hem de beraberindekini... Tevekkeli 'üzüm üzüme baka baka kararır' dememişler."