Hikaye truva atının Troya şehrine sözde hediye edilmesiyle başlıyor. Savaşın baş kahramanları erkekler olarak görülsede arka kısmında zulme ve hak edilmemiş muameleleri gören kadınların hikayesi anlatılıyor. Briseis bir bakıma hikayenin ana karakteri çünkü daha çok anlatımı kendisi gerçekleştiriyor. Nüfuslu bir ailenin kızı olarak dünyaya gelsede sonrasında ülkesinin ele geçirilmesiyle köle konumuna geçiyor. Yunanlılar tarafından soylu bir aile mensubu olduğu için savaş ganimeti olarak Akhilleus’a veriliyor ve aralarında oluşan duygusal bağdan sonra Akhilleus ölümünün yaklaştığını öngörerek Briseis’i yakın askeri olan Alkimos ile evlendiriyor. Fakat Briseis gebe…Briseis bir zamanlar ülkenin kraliçesi, prensesi ve nüfuzlu ailelerin kadınlarının içinde olduğu köle kampının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyor. Bu durumda bir zamanlar kendisinin yaşadığı zorlukları bu kadınların yaşamaması için elinden gelen her fedakarlıkları yapıyor. Pyrrhos’un emirlerine uymamak da dahil.
Mitolojiyi genel olarak sevdiğim için kitabı 5 günlük bir süre zarfında bitirdim. Basit ve akıcı bir dile sahip veya çeviriye. Kadınların fikirlerine saygı gösterilmediği, köle olarak içki servisi yaptırıldığı, tacizlerin meşrulaştırdığı, kanunlar karşısından bir kadının anlattıkları ne kadar doğru olursa olsun bu durumu erkek yalanladığı sürece inanılmadığı bir içeriği bize sunuyor. Kitabı okumadım yaşadım resmen. 298 sayfa kadar bir kitap. Severek okuyacağınıza eminim zaman zaman gözleriniz dolacağınada…