Derin solumalarla biten o dövüşlerin gerçekte ne olduğunu ne zaman anlamıştım. Kaç yaşında. Hiç hatırlamıyorum. Ölüm gibi tıpkı. Şuuruna ne zaman vardığını hiç bilemezsin. Sanki doğduğun günden. Hatta ondan daha önce. Ezelden biliyorsun.
Aklım durdu derler. Bu da çok beylik, anlamını çok yitirmiş bir deyim. Aklın gerçekten durmasını tanımlayamıyor, çünkü aklın durması gerçek bir olay değil hiç kimse için. Oysa ben biliyorum aklın durması ne demek. Öğrendim. O anda bana olan işte. Sanki o güne değin yaşadığım, gördüğüm, duyduğum, inandığım her şeyin üstüne bir sis indi. Her şey değişti. Dünya baştan başa. Ya da yok olup yeniden var oldu. Her şey bambaşka. Yeniden doğmak gibi. Hayır, ilk kez doğmak ve doğarken doğduğunun bilincine varmak gibi.
Onun için varoluşun, toplumun, insanın derinine giden bir yoldur yardım felsefesi; acıyla uğraşma mesleğine atanmış kişinin, felsefenin de ilk durağında olduğunu hissettirir, dile getirir.
- Ama omuzu düşük adamdan sen de çekinmedin mi? dedi Necmi gülerek.
- Ben başkayım.
- Ben de başkayım. (Fatma'ydı bu.)
- Doğru, hep başkayız. Ayak bastığımız her yer dünyanın merkezi oluyor. Her şey bizim çevremizde dönüyor...