Sinirliyken söylenen sözler karşı tarafta çizikler değil, derin yaralar bırakırdı. Öfkelenen, öfkesi geçtiği zaman her şeyi unutabilirdi ancak sakin kalan taraf yapılanı asla unutmazdı.
Peki, erkek her zaman güven vermek zorunda mıydı? Kadının daha sağlam duruşlu olması, ilişkilerde kabul edilemeyecek bir şey miydi? Kadınlar sık sık kendilerine cinsiyetçilik yapıldığından şikâyetçiydi. Bu şikâyetlerinde haklıydılar. Ancak ne yazık ki ilişkilerde cinsiyetçilik yapan tarafta kendileri de vardı.
Dürüst olmak bugüne kadar hiçbir ilişkisinde işe yaramamış olsa da bir erkeğin, birlikte olduğu kadına duygularını açıkça söyleme özgürlüğünün olması gerektiğini düşünüyordu. Güzel kokular, dar kıyafetler, iyi bir saç kesimi ya da aşırı özgüvenli hareketlerle değil, dürüstlüğüyle etkilemek istiyordu sevgilisini.
Erkeklere yakın davrandığında aldığı tepkiler ve hayatının her döneminde ona yaklaşmaya çalışan bir karşı cinsin olması onun “gizli bir özgüvene” sahip olmasına neden olmuştu. Bu özgüven, kadınların şefkatini, merhametini ve alçakgönüllülüğünü alıp bir sandığa hapsediyordu. Sandığın açılması onlar için çok tehlikeliydi zira böyle bir durumda içerideki her şey etrafa saçılacak ve acıma duygusundan yoksun bir hâle gelmiş kadınlar, diğerlerinden farklı olmadıklarını anlayacaktı. İşin en çelişkili tarafıysa, bu sandığı erkeklerin koruyor olmasıydı.