"Her gün odamda oturuyor, kitap okumaya çalışıyordum. Bir tek harfini bile fark etmeden sayfaları çeviriyor, bazen, dikkat etmeye azmederek baştan başlıyor, fakat birkaç satır sonra gene zihnimin başka yerlerde dolaştığını görüyordum."
Sabahattin Ali
kafka, milena’ya yazdığı mektuplardan birinde; “bazen içinde bulunduğunuz durumu anlatmak için kelimeler aciz kalır. bazı durumlarda sadece acı çekilir.” diyor. bu böyledir. kelimeler bazen bazı acıları anlatmaz. bazen sadece susarsın ve acını yaşarsın. cehennem, anlatamamaktır.
Frida Kahlo şu sözlerle bizi anlatmış olabilir mi ; “Çok karışığım. Bir yanım olabildiğince huzursuz ve yorgun. Diğer yanım mucizelere ve düşlerin gerçek olabileceğine halen inanıyor ve heyecanını koruyor. Bu iki yan arasında ben, eziliyorum.”
Milcho Manchevski'nin hem senaryosunu yazdığı, hem de başarılı bir şekilde yönettiği Yağmurdan Önce adlı filmi gözlerimin önünden hızla geçti. Filmde, beklenen yağmur en sonunda yağar ama savaştan geriye kalan herşeyi yağan yağmurun temizlemesi mümkün müdür acaba? Savaşlarda onca yaşananlar insanoğlunun en karanlık ve en vahşi taraflarına ait öykülerse, makineli tüfekler ve top mermileri art arda patlayıp etrafa ölüm saçıyorsa, tecavüz mağduru zavallı kadınlar 'nefret çocukları' nı dünyaya getiriyorsa ... ne yazık ki savaştan geriye kalan bu pislikleri temizlemeye göğü yararak bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun dahi gücu yetmez....