Din de dahil herhangi bir güç ya da referans, bir varlığın var-kalma çabası gösterme hakkını ya da dünyevi eyleme gücünü ona rağmen ya da onu bulanık fikirlerle edilgin kılarak elinden alamazdı. Bu tür bir upuygunsuz proje, kısa ya da uzun vadede, toplumsal bütünü ortadan kaldırır, korku duygulanışlarını etkin var-kalma çabasının önüne geçiren bir egemenlik, kendisi için de kaçınılmaz bir son hazırlardı.
Bir toplumsal sözleşme, referansını aşkın bir Tanrı’dan, bu Tanrı’nın eseri olduğu gerekçesiyle kutsal metinlerden ya da dünyadaki ilahi aracılar sayılan herhangi bir ruhbandan alamaz; sözleşmenin yegane referansı, her bir varlığın var-kalma hakkının gücü ölçüsünde belirlendiği bu dünyada, güçlerin upuygun bir Doğa/Tanrı fikriyle birleştirilmesi marifetiyle kendine devredilmiş olmasıdır. Devlet bu çeşit bir güç devrinin eseridir. Devletin varlık temeli olan sözleşme ise ancak söz verdiği ortak gücün etkin, Doğa/Tanrı’yla uyumlu, yani erdemli bir biçimde kullanabildiği ölçüde yürürlükte kalacaktır. Bireyler, var-kalma haklarını ortada bir sözleşme olmasa, kendi başlarına daha etkin savunabileceklerini sahiden düşünmeye başladıkları bir durumda, hem sözleşme hem de onun eseri olan devlet uzun süre varlığını sürdüremeyecektir.
Bilge bir bencildir devrimci; ne sözde aşkın bir Tanrı’ya yaranmak ister ne de sözde merhamet kurar ötekinin iyiliğiyle. Kendi iyiliği için zorunludur ötekinin iyiliği.