Toplumun benimsediği ahlak anlayışı çoğu zaman görünüşe dayalıdır. Karakterler, ahlaki değerleri savunurken dahi kişisel çıkarlarını gözetirler. Sevgi, saygı ve merhamet gibi kavramlar, içsel bir inançtan çok sosyal statü ve itibarın araçlarına dönüşmüştür. Dostoyevski burada modern insanın ikiyüzlülüğünü açığa çıkarır. Toplum, ahlaki normları dillendirse de bu normların gerektirdiği fedakârlığı üstlenmekten kaçınır. Mişkin’in “rahatsız edici” varlığı tam da bu noktada anlam kazanır. O, bastırılmış vicdanın somutlaşmış hâlidir. Onun varlığı, diğer karakterlerin gizlediği çelişkileri görünür kılar.