• A'mak-ı Hayal... Hayalin Derinlikleri... Adının hakkını verircesine hayal ve gerçek arasında geçen mistik bir yolculuk. Daha önce bir kere niyetlenmeme rağmen okuyamamıştım bu kitabı. İyiki de okuyamamış o zaman. Bu kitabın tadına varmak ve ondan olabildiğince fayda sağlayabilmem için uygun zaman şimdiymiş demek ki.

    Kitabın incelemesine geçmeden önce yazarı hakkında bir kaç anekdot aktarmak istiyorum. Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi; batılı tarzda gördüğü eğitimini daha sonra aldığı tasavvuf eğitimi ile iyice derinleştiren ve batının aklını doğunun ruhu ile harmanlayıp böylesine vurucu bir eser ortaya çıkaran, yaşadığı dönemde her devrin muhalifi olmayı başardığı için hayatını sürgünler ve cezalar ile tüketen, açtığı her gazete kapatılan, Cemil Meriç'in deyimiyle tipik bir fikir işçisi. Tipik dediysem asla sıradan olduğu yanılgısına kapılmayın. Aksine günümüzde de örnekleri çevremizi çepeçevre kuşatan, iktidar rüzgarı hangi taraftan eserse o tarafa doğru boyun büküp secde eden, yağmura göre tarlasını taşıyan tiplerden olmayı reddetmiş bir düşünce kahramanı.

    Önceki incelemelerimi okuduysanız tasavvuftan zerre miktar anlamadığı halde, tasavvufu pazarlanacak bir metaymış gibi esnaf mantığı ile pazarlayan yazar bozuntularından ne kadar dert yandığımı hatırlıyorsunuzdur. İşte böyle bir vasatlık deryasında A'mak-ı Hayal gibi bir kitabı tanımış ve okuyabilmiş olmak kendi adıma büyük bir talih.

    Aslolan yolculuk bu eserde, fenafillaha olan yolculuk. Kitabın ana karakteri Raci'nin yol rehberi Aynalı Baba ile yaptığı; hayal ve gerçeğin içi içe geçtiği, dünyanın, gerçeğin, bilginin, ruhun, kısaca insana dair her şeyin sorgulandığı yer yer bana Matrix'de Neo'nun Morpheus ile yaşadığı aydınlanmayı yaşatan baş döndürücü bir yolculuktu. Öyle bir yolculuk düşünün ki; Belh şehrinin sokaklarında dolaşırken kendinizi bir anda Zerdüşt'ün huzuruna çıkmış ve onunla insanın nereden geldiği üzerine hasbihal ederken bulabilir, ya da bir anda kendinizi Ehrimen ve Hürmüz'ün yani; iyilik ve kötülüğün, karanlık ve nurun bitmeyen kavgasının ortasında bulabilirsiniz. Bir hayalde Zirve-i hiç (hiçlik zirvesi) nam-ı diğer Nirvana 'ya ulaşmak için çıktığınız yolda Buddha'nın sarayında dolaşıp, başka bir hayalde Anka kuşu ile binlerce alem arasında bir yıl süren bir seyahate tanık olabilirsiniz. Velhasılı kelam; Puslu Kıtalar Atlası'nda Uzun İhsan Efendinin yaşadığı kendini bulma ve bilme hikayesine fazlasıyla benzeyen fantastik bir kurgu var karşımızda. En az onun kadar keyif veren zevkli bir yolculuk..

    Pareto ilkesini duydunuz mu bilmiyorum. 80/20 kuralı olarak özetlenebilecek bu ilkeyi basitçe örnekleyecek olursak; diyelim ki gardırobunuzda 100 tane elbise olsun. Bu elbiselerin yüzde 20'sini günlük hayatınızın yüzde 80'lik zaman diliminde kullanırken, elbiselerin geriye kalan yüzde 80'lik kısmını hayatınızın ancak yüzde 20'lik kısmında kullanabiliyorsunuz. Bu kural hayatımızın hemen hemen her kısmında geçerli olduğu gibi kitaplarda da geçerli. Kitapların yüzde 20'lik özünü okuyabilmek adına sayfa şişirmek için yazılmış yüzde 80'lik kısmına da katlanmak zorunda kalırız. A'mak-ı Hayal bu kuralın dışında kalan, tamamen yüzde 20'lik özden oluşan, bir kütüphanelik kitap yazılabilecek kadar bol aforizma içeren, her cümlesi, her kelimesi ezberlenesi bir Leylasız Mecnunlar kitabı.



    Gelin kendinize bir iyilik yapın. Hayatın koşuşturmacasından, karmaşasından bir süreliğine kendinizi azad edin. Bulabilirseniz Aynalı Babanın muhteviyatı meçhul kahvesi ve Erkan Oğur'dan Zahit Bizi Tan Eyleme: https://www.youtube.com/watch?v=V_7dxixoiyY eşliğinde bu kitabı okuyun.



    Çok daha uzun ve detaylı bir incelemeyi hak etmesine rağmen bu aralar pek müsait olmadığımdan şimdilik bu kadarını yazabiliyorum. Ahde vefasızlık olmaması adına kısa da olsa düşüncelerimi yazmak istedim. Gerçi A'mak-ı Hayal tekrar tekrar okunacak kitaplar listemde çok iyi bir yer edindiğinden geniş bir zamanda tekrar okuyup kendisine daha layık bir inceleme yazma planım var. Yol bitmediyse ve nasipte varsa o gün tekrar görüşmek dileğiyle :)