Geri Bildirim
  • Leyla’yı beklerken kırıldı çocukluğumuz

    Leyla’yı bekliyordum.

    Bir ömrün şafağında, her an gelecek diye.

    Zaman geçiyor, aylar, yıllar birbirini kovalıyor, umut çiçekleri bir bir açılıp kapanıyor, bir türlü gelmiyordu Leyla.
    Bekliyordum…

    Gecikmişti…

    Gelmiyordu Leyla!
    Oysaki anlıyordum, Leyla’yı beklerken oluyordu her şey!

    Leyla’yı beklerken nasıl da değişiyordu dünya.

    İçinde, bir zamanlar tutkuyla yaşamayı hayal ettiğim bu şehir, nasıl da değişmişti böyle!

    İstanbul’da, Galataport’a kurban edildi Karaköy. Nicedir yolcu taşımıyor Haydarpaşa’ya trenler. Galatasaray’da hüzün, Tünel’de betona gömülmüş Narmanlı Han, bir çırpıda silueti çizilen Süleymaniye Camii…

    Daha nice acılar yaşadık, Leyla’yı beklerken, bir türlü sıfırlanamayan.
    Hâlbuki sadece Leyla’yı bekliyordum ben; Leyla’yı bekliyorduk bunca zaman.

    Çocuklar sokaklarda doyasıya oynayamaz, büyükler ağız dolusu gülemez, ağustos böcekleri ötmez oldu.

    Kuşlar birer birer eksildi mahallemizden. Hâlbuki nasıl da özenle saklıyorduk içimizde onu, Leyla’yı beklerken kırıldı çocukluğumuz.

    Bir türlü geçmek bilmedi; kaybedilmiş sevinçlerin, kırılmış umutların, ertelenmiş hayallerin sinemizdeki sancısı.

    Kısacası, Leyla’yı beklemekten daha da kahredici oldu, Leyla’yı beklerken yaşadıklarımızın acısı.

    Yusuf Nazım