Şunu diyebilirim . Bende aynı anda birden fazla kitap okuyanlardanım. Benim düsüncelerim göre kitaplar yeri gelir insana gör insanın cahilliğinide besler yeri gelir nezaketini de ... “Sabırlı olun ;keyfinizi bozmayın .”
Genç bir astsubay boş kutunun üzerine çıktı ve ellerini borazan gibi birleştirdi. Kırık Almancasıyla şöyle dedi:
"Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve müttefikleri adına bu kamp kurtarılmıştır. Özgürsünüz!"
(...)
"Savaş bitti."
(...)
31. blok kütüphanecisi ağlamaya başladı. O günü görecek kadar yaşayamamış olan herkes için ağlıyordu; dedesine, babasına, Fredy Hirsch'e, Miriam Edelstein'a, Morgenstern Öğretmen'e ...
O anı görmek için orada bulunmayan herkese. Acı bir sevinçti.
Tüm siyasiler ve onların el üstünde tutulan ayrıcalıklı çocukları gemiciklerini yüzdürüp, holdinglerinin ticaretini yönetecek, bakan ve milletvekilleri yüzbinlerce lira maaş alıp mecliste mangal eğlencesi yapacak, kimileri de daha otuzlu yaşlarında kara para ile milyonları götürücek ; kerpiç evlerde, bacası tütmeyen, sırf askerden sonra kendisine güzel bir yaşam kurabilsin diye cepheye giden, gün yüzü görmeyip 20 yaşında da mecburiyetten savaş ortasında kalan bu ülkenin evlatları yani bizim kardeşlerimiz vefat edecek.
Sanki savaş durumu kendi egemen emellerinin ürünü değilmiş gibi canını veren arkadaşlarımız uğruna politikalar sürdürülecek. Her savaş kaybediştir arkadaşlar. Helvanın piştiği ev sizin evden uzaksa vatan sağ olsun demek, savaş çığlıkları atmak kolaydır.! Lüks araçlarıyla katılacaklar anma törenlerine: çok üzgünüz vatan sağ olsun nutukları atacaklar. Bakmayın üzgün göründüklerine ! Kolay mı öyle yirmisinde dağlarda anlaşılmaz politikalar uğruna can vermek ? Kolay mı şovenist söylemler uğruna masada çözülebilecek problemler için sayısız kurşunun hedefi haline gelmek ? 40-50 senedir Savaş politikasına ayrılan bütçeler, barış için ayrılsaydı şu anda bu kardeşlerimiz tıpkı bakanların çocukları gibi ailelerinin, sevdiklerinin yanında olacaktı.
“Savaşta ölenler sonsuz cennete gidecek” diyen o ulvi duyguları sömüren simsarlar; buyrun bırakın servetlerinizi, bizim arkadaşlarımızı cepheden çekin ve cihad ordularınız ile siz savaşın. Bu savaşın, ölümlerin sorumluları sizlersiniz. sizlerin cenneti bu dünyadayken, yoksul Anadolu evlatlarının cenneti neden öbür dünyada. Gerçekten çıldıracağım !
Tüm siyasiler ve onların el üstünde tutulan ayrıcalıklı çocukları gemiciklerini yüzdürüp, holdinglerinin ticaretini yönetecek, bakan ve milletvekilleri yüzbinlerce lira maaş alıp mecliste mangal eğlencesi yapacak, kimileri de daha otuzlu yaşlarında kara para ile milyonları götürücek ; kerpiç evlerde, bacası tütmeyen, sırf askerden sonra kendisine güzel bir yaşam kurabilsin diye cepheye giden, gün yüzü görmeyip 20 yaşında da mecburiyetten savaş ortasında kalan bu ülkenin evlatları yani bizim kardeşlerimiz vefat edecek.
Sanki savaş durumu kendi egemen emellerinin ürünü değilmiş gibi canını veren arkadaşlarımız uğruna politikalar sürdürülecek. Her savaş kaybediştir arkadaşlar. Helvanın piştiği ev sizin evden uzaksa vatan sağ olsun demek, savaş çığlıkları atmak kolaydır.! Lüks araçlarıyla katılacaklar anma törenlerine: çok üzgünüz vatan sağ olsun nutukları atacaklar. Bakmayın üzgün göründüklerine ! Kolay mı öyle yirmisinde dağlarda anlaşılmaz politikalar uğruna can vermek ? Kolay mı şovenist söylemler uğruna masada çözülebilecek problemler için sayısız kurşunun hedefi haline gelmek ? 40-50 senedir Savaş politikasına ayrılan bütçeler, barış için ayrılsaydı şu anda bu kardeşlerimiz tıpkı bakanların çocukları gibi ailelerinin, sevdiklerinin yanında olacaktı.
“Savaşta ölenler sonsuz cennete gidecek” diyen o ulvi duyguları sömüren simsarlar; buyrun bırakın servetlerinizi, bizim arkadaşlarımızı cepheden çekin ve cihad ordularınız ile siz savaşın. Bu savaşın, ölümlerin sorumluları sizlersiniz. sizlerin cenneti bu dünyadayken, yoksul Anadolu evlatlarının cenneti neden öbür dünyada. Gerçekten çıldıracağım !