• Bu kitabı okumadım, yaşadım.

    Öncelikle aşırı gerçekçiydi. Bir yanda ufak bir çocukken annesini kaybeden, kaybının ardından hızla kilo alan ve diğer insanların zorbalıkları yüzünden kendini eve kapatıp, tam ölmek üzereyken hayatının iplerini muhteşem bir şekilde eline alan, kilosundan ötesini göremeyen diğer insanlara inatla, inançla gerçekte olduğu kişiyi göstermeye çabalayan Libby. Diğer yanda gördüğü hiçbir yüzü hatırlamayan, ailesi bile kendine yabancı olan ve sorunuyla kimseye bahsetmeden baş etmeye çalışan Jack. Bu iki kişi karşılaşırsa ne olur?

    Libby ve Jack'in hikâyesini okurken bazen güldüm bazen hüzünlendim. Zorbalık en tahammül edemediğim şeylerden biridir, o yüzden bolca yerde sinirden köpürdüm ama Libby'nin verdiği cevaplar, takındığı tavırlar muhteşemdi. Ve Jack, karakter öyle uymuştu ki nasıl bu kadar gerçekçi olabilir diye kendime sorup durdum. Ta ki sondaki teşekkür yazısını okuana kadar. Yazar Jack karakteri için prosopagnozi hastası olan birinden ve prosopagnozi araştırma merkezlerinden epeyce yardım almış.

    Yan karakterleri de sevdim. Hiç kimse mükemmel değildi. Aslında bunu sanırım bizim yüzümüze çarptı yazar. Çünkü insanlar olarak hepimiz bencil varlıklarız. Başkasında bir kusur gördüğümüzde kendimizi ondan üstün görme eğilimindeyiz. Karşısındakinin göründüğün altında yatanı, aslını merak eden insan azdır, üzerine yapıştırılan etiketin altına bakmaktansa eleştirmek her zaman çok daha kolaydır. İşte bunlara bir farkındalık sağladığını düşünüyorum.

    Son bölümlerde koptum gittim, neden ağladığımı anlamadığım yerler de oldu. Sevinç, hüzün, karışımı duygularla kitabı bitirdim. Tekrar okumak istediğimi düşünüyorum daha şimdiden.
  • Cennet gibi bir manzarası var beckford'da ki ölüm göletinin. Ama görüşünüse aldanmamak gerek. Çünkü orası karanlık ve insanı dibe çeken kayalıklar var. Libby, anne ward, lauren, katie ve sayısız kadının canını alan yer. Hepsinin ortak noktası mutsuz olmaları. Cadı avının da ölüme götürdüğüne dair varsayım var. Nel abbott'un katili louise gibi gözüküyordu basta. Aralarında husumet vardı. Ama hiç beklenmedik biri çıkıyor karşınıza. Kitabın sonlarında cevabı buluyorsunuz. Birbiriyle bağlantılı iki olay. Merak uyandırıcı ve adrenalin dolu bir kitap. Çok iyi kurgulanmis. Hadi okumaya
  • Geçmiş ve günümüzü birbirine bağlayan, insanı duygulandıran bir kitap Deniz Feneri Koyu. 


    Günümüzde, Libby 28 yaşındayken zengin bir adamla aşk yaşamaya başlar. Bu ilişki tam tamına 12 yıl sürer. Ancak adamın ölmesi sonucu ilişkileri biter ve Libby kaçarak kurtulduğuna inandığı, doğup büyüdüğü adaya geri döner. Zaten Mark da ne zamandır Libby ile buraya gelmek istemektedir. Ancak genç kadın hep zamanımız var diyerek ertelemiştir. Şimdi Mark yokken yapması gereken tek şey kendini toparlamak adına, geçmişe sünger çekerek adaya dönmektir. Bu Libby ve senelerdir görüşmediği kız kardeşi açısından zorlu bir sürecin başlamasına neden olacaktır.


    “Sevdiğiniz birini kaybetmek korkunç bir şey, fakat güneş yeniden doğacaktır.”

    “Doğmayacak.”

    “Böyle bir keder insanı sadece yaralayıp, sonra da yavaş yavaş unutulup gitmez. Harap ede. Eskiye dönmenin tek yoluysa, taşları tek tek yerine koyarak yeniden inşa etmektir. Bazen insanın bunu yapacak takati ya da isteği yoktur ve kalıntıların ortasında öylece oturup bir şeylerin değişmesini bekler. Oysa tekrar ayağa kalkıp taşları toplamaya başlamadığımız sürece hiç birşey değişmez.



    Geçmişte ise, Isabella Winterbourne on beş günlük çocuğunu kaybetmiş bir annedir. Sosyetede gelin olması acısını yaşamasına engel olmaktadır. Herkes onun Winterbourne ailesine layık olmadığını düşünmekte ve bunu yüzüne karşı göstermektedir. Kocasıyla hediye amaçlı bir yolculuğa çıkarlar. Ne yazık ki gemi batar ve sadece Isabella kurtulur.

     

    “Meggy onunla bir kez olsun Daniel için ağlamamıştı. Kaldı ki bir insanın çocuğunu kaybetmesi , eşini kaybetmesinden daha kötüydü. Çocuk sahibi olmayan Meggy sadece, “Bir çocuğun daha olur, o zaman bu keder büyük bir mutluluğa dönüşür,” demekle yetinmişti. Sanki çocuklar bir çay takımıydı  ve biri kırıldığında yenisini alarak kolayca yerini doldurabiliyordunuz.”


    İşte bu noktadan itibaren geçmiş ve günümüz birbirine bağlanmaktadır. Çünkü hediye tarihe Winterbourne’nin kayıp hazinesi olarak geçmiştir. Libby’nin ölen erkek arkadaşı Mark Winter bourne’dir ve gemi de Libby’nin doğduğu adada batmıştır.


    Kesişen geçmiş ve hayatlar…
  • İnsan bir kez kıskançlık denen şeyin tuzağına düşüp,kıskançlıktan serseme döndü mü her baktığı yerde kıskançlığı için ''biçilmiş kaftan''gibi duran olasılıkları görmeye başlar.
    Libby
  • Kitap,Jack ile evli olan Libby'nin,kocasının hala ölen eşi Eve'ye aşık olduğunu düşünmesiyle,Eve'ye dair her şeyi araştırmasını ve öğrendikleriyle eşini kaybetme korkusunu konu alıyor.İki ayrı zamanda geçiyor,biri Eve'nin Jack ile tanışmadan önceki ve sonraki hayatı,diğeri Libby'nin Jack ile tanıştığı ve evlilik hayatı.
    Benim kitaptaki karakterim Eve'ydi.Her şeye rağmen hayata tutunma çabasına hayran kaldım.
    Bir de yazar kitabın en son sayfasında kitapla ilgili 15 tane okuma grubu sorusu hazırlamış,sorular da ciddi ciddi kitaptaki karakterlerle ve olaylarla ilgili düşünmenizi sağlıyor,o ayrıntıyı da sevdim.
  • Bitti !! Libby Morgan'ın yıllardır tek hayali vardır: Büyük iş yükü altında çalıştığı hukuk firmasına ortak olmak. Kariyeri için arkadaşları, evliliği ve aile kurma şansı da dahil olmak üzere her şeyden feragat etmiştir. Ve bir gün işten çıkarılma haberi ile yıkılır. Tüm hayatını baştan kurmak zorundadır. Bütün uğraşlarına rağmen iş bulamayan kadın eski arkadaşlarıyla bağlantı kurar, her yere iş başvurusu yapar ama hiçbirinden dönüş alamaz. Hayatını başka yönde devam ettirmeye başlar ve aşık olur. Örgü dükkanına gider ve Lydia ile tanışır. Biz de bir yumak mutluluk dükkanından haberler almış olduk bu kitapla ️Ama bir gün eski iş yerinden teklif aldığında hem de ortaklık teklifi acaba hayatını ne yönde şekillendirmeye karar verecektir. Aşık olduğu adamı kaybetme pahasına yoğun iş temposunda çalışmaya devam mı edecektir yoksa başarının sadece iş hayatıyla sınırlı olmadığını mı anlayacaktır. Devamı kitapta. Beni hayal kırıklığına uğratan tek bir Debbie kitabı dahi Yok. Bu da harikaydı bayıldım. Herkese tavsiye ederim. 10/10
  • Okuduğum 4. Kimberley kitabım ve hepsinde de aynı hazzı aldım. Kesinlikle hiçbirini birbirinden ayırt edemiyorum. Deniz Feneri Koyu da kalbimde taht kuran kitaplardan biri oldu. Hem kurgusu hem yazarın kalemi hem de akıcılığıyla çok fazla okuyucuyla buluşmayı hakeden bir kitaptı. Yine geçmiş ve günümüz arasında bağ kuran tarzdaydı.
    Kısaca konusundan bahsedeyim. Ünlü kuyumcu Arthur Winterbourne ve eşi Isabella Winterbourne 1901 yılında gemiyle İngiltere'den Avustralya'ya Kraliçenin hediyesi olan çok değerli bir asa götürmek üzere yola çıkıyorlar. Geminin batması sonucu hayatta kalan tek kişi Isabella oluyor; Kraliçenin çok değerli asası ile... Isabella ya İngiltere'ye, kocasının baskıcı ailesine geri dönecek yada kardeşini bulup, Amerika'ya yerleşecek. Ancak Deniz Feneri Koyu'nda işler hiç de tahmin ettiği gibi gitmeyince Isabella hiç bilmediği bir sahil köyünde hiç tanımadığı insanlar arasında yalnız kalacak. Isabella'nın heyecan dolu hayata tutunma macerasını gözünüzü kırpmadan okuyacağınıza eminim.
    Gelelim günümüze...
    2011 yılında sevdiği adamı kaybeden Libby, Paris'ten ayrılmaya karar vererek çocukluğunu geçirdiği Deniz Feneri Koyu'na geri dönüyor ve burada geçirdiği günlerde sevdiği adamın aile sırlarını çözmeye çalışıyor. Bakalım Libby,  Winterbourne ailesinin geçmişinin sırlarını çözüp, hala nerede olduğu bilinmeyen değerli asaya ne olduğunu bulabilecek mi?
    Yine çok güzel bir kitaptı. Büyük bir beğeniyle okudum. Okumayan, kitaplığında bekleten veya Kimberley Freeman okumakta tereddüt eden varsa hiç düşünmeden kitabı eline alsın diyorum. Favori yazarlarınızdan biri olacak.