1000Kitap Logosu
Dilâra
TAKİP ET
Dilâra
@libraryofdilara
English Teacher
Gaziantep
281 okur puanı
20 Ağu 2019 tarihinde katıldı.
248
Kitap
34
İnceleme
787
Alıntı
3
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Hacim olarak minicik ama içeriğiyle, diliyle, vermek istediği mesajla, yediden yetmişe tüm kalbe dokunabilirliğiyle kocaman bir kitap. Muazzam bir masal kitabı. Kibri, dostluğu, bencilliği, diğergâmlığı ve aşkı masallara konuk etmiş Oscar Wilde. Alegorik bir anlatımla büyü katmış. Bülbülden aşkın, havai fişekten kibrin, mutlu prensten özgeciliğin, devden bencilliğin, Hans'tan gerçek dostluğun izlerini sürüyor ve sonunda mutlaka bir kapıya varıyoruz. İyiliğin, güzelliğin, sevginin, paylaşmanın, vefanın kapısına. Beş farklı masaldan çıkarılacak incecik mesajlar var. Hepsi birbirinden kıymetli. Oscar Wilde, Mutlu Prens'teki masalların hedef kitlesini "yediden yetmişe çocuk ruhlu insanlar, şaşırma ve sevinme gibi çocuksu yetilerini koruyanlar" olarak açıklamış. İçinde masal özlemi çeken tüm çocuksu yüreklere ithafen. Ruhunuza iyi gelecek. "Nereyi seversen orası senin dünyandır."
Mutlu Prens
8.4/10
· 13bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3
344 syf.
Kudüs'e dair okuduğunuz tüm kitapları ya da kulaktan duyma tüm bilgileri bir kenara bırakın ve hemen bu kitaba sarılın. Zira Kudüs'ü gökte ararken kitap arasında bulacaksınız. Kudüs semalarında bir rehber eşliğinde geziyormuş gibi hissedecek, tüm tarihini baştan sona kısa ve öz anlatımla yudumlayacaksınız. Tarihçi Talha Uğurluel, hem tarih bilgisini hem rehberlğini satırlar arasında buluşturmuş. Kudüs'ün her yerini fotoğraflayarak bizi o manevi atmosfere, kadim tarihine âh ede ede götürüyor. Kudüs'e dair okuduğum ilk kitap bu olduğu için çok kısmetliyim. Kudüs'e doyulmaz ama 343 sayfalık bu kitapla her yapının taşını dokuna dokuna yürümüşçesine doymuş kadar oluyorsunuz. Kitabı elinize ilk aldığınızda Kudüs'ün tarihine dair Yahudilerden başlayarak Hristiyanlar ve Müslümanlara uzanan o köprüde yürüyerek yavaşça kutsal alana doğru adım adım ilerliyorsunuz. Sıbtlar Kapısı'ndan giriş yaparak Mescid-i Aksa'yı köşe bucak gezmeye başlıyoruz. Medreseler, kapılar, hankâhlar, kubbeler, avlular gözlerinizin önüne tarihiyle, yaptıranıyla, fotoğraflarıyla seriliyor. Kutsal alanın her karışında Osmalı'dan, Eyyubiler'den, Selçuklular'dan izler görmek hem bir gurur kaynağı hem de içimizdeki tembelliğe tokat atarcasına bir utanç sebebi oluyor. Onlar emanete sahip çıktılar biz ise arkamızı döndük. İsmine dair birkaç kelâm duyup, öyle miymiş deyip tekrar unuttuk. Ama yaranın üzeri kabuk bağlasa da o yara ordadır hâlâ. Biz üzerini kaşımadan başka eller kaşıyıp kanattı yaramıza daha geçen bayram. Orada duruyor Mescid-i Aksa. Filistinli kardeşlerimizin gövdeleri de olmasa tamamıyla düşman eller altında kalacak. Kudüs kan ağlıyor, evet. Bedenen orada olamasak da, Kudüs'ü anlamak ve anlatmak için bir çabamız olmalı en azından. Dualarımızın amini olmalı. Oraya bir ateş düştüğünde uyku tutmamalı, ağlayan bir çift göz de bizim olmalı... Âh!... Ömrünü Kudüs'e adayan kahramanların, Osmanlının, Eyyubilerin, Selahaddin'in, Selçuklu'nun, Hz Ömer'in bizlere hatırlatacağı bir dava var; evet, henüz bilmediğimiz bir davamız... Buyrun, Mescid-i Aksa'ya dair her şeyi öğrenmeye, görmeye ve sırtlanmaya. Rabbim Talha Uğurluel'den razı olsun, hizmetini kabul buyursun. Bizleri de o davanın yolcuları eylesin. Âmin...
Arzın Kapısı Kudüs - Mescid-i Aksa
Okuyacaklarıma Ekle
5
339 syf.
Bu Ülke, Cemil Meriç'in biyografisini içermekle birlikte, deneme şeklinde yazdığı türlü konularda hem edebi hem felsefi hatta siyasi düşüncelerini yansıtır. Otobiyografisiyle başladığımız bölümde yazar kendi hayatını anlamak için yaşantısını kaleme aldığını ifade eder. Uzun Süren Bir Çıraklık bölümüyle düşünce dünyasının çocukluğundan beri nasıl şekillendiğini anlarız böylelikle. Cemil Meriç'i kendisini sigaya çektiği şu cümlesiyle tanımlayabiliriz: "Kimim ben? Hayatını, Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi." Çocuk yaşlarından beri kendine toplumda bir yer bulamamış aydın, kitapların arasında bir dünya kurar ve kendini okumaya adar. Çok çok okur, gözlerini kaybetmesine sebep olacak kadar. Meraklıdır öğrenmeye, yazmaya, araştırmaya. Bu sebeple onun kültür bilgisini, edebi bilgisini, Batı edebiyatına hatta Hint edebiyatına dair edindiği bilgilerin zenginliğine şaşmamak gerek. Zira her sayfada sizi bir bilgi birikimi karşılıyor. Otobiyografisinden sonraki bölümlerde çeşitli konular hakkında düşüncelerini beyan ettiği felsefi ve edebi fikirlerini genel olarak iki şey üzerine konumlandırıyor: Doğu ve Batı dünyası. Yazar, Batı'nın dünyaya kattığı ideolojilerin altında yatan asıl amaçları Türk insanına göstermek için çabalar. Bu bağlamda Batı'nın süslü ideolojileri aslında koftur. Yazar sık sık "izm" lerin amacından, Batı'dan gelen hiçbir "izm" in masum olmadığından dem vurur. Tanzimat sonrası Türkiye'nin Batılılışma serüvenini, Batı'ya kaçan yazarları ve fikir adamlarını onun deyimiyle "intelijansiyan"ları sık sık eleştirir. Çünkü kendi toplumundan, İslamiyet'ten, değerlerinden, örf-geleneklerinden kopmuştur Osmanlı ve Türk aydını. Avrupa'nın Türk aydınında başarmak istediği emeli ise şöyle anlatır: "Avrupa Tanzimat'tan beri aynı emelin kovalayıcısıdır: Türk aydınında mukaddesi öldürmek. Mukaddesi yani İslamiyet'i. Bu mukaddesin yerine kendi mukaddesini aşılayamazdı. Çünkü misyonerin hedefi, Devlet-i Âliyye'yi Hristiyanlığa kazanmak yani, Devlet-i Âliyye ile bütünleşmek değil, ezeli düşmanını "etnik" bir toz yığını haline getirmekti, istediği kalıba sokacağı şuursuz ve iradesiz bir toz yığınına." Yazara göre Batı medeniyeti ile Doğu medeniyeti ayrı bir dünyadır. Avrupa ile Osmanlı birbirine tezattır. Osmanlı ruh, Avrupa maddedir. Avrupalaşmanın bizden aldığı bir ruh vardır. Onu kaybetmemek adına şuurlu bir Türk olma hasletini aşılar yazar bu kitapla. İki medeniyeti karşılaştırarak Batı'dan aldıklarımızı sorgulatır. Buna göre Osmanlı kendi ahlâki değerlerini bir yana bırakarak Batı'nın ideolojilerine, düşüncelerine sarılmayacak. Batının maddeciliğine kanarak ruhsuz bir devlete dönüşmeyecektir. İslamiyet'i Batılaştırmak isteyen Avrupa'ya izin vermeyecektir. Kitap içerisinde Batı'dan, Doğu'dan, Asya'dan çeşitli yazarlar ve kitap isimlerinden çok fazla sayıda isim var. Yazarı anlamak için o yazarların da en azından kim olduklarına dair bir göz atmamız gerekiyor. Kitabın arkasında kaynakça olarak belirtilmiş. Sürekli çevirip bakmak yorucu olduysa da, yardımcı oldu. Yazar Batı'ya karşı fikirlerini cesaretle ve açık yüreklilikle ifade ediyor. Yazarın entellektüel bir birikimle kaleme aldığı Bu Ülke'nin tüm Türk insanına bu ülkenin dinamiklerini, ruhunu ve değerlerini bir kere daha hatırlatacağını umuyorum. Türk insanının batı zihniyeti adına akli ve fikri uyanışına katkı sağlayacağını düşünüyorum. Yazarın şu cümlesiyle sonlandırayım o vakit: "Bana sorarsan kütüphanene dön, yani kitap ol, aydınlan ve aydınlat."
Bu Ülke
9.0/10
· 14,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
13
255 syf.
“Amacımız en büyük gerçektir. Yeryüzünde tevhid davasıdır. Allah’ı bilme davası, tek Allah’a kulluk davası, Kur’an ve sünneti üstün kılma davasıdır. ‘Hüküm ancak Allah’ındır’ davasıdır.“ Zeynep el-Gazali el-Cebili, ömrünü bu dava şuuru ile geçirebilmek adına mücadele etmiş, kanını akıtmış, canı pahasına da olsa bu davadan vazgeçmemiş bir davetçi, mücahide kadındır. Zindan Hatıraları kitabıyla davasını ve davası uğruna çektiği cefalarını müslüman kardeşlerine ve tüm insanlara ibret dersi olması adına kaleme almıştır. 1914-1922’de İngilizlerin Mısır işgali sonrasında İngiliz etkisi altına giren Mısır’da oluşan İslami ve ahlaki çöküntüler sonrası Hasan el-Benna, müslümanları Kur’an’a, sünnete, Hakka davet etmek uğruna Müslüman Kardeşler Teşkilatını kurar. Zeynep Gazali, bu teşkilata üye olmakla birlikte kendisi 1936 yılında Müslüman Kadınlar Birliği’ni kurar ve insanları İslam'a davette aktif bir rol oynar. Yöneticiler siyasi otorite ve baskıyla Müslüman Kardeşler ve Müslüman Kadınlar Birliği Teşkilatını kapatır ve 1965 yılında Seyyid Kutup başta olmak üzere tüm üyeleri ve Zeynep Gazali tutuklanır. Devlet başkanı Abdunnasır, müslümanların İslam’ı anlatmak, müslümanların gerileme sebepleri için çözüm üretmek uğrundaki çabalarından rahatsız olduğu için onları zindana atması, şehit etmesi; münafıkların materyalist dünya çıkarlarından dolayı İslama nefretini, zorbalığını, vahşetini gösteriyor. 20.yy da şahit olduğumuz bu zorbalık Mekke müşriklerinde, Medine münafıklarında dahi yoktur dedirtiyor. Seyyid Kutup ve birçok müslüman şehit ediliyor. Zindanlarda türlü türlü işkencelere maruz kalan Müslümanlar ve şehit edilenler, Hak yolunun batılla asla birleşemeyeceğini tüm dünyaya öğretiyor. "Sizler bâtıl üzerinde olduğunuz halde hak ile ittifak mı etmek istiyorsunuz? İnanç ve ideolojinizi doğudan ve batıdan alıyor, sosyalist sloganları yüceltmeniz yanında bazen de kapitalizmin ilâhlarına sürtünüyor, kısaca iki küfür karışımından alıyorsunuz. İslâm, bildiğiniz, arzu ettiğiniz ve umduğunuz şeylerden başka, öte bir şeydir." Zeynep Gazali’nin üzerinde uygulanan işkenceleri okumaya yürek dayanmıyor. Yürek dayansa akıl vehmini kaybediyor. Açlık, falakaya yatırılma, köpeklere saldırtma, kırbaçlama, vurma ve üstelik bu altı yıl sürüyor. O eziyetler altında can vermiyor büyük kadın Zeynep Gazali. Öldüren de yaşatan da O'dur. Eziyetler altında kalbini Allah aşkıyla, imanla, teslimiyetle teskin eden Zeynep Gazali’den öğrenecek o kadar çok şey var ki. Tağutlarla mücadelesi, İslam’ı yayma mücadelesi, davasından ölüm pahasına caymaması bizlere kendi İslami şuurumuzun, batıl karşısındaki duruşumuzun ve davamızın muhasebesini yaptırması bu kitaptan çıkarılacak önemli derslerdendir. Allah kalplerimizi İslam yolunda sabitleştirsin, gayretimizi arttırsın. Kitabın sonundaki röportajda şöyle diyor Zeynep Gazali: “Samimiyetle söylüyorum. İslam geliyor, İslam geliyor, Allah’ın izniyle muazaffer olacağız.” Âmin, âmin… Allah rahmet eylesin... Mücadelen ve azmin okuyanların yüreğinde bir diriliş tohumu eksin...
Zindan Hatıraları
9.4/10
· 1.413 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
23
320 syf.
Doğan Cüceloğlu Hoca, 80 yıllık ömür yolculuğunun kıymetli sayfalarını, anılarını, deneyimlerini, gelişimini, birikimini okurlarla söyleşi şeklinde paylaştığı kişisel gelişim tarzında bir kitap bırakmış ömür devriyesini tamamlamadan kısa bir süre önce. Hayatındaki anlam arayışını her daim sürdüren, 80'li yaşlarında hâlâ sürdürmeye ve topluma faydalı şeyler katmaya çabalıyor. Kitapta "En anlamlı ve üretken zamanımdayım," diyor. Öylesi bir ömür. Doğan Hoca pek çok konu ile ilgili düşüncelerini samimi ve dostane şekilde aktarıyor kitapta. Bir ebeveyn, öğrenci, eş, öğretmen, işçi, işveren ve kendi gelişimi için çabalayan herkese hitap ediyor bu kitap. Özellikle kitapta bahsettiği çok kıymetli kavramlardan birkaçının her bireyin üzerinde durması gerektiğine düşünüyorum. Bunlar: niyetin saflığı ve gözlemleyen bilinç. Herkese vermek istediği, hayatına katmak istediği ortak düşünceler: *Ben yerine 'Biz' olabilmeyi başarabilmek, *Yaşamda bir ekip içerisinde sorumluluklarını üstlenenilen birey olabilmek, *İnsanda özü ve canı görebilmek, * Korku kültürü yerine 'gelişim odaklı bir kültür' ile yaşayan ve yaşatan olabilmek, *Kendi niyetinin saflığını keşfedebilmek, *Kendi benliğimizi değerlerimiz ile bütünleyebilmek, *Kendimiz olarak var olabilmek ve kendimizi keşfetmek. Tüm insanlarda bu bilinci uyandırabilmek için çabalamış bir ömür hikâyesi görüyorum onun yaşamına ve yazdıklarına baktıklarımda. Çocuk yetiştirmeye dair ebeveynlere, öğrenciler için öğretmenlere, işçiler için iş verenlere dair verdiği nasihatlar bir toplum olarak daha iyi, daha bilinçli bir insan olabilmek ve sağlıklı bir toplum ilişkisi oluşturabilmek için. Diğer tüm kitaplarında da, seminerlerinde de bu çabaya hep şahit oluyoruz. Bu minvalde çabalarını, emeklerini, düşüncelerini takdir ediyor ve çok kıymetli görüyorum. İnsana dair hep ümitvar bir hâl takınması, yaşamda her daim öğrenmeye açık, anlam peşinde koşan, yaşamı şükürle kucaklayan yanı insana iyi geliyor. Onun insanlara çok kıymetli şeyler emanet ettiğine inanıyorum. Her daim iyilikle anılan bir bilim insanı ve bu ülkenin toprağının samimi bir insanı olarak kalacak. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun... Ufuk açıcı, yol gösteren ve ilham veren bir kitap olmuş. Herkese cânı gönülden tavsiye ederim. "Öyle adil bir düzen içindeyiz ki, kimsenin kimseye teşekkür borcu yok. Hepimiz görkemli bir sistemin içinde birbirimizi tamamlıyoruz."
Var mısın?
9.0/10
· 8,4bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
4