Kadim Mısır kayıtlarına göre düşmanın adının anılmasından imtina edilmesinin, kutsal metin anlatıları bağlamında bir nazire olarak düşünülmesi bir yana, Mısır topraklarında müstakil bir etnik sınıf
"Ben ölümü bakkala gitmek gibi bir şey sanıyordum. [...] İnsanlar Almanya'ya çalışmaya gitmişlermiş eskiden, onları bilmem, Almanya'yı hiç bilmem. Arabistan'ya ve Libya'ya gidenleri biliyordum, öyle bir şey sanıyordum ölmeyi."
Libya lideri Kaddafi, çeşitli ülkelerin illegal ve özellikle
terörist olan gruplarına her türlü maddi imkan ve serbestiyi verdiği gibi bunları PKK’ya da vermektedir.
Şunu bilin ki Pakistan , Abdülkadir Han adındaki bir proje şefinin Batı’dan çalmış olduğu teknoloji sayesinde nükleer silahlar üretti . Bu beyfendi daha sonra da söz konusu teknolojiyi çeşitli ülkere sattı . Bunların arasında en azından İran , Libya ve Kuzey Kore’nin bulunduğunu biliyoruz .
Yani yine aynı söyleme geri döndünüz . dedi Tomas alayla . Irak konusunda da bu nakaratı tutturmuştunuz , onun sonu nasıl oldu gördük !
Irak , oğul Bush’un büyük bir aptallığından ibaretti . Kitle imha silahları öyküsünü , petrolü kontrol altına alarak Orta Doğudaki Amerikan egemenliğini genişletmek için bahane olarak kullandılar ..
“Dünya çapında şöhret kazanacak olan oğlu, Mûsâ es-Sadr da 1928'de Kum'da dünyaya geldi. Lübnan'a yerleşerek atalarının topraklarında Şiîliği tekrar canlandırmaya odaklanan Mûsâ es-Sadr, 1969'da Şia Yüksek Konseyi başkanlığına getirildi. Suriye Devlet Başkanı Hâfız Esed'in mensubu olduğu Nusayrilik mezhebini Şia'nın "makbul ve meşru" bir kolu olarak tasdik eden de yine Mûsâ es-Sadr'dır.
1975'te patlak veren Lübnan İç Savaşı sırasında ülkenin en aktif şahsiyetlerinden biri haline gelen Mûsâ es-Sadr, 1978 yazında Libya'ya gerçekleştirdiği resmî ziyaret sırasında ortadan kayboldu. Akıbeti hâlâ gizemini korumaktadır.”
Libya gibi sürreal ve var olacağı düşlenemez bir yerin görülmeye değer olduğunu söylüyordu: "Yıkıntı, söküklük, kırıklık, uyuşukluk, kanlı gözler, yarım kalmışlık. Ne güzel bir fecaat!" İşte bu fecaat, bir zaman sonra Nilgün Marmara'ya ciddi anlamda zarar vermeye başladı. Gelir gelmez başka bir delirme durumuna geçtiğini iddia ettiği bu yerde rüyaları bile değişti. Tepelerinden geçen uçak ve helikopterler, içeriye dolan çöl, su birikintileri, hayvan sesleri... Karabasanlıydı Nilgün Marmara'nın uykuları. Düşler, yakasından düşmüyordu kendi tabiriyle. Zaman zaman avaz avaz ağlayarak uykuya dalıyor ve rüyalarında normal bir bilinçaltının taşımayacağı şeyler görüyordu: