"İnsanların tüm varlıkları kendileri gibi tasavvur etmeleri ve her nesneyi yakından tanıyıp aşina oldukları nitelikler atfetmeleri evrensel bir eğilimdir."
Renklerin, seslerin, kokuların, dokuların, tatların; sevinçlerin, kederlerin, hırsların, korkuların; sayıların, şekillerin ve dahi Tanrı'nın hiçbir gerçekliği olmayabilir. Benim onlarla ilgili düşündüklerim zandan ibaret olabilir. Onlara dair her şeyden şüphe edebilirim. Fakat şüphe eden olarak kendimden şüphe edemem. Bizatihi kendim haricindeki şeylerden süphe edebilmem, şüphe ettiğimin, yani benim şüphe ettiğimin, yani şüphe edenin ben olduğumun, yani (ben) olduğumun teminatıdır. Şüphe etmek düşünmek demektir. Şüphe ediyorsam, düşünüyorumdur. Düşünüyorum (o halde) varım (benim).
Augustinus'a göre akıl ile insan değişken nesneler ve değismez gercekler arasında farkı kavrar, bu konuda kendisinde bir farkındalık gelișir. İște tam bu noktada
akıl, saf akıl biçimini alır. İnsan saf akıl aracılığıyla, Varlığın kendisine titrek bir göz
atmayı başarır. Augustinus
Cevabı insan doğasının bilimi kapsamında oImayan hiçbir önemli soru olmadığı gibi, bu bilimi bilmeden herhang bir kesinlikle cevaplanabilecek tek bir soru da bulunmaz.
Bu nedenden dolayıdır ki, Hume'a göre, insan dogasının bilimi, tüm bilimlerin üzerinde yükselebileceği biricik sağlam zemindir. Bu bilimin, kendisinin üzerinde yükselebileceğini zemin ise deney ve gözlemdir. O, insan doğasının bilimini, kendi ampirist felsefe anlayışı doğrultusunda deney ve gözlemle, yani tecrübeyle edinilmiş bilgilerle sınırlandırılmıştır.