Yakışıksız, keyifsiz bir yaşamı vardı. Oysa o zamana kadar bütün çevresiyle birlikte varoluşunu olduğu gibi kabullenmiş, güzel bir şey olarak yaşayıp gitmişti.
Kitap okuduğu vakitler dışında asla sorgulamamıştı ki onlar da sadece güzel ama imkansız dünyalara ait hoş masallardı.
Oysa şimdi, tam ortasında Ruth adlı kadının çiçek açtığı başka bir dünyanın gerçek ve mümkün olduğunu görmüştü ve bundan böyle yeni acılar çekecek, canını yakacak büyük özlemlerle yanıp tutuşacak, sahip olamayacağı şeylere iştahlanıp kavuşamayınca umutsuzluğa düşecekti.
İçinde en iyi olan ne varsa muhteşem bir akışla dışarı taşıyordu. Sadece onu düşünmek bile Martin Eden'ı yüceltiyor, saflaştırıyor, daha iyi biri haline getiriyor
ve daha da iyi olmak istemesine yol açıyordu.
Mantığı, duyguları tarafından
gasp edilen genç, daha önce tanımadığı güçlü heyecanlarla
sarsılıp titriyor, hislerin yücelerek manevi bir hale bürünüp
hayatın zirvesinin ötesine taşındığı bir duyarlılık denizinde,
hazlar içinde sürükleniyordu.
Onun zahmetsizce anlattığı tehlikeler ve güler yüzü karşısında hayat, artık ciddi çabalardan, denetim ve kısıtlamalardan ibaret bir olay olmaktan çıkmış; oynanıp altüst edilecek, kaygısızca yaşanıp keyfi çıkarılacak, sonra da umursamadan fırlatılıp kenara atılacak bir oyuncak haline gelmişti.