Fazla kahvenin çarpıntı yaptığı içim kadar kasvetli bir günden, gece yarısına doğru yazıyorum sana bunları. Burası evim değil; ev olmaya layık bir şehir olduğunu da sanmam. Lakin mahsur kaldığım sokaklarda yazdığım şiirlerin taslakları durur. Bir gün şu şehirde “ev” diyebileceğim bir yer olursa, olur da bir yeri yuva niyetine benimseyip bağrıma basarsam, o gün hiç düşünmeden mektupların için çalacağım kapını.
Lakin benimsemeden ölürsem, o zaman boş bir çukura göm yazılarını; elbet ruhuma ulaşacaktır.