•”Ey Havva’nın doğurduğu, Lilith’in emzirdiği Azize” dedi aksanlı, bozuk Türkçesiyle hemen karşısında beliren cübbeli yaşlı adam. Yüzü görünmüyordu, sakalları karnına kadar uzamıştı ve elinde kahverengi, ucu her an yanacakmış gibi duran meşalelere benzeyen bir asa tutuyordu. “Yedi şeytan doğur, beşini öldür, birini terk et, diğerini büyüt.”
Azize’nin kızıl gözlerinde adamın ürkütücü yansıması vardı.
“Neden öldürmek yerine terk edeyim?” diye sordu Azize, elindeki Tevrat sanki yanıyordu. “Bu, öldürmekten çok daha acımasızca olacak bir infaz olmaz mı?”
“Eğer birini terk etmezsen, sonsuza dek yaşamak zorunda kalacaksın.” dedi cübbeli yaşlı bilge. “Sen bir fani olarak doğdun, bir fani gibi ölmek istemiyor muydun?”
“Bir fani olarak ölmek istiyorum elbette.” dedi Azize, kelimeleri dudaklarını yakıyor, çatallı dili zihnine uzanıyordu.
“Sen doğurduğun şeytanı değil, ileride canını alacak olan o Azrail’i terk edeceksin.” Adamın elindeki asanın ucundan bir anda fırlayan ateş, Azize’nin gözlerini kısmasına neden oldu. Adamın vücudunun bir yarısı cennette, bir yarısı cehennemdeymiş gibi görünüyordu. “Madem bir fani gibi ölmek istiyorsun, o şeytanı terk etmek zorundasın.”
“Büyüttüğüm şeytan ne olacak?”
Yaşlı adamın dudaklarını saran o zehirli tebessümü görmedi Azize.
“O şeytan, ileride sen olacaksın.”
•”Bir gün seni bulacağım Asale,” dedi adam, sesi geceye vurulmuş bir kırbaç şakıması gibiydi.
“Zehrinin tesiri ne kadar kuvvetli olursa olsun, karların altına gömülüp derin bir uykuya yatsan bile ateşimin sesini duyup, bana şifa olmak için geleceksin.”